çok özel bir şarkı bu benim için. güzel günleri anımsatan kodlardan biri daha, gece gece aklıma geldi öyle paylaşmadan geçemedim...
29 Mart 2008 Cumartesi
kış masalı
not: uzun zaman sonra bana bu şarkıyı hatırlatan canım arkadaşım eceme gitsin; sonsuz sevgisini, desteğini ve üzerimdeki hakkını ödeyemeyeceğim nadir insanlardan birine... eğer hiç tanışmamış olsaydık ben şimdiki ben olamazdım eminim...
28 Mart 2008 Cuma
çocukluk
dün yaklaşık 13 senelik arkadaşlarımla buluştum iş çıkışı. merveyle hiç kopmamıştık zaten de göktuğla da sanki daha dün ayrılmışız görüşmediğimiz onca zaman olmamış gibi aynı sıcaklık aynı sevgiyle sarıldık onca zamanın üstüne.
hazırlık 6. 7.sınıf anıları. yaptığımız salaklıklar, zevzeklikler, insan yaşadığı anın ne kadar güzel olduğunu o anın içindeyken anlayamıyor. gülmekten yanaklarım ağrıdı. kısa zamanlara sıkıştırılmıştı görüşmemiz iş güç sahibi(ama halen çulsuz) insanlar olmuştuk ama hep yürüdüğümüz sokaklarda yürüyüp geyik yaparken sanki yine 13-14 yaşlarında üç arkadaş olduk. göktuğ her zamanki gibi öyle bir şey söyledi ki ben de her zamanki tipik gülme krizlerimden birine tutuldum mesela.
sınavlar, çektiğimiz kopyalar, manyak hocalar, göktuğun geçenlerde fatih hocayı görüp korkması, derse bir dakka geç kaldın diye yok yazılmalar...
keşke dedik merveyle geri dönebilseydik de şöyle bir izleseydik o hallerimizi günlerimizi...
hala suratımda aptal bi sırıtış.
şu dünyada hiçbir konuda şansım yaver gitmese bile dostlarım konusundaki şansım yadsınamaz. iyi insanlar çıkardı tanrı karşıma genellikle ve ben kaybetmemeyi başarabildim eski arkadaşlıklarımı da. çok şükür, çok...
sevgili
Zaman nasıl akıp gidiyor
İnsanlar maskelerini ne çok seviyor
Yıllarca bir yalanla bir ömür geçiyor da
Hiç kimse yok bir tek günü sonuna kadar yaşamaya
Mecbursun yalnızlığa
Oysa sevgili, bir tek sevgili
Nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini
İçimdeki fırtına ele geçirdi beni
Bir gün baktım hiç korkmadan aynaya
Orda yeniden gördüm kendimi
İşte sevgili, bir tek sevgili
Nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini
Şimdi asla pişman değilim
Yaşadığım her şeyin bedelini ödedim
Nasıl olsa bir gün gelir duygular bulur yerini
Hem cehennem, hem de cennet yeryüzünün mevsimleri
O kadar şey değişti ki
Artık kimse masum değil
Duygular çok eskidi
O zamanlar biz ne güzel çocuklardık
Dünyaya aydınlık gözlerle bakardık
Ve işte o zaman kırdığın bu kalp
Şimdi kırıyor başka kalpleri
Aşkta kazanmak dedikleri kaybetmektir birçok şeyi
kulağımda müzik çalarım hatırlamıyorum bile böyle bir şarkıyı listeme eklediğimi, şarkıyı bile ilk defa dinliyorum ki... ne garip, ne garip; sevgili işte. sevgili olmadığınızı söylese bile sevgili. adı bile güzel tekrarlayıp durası; sevgili, sevgili, sevgili...
26 Mart 2008 Çarşamba
25 Mart 2008 Salı
aşkı kalıcı kılmayı kim biliyor?*
23 Mart 2008 Pazar
saat falı
not: bir sürü şey yazmıştım sonra beceremedim düzenlemeyi bir türlü silinip gitti etiketleri kaldı geriye, napalım hayırlısı demekten başka yapacak bir şey yok...
edit: şimdi çok gülüyorum bu yazıya, çokkkk... enayi tuğba, enayi n'olacak! 19.09.2008
22 Mart 2008 Cumartesi
tespit
hani sırf var olduğu için size rahatsızlık veren insanlar vardır.
yani aslında çoğu zaman hiçbir zararları dokunmamıştır size yani bir şey yaptıkları yoktur.
ya da bir şey yapmışlardır ama size yönelik kişisel bir şey değildir yaptıkları.
neyse isteyerek ya da istemeyerek bir şey yapmış ya da yapmamış ama sadece varlıklarıyla dokunan sizi rahatsız eden insanlardan bahsediyorum.
öyle bir şeydir ki o varlığıyla yer kaplamasaydı şu koskoca dünyada her şey bambaşka olabilecekmiş gibi gelir ya.
aslında hiçbir şey bambaşka olmayacaktır ama engellenemeyen bir rahatsızlık duyarsınız gene de.
neyse benim var birkaç tane bunlardan.
ve ben biliyorum ki birkaç taneden fazla insan benim için böyle hissediyor.
niye mi yazıyorum, hiçbir nedeni yok öylesine bir tespit bu. hukuktaki gibi, ne inşai bir durum yaratılıyor ne de bir eda hükmü veriliyor sadece tespit. manasız ve gereksizce.
dedim ya bu insanlardan herhangi birinin varlığına son versem bile hayatımda hiçbir şey değişmeyecek ama gereksizce yine de istiyorum bunu. yine kötücül ve bencil davranıyorum biliyorum ama bu ben değilim bu aynadaki ben.
ayna demişken CHOICE kelimesi aynadan okunduğunda değişmez mi? buna bakılacak.
bir de geçenlerde geyiğine bir tespit daha yaptım ebruyla konuşurken, alpay erdem (burdaki ironiyi de şimdi fark ettim o kadar zamandır takipçisiyim bu adamın) gibi yazdın dedi birden. çok sevindim saçma bi şekilde iltifat kabul ettim. kendime aferin dedim:P ama yaptığım tespiti buraya yazsam mı yazmasam mı kararsız kaldım. neyse o da bana kalsın belki sonra yazarım.
insanoğlu kuş misali diye bir söz var ya son zamanlarda sürekli bunu söyler buldum kendimi. tam da kuş misaliyim bu aralar ben. bir haftadır ankaradaydım şimdi antalyadayım haftaya gene ankara. hadi kuş misali olmak bir yana da sınav rekortmeni de olucam bu gidişle. salı mülakattan çıktım yarın üds pazar da hakimlik. bir de işe yarasalar. neyse insanoğlu kuş misali hakkaten ama çok sık olması tavsiye edilmez tarafımdan.
sonra bi de arkadaşın nişanı var kalkıp kaç saatlik yol gidicem gene. bir de ne giysem sorunsalı olmasa. çok seviyorum böyle seromonileri. kız istemeye gelicekler, tuzlu kahve içiricez damada, yüzükler takılacak, kurdeleden çok kısacık birer parça kesicez biz de ebruyla ki tez vakitte bizim de kısmetimiz olsun...:P:P ama en heyecanlı kısmı gene de kız isteme kısmı. öyle kolay kolay vermemek lazım.:P
oy bi de haftaiçi ruhsatım gelmiş olacak yemin töreni filan... resmen avukat olucam bakalım ne işe yarayacaksa...
ben boş beleş yattığım günleri özledim şimdiden yahuuuuu...
bir de ben "dahi anlamındaki de'leri" ayrı yazmayan(bilerek isteyerek) ya da yazamayan insanlara sinir olurdum. aslında halen de oluyorum ama sorunun kaynağını buldum şimdi daha rahatım sinir olma haklılığımda. bir yazıyı okunması zor hale getiriyor ayrı yazılması gerekirken bitişik yazılmış de'ler. anlamı bozuyor, sürekliliği engelliyor. gerçi zamanla -de,-ki filan derken ben abarttım bu işi bir kelimenin yazımı konusunda tereddütteysem tdk'ya başvurur oldum. ama gerekli görüyorum bunu; çünkü bir blog yazıyor ve edebi bir kaygı güdüyor bunu da belirtiyorsanız dilbilgisi kurallarına da uymak zorundasınız gibime geliyor. en azından kendi adıma. uzattıkça uzattım yine...
20 Mart 2008 Perşembe
tarot

bir de bugün çok sevdiğim bir arkadaşımın pek bir tatlı cadı sevgilisi tarot falı baktı bana. kara prens(!):P olarak falımda görünen kişiyi pek bi güzel tarifledi.(hiçbir şey anlatmamıştım oysaki, yeni tanıştık zaten) kara prens tanımlamama gülmeyin, değnek prensi miydi neydi çıkan, kartın kendisi kötü zaten dedi bahar. aman fal işte demiyeceğim. beni hiç tanımayan birinin bu kadar ayrıntılı tariflemesi yaşadıklarımı ve hissettiklerimi garip geldi. neyse kötü olan bu değnek prensiyle hayatının bir yerinde bir kez daha karşılaşacağımızı söylemesi oldu. bunu da inanmayarak ve istemeyerek bertaraf edebilirim zannımca:)
sonra güzel olan bambaşka ve daha iyi bir prensin(kupa prensiydi galiba bu da) de falımda çıkması oldu. bakalım bekliyoruz heyecanla.
ve her zaman fallarımda olduğu gibi iş ve para açısından bir sürü olumlu şeyler söyledi. zaten bu kariyer öngörüleri çıkarsa falcıların benimle ilgili işte o gün aşkı meşki boşverip pek bir sevineceğimdir.:)
neyse fal bahanesiyle dertleşmiş olduk. süper bir iletişim aracı yahu şu fal biz kadınlar için...
19 Mart 2008 Çarşamba
kızıl

ne meraklıymış erkekler kızıl saça valla anlamadım gitti. o kadar demişler boşuna mı demişler sarışının adı esmerin tadı diye...:P neyse yanlış anlaşmalara mahal vermeden konuya gireyim.
efendim lisans hayatımın iki senesi ciddi bir hata yapıp saçlarımı kırmızının tüm tonlarına boyadım ve hatta en turuncusundan pembesine kadar el attım. şimdi bunun neresi kötü değil mi, ilk bakışta hiç de kötü gelmiyor, biliyorum. zaten onca zaman boyunca bana da kötü gelmemişti. sorun yakışıp yakışmaması da değil- kendi şahsi kanaatim yakıştığı yönündeydi zira etraftan da hep olumlu tepkiler aldım.- sorun bambaşka bir şey.
sorun tam da herkes tarafından kızıl ve hatta hatta kırmızı saçlarımla(pembe olarak da hatırlayan var) hatırlanıyor olmam hem de herkes tarafından.(e.nin hakkını yemeyelim o benim feminist(!) olduğumu da hatırlıyordu, kriminoloji almışız ortak ya...bi de ecenin bu kadar ayrıntılı hatırlanıyor olmamı anlatmam üzerine yaptığı bir çıkarım var ki-tek kelimelik- söylesem tam olacak ama yok yok boşverelim gitsin.)
hiç tanımadığım birisi yahu ömrümde görmemişim tanıştırılıoruz, anında "ben seni hatırlıyorum kızıldı di mi saçların" versiyonu bi cümle kuruyor. sinir oluyorum sinir. bunu daha önce biliyor olsaydım daha önce vaz geçerdim kızıldan. bu kadar dikkat çekmiş olmak hem kötü hem de can sıkıcı. sevmiyorum ben.
bir de düz insan çıkarımıyla şöyle de bir sonuca varmadan geçesim gelmedi, "belki kırmızı saçlı ve feminist(!) olmasaydım son yaşadıklarım başıma gelmeyecekti." aman saçmaladım işte.
bir de saçlarım kendi rengine kavuşmuşken tanıştığım arkadaşlarım var. bu gruptaki bayanlar saçlarımın kendi renginde olmasından yanayken erkekler daha doğrusu sadece canım arkadaşım ahmetcim(bi de mithat var tabii ama o pek ısrarcı olmadı neyse ki:) kızıl olmamda ısrarcı. bu görüşmemizde daha merhaba bile demeden " ee sen boyamamışsın saçlarını" dedi. zorla mı yahu?
hem nedir bu böyle yahuu, sevmesin erkekler kızıl saç uyuz oluyorum uyuz. bundan sonra kızıl filan olmayacak benim saçlarım inadına sarı yaptırırım(abartıyorum) yine kızıl olmam. ne geldiyse başıma bundan geldi yaaa:):P
aman buyrun siz karar verin...
18 Mart 2008 Salı
dest-i izdivaç

beyaz atlı prensimi buldum efendim.
masalmış, beyaz atlı prens diye bir şey yokmuş, yalanmış hepsi...
yooo böyle düşünmüyorum ben bakın buldum da işte, demek ki neymiş inanmak gerekiyormuş sadece.
kendileri her ne kadar bir dizi kahramanı olsalar da oynarken kendisi olduğuna neredeyse emin olduğum için burdan okan yalabık nam-ı diğer necdet'e ilanen evlenme teklifinde bulunmaktan çekinmiyorum.
tek kelimeyle 'iyi' sadece 'iyi'.
adam gibi bir adam olsun da tek kusuru sarışın olmak olsun:):)
(kendimin bile inanmadığım yazı oldu ama napayım adam çok tatlı yavvvvv)
17 Mart 2008 Pazartesi
-sız,-siz hatta gereksiz
şu dünyada en çok korktuğum insan kendine nedensiz ve sonsuz güvenen insandır. (kimse alınmasın diye örnekleyeyim avrupa yakasındaki makbule karakteri mesela. gerçi o benim kastettiğim şeyin abartılmış ve ironikleştirilmiş bir örneği)
sonra yine korkarım olmadığı biri olduğuna kendini inandırmışlardan. (buna örnek bulamadım yok yok buldum ama söylemicem)
en çok korktuğum da her daim egolarıyla var olan ancak o şekilde varlığını sürdürebilenlerdir.(lisede bi arkadaşım vardı o da buna örnek)
hiç ama hiç mükemmel değilim hatta mükemmelliğin yakınından bile geçemem. marazlı görürüm hatta kendimi. o nedenle kimse 'sen kim oluyorsun'la başlayan cümleler kurmasın, daha önce de söylemiştim aynı zeminde değilim aşağılarda bir yerlerde kusurluluğuyla mutlu cabalamaktayım ben. ve en önemlisi istedim ve oynadım da sizin haklılığınıza anlam veremedim bir türlü...
bağlanmak

ankaraya geldiğim şu birkaç gündür fark ettim ki ben aslında bir şeye, bir kişiye çok kolay bağlanıyormuşum. kolay sevdiğim gibi kolay da bağlanıyorum demek ki. iki gündür evimin kapısını her açtığımda içeriden çiko miyavlayarak beni karşılayacakmış gibi geliyor. ama kocaman bir boşluk kulakları sağır eden bir sessizlik var evde. onca ay bir başıma yaşadım hiç sıkılmadım korkmadım diye söylüyordum herkese ama hakkını yemişim çikomun. özledim bile. hem iyi hem de kötü bir şey bağlanmak, bağlanabilmesini becerebilmek. gerçekten sevmekle ilintili bağlılık. aşk, sevgi, bağlılık, sadakat çok önemli yerler kaplıyor hayatımda, en çok da bu nedenle hayal kırıklığı yaşıyorum, belki de yaşatıyorum.
demin numunenin orda dolmuştan inmiş aval aval acaba ne yöne gidecektim diye bakınırken (bazen olur bana bu, en iyi bildiğim yerde bile kafam bulanır, nevrim döner hangi yöne gideceğimi bilemem) istersen hiç başlamasın çaldı birden mp3 playerımda. T. bana istersen hiç başlamasın diye sorduğunda evet hiç başlamasın demeli, ben de 24 kasım 2007 günü E.ye sormalıydım İstersen hiç başlamasın diye. en başında yaptığım hatalardan biri de buymuş bugün idrak ettim. not: iki ay önce yazdığım ilişki manifestoma eklenecek bir madde daha, birisi sana istersen hiç başlamasın diye soruyorsa ve sende de tereddütler varsa hiç düşünmeden başlama bu bir; saf salak aşık olduysan ilk bakışla karşındaki de sana aşık olacak değil ya bir sor bakalım 'istersen hiç başlamasın' diye bu iki...
bu hikaye eksik kalsin
onca yaralarin ardindan
yeni bir ask yaratamazsin... "
16 Mart 2008 Pazar
alıntı-2*
* Ağaçkakan, Tom Robbins, İngilizceden Çeviren: Fatma Taşkent, Ayrıntı Yayınları, s.100
alıntı-1*
Sorun, düşünceyi başlatan ya da geliştirende değil, ikinci düzeyde başlar. Düşüncenin cazibesine kapılan, onu benimseyen, son tırnakları da kırılana dek ona asılan, onu ortaya çıktığı ruh halinde barındıracak genel bakıştan, esneklikten, düş gücünden, en önemlisi mizah duygusundan şaşmaz biçimde yoksun insanlarla başlar. Düşünceler ustalar, dogma ise müritler tarafından oluşturulur ve Buda da daima arada güme gider.
Yol açtığı bütün sefaletler nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü'nün yapılacak işler listesinin başında gelmesi gereken, dar görüş adında, özellikle sevimsiz ve cesaret kıracak denli sık rastlanan bir bela vardır. Dar görüş, beyin egodan daha az enerjik olduğunda çoğalan optik bir mantar yüzünden oluşur. Siyasete maruz kalınca karmaşık bir hal alır. İyi bir düşünce, sıradan dar görüşün filtre ve kompresörlerinden geçirilince öte taraftan ölçü ve değer açısından azalmış olarak çıkmakla kalmaz, yeni dogmatik biçimlenimiyle başlangıçta niyetlenilenin tersi etkiler üretir.
İşte bu şekilde, İsa Mesih'in sevgi dolu düşünceleri, Hıristiyanlık'ın kötülük saçan klişeleri haline gelmiştir. İşte bu nedenle, tarihteki neredeyse her devrim başarısızlığa uğramıştır: Ezilenler iktidarı ele geçirir geçirmez 'devrimi korumak' için totaliter taktiklere başvurarak ezenlere dönüşürler. İşte bu nedenle, önyargının ortadan kalkmasını arzulayan azınlıklar hoşgörülerini yitirir, barış arzulayan azınlıklar militanlaşır, eşitlik arzulayan azınlıklar kendilerini üstün görmeye başlar ve özgürleşmeyi arzulayan azınlıklar saldırganlaşır (kendini baskı altında tutmanın ilk belirtisi gergin bir kıç değildir).
* Ağaçkakan, Tom Robbins, İngilizceden Çeviren: Fatma Taşkent, Ayrıntı Yayınları, s. 81-82
öylesine
ne garip başka hayatlarda var olmaya çalışmak, kendi varlığından memnun olmamak.
başka türlü bir şey benim istediğim diyip duruyorum da ne istediğimi tanımlayamıyorum bir türlü.
peki ya "o başka türlü şey"i bulmaya çabalıyor muyum?
hayır.
peki ne yapıyorum ben, bazen sadece var olmaya devam etmek midir yaşamak?
belki de bazen değil her zaman sadece var olmaktır yaşamak.
takıntılı, sorumsuz, kötücül, düşüncesiz ve bencil olarak.
bu dönem böyle bi dönem benim için n'apalım.
demin kuzenim " kuzi ben seni çok seviyom yav ölcek miyim neyim söyleyesim geldi" diye mesaj atmış, insanın sevildiğini duyması lazım bazen. iyi geliyor.
bi de ölümü hastalıkları çok düşünenler ölümü ve hastalıkları kendilerine en çok çekenlerdir gibisinden bir şeyler diyor tom robbins. bundan sonra düşünmemeye karar verdim bencilce uzun yaşamak istiyorum. eceyle eskiden hayal ettiğimiz gibi buruş buruş iki büklüm ihtiyarlar olarak yad edelim istiyorum bu günleri, gülerek.
lost izleyecektim vaz geçtim ders de çalışasım yok tom robbinsten alıntılar yapmak istiyorum bloguma sonra hatırlamak istediğimde kolayca bulabileyim diye.
bu da böyle bir yazı olsun...
14 Mart 2008 Cuma
işte geldim burdayım
insanoğlu kuş misali diye boşuna dememişler yine bir sabahın kör vakti ankaralardayım, karımla soğuğumla geldim.
kara bulutların beni takip ettiğine bir delil daha buyrunuz burdan yakınız.
neyse evim, bilgisayarım, anılarım yerli yerinde.
kedilerimi de bıraktığım şekilde eksiksiz bulursam değmeyin keyfime.
otobüste "ayrılık seni görmezden gelirim" mısralı bir şarkı çalmaktaydı. aklımda tek bu kısım kalmış. ayrılık nasıl görmezden gelinebilir yahu, yoksa aylardır benim yaptığım bu mu? kabullenememek? bilinçaltıyla dahi olsa sahiplenmek? terk edeni özgür kılamamak? tek bi şarkıdan bir sürü soru yarattım kendime.
akıl ve gönül yeknesak işlemeli hem de her zaman...
13 Mart 2008 Perşembe
,
çok sıkılıyorum bu aralar
içimden hiçbir şey gelmiyor.
bir sigara paketindeki küçük ayrıntı hafıza çöplüğümü deşip hatırlatmasın.
şu aralar yapmaktan tek keyif aldığım şey Tom Robbins okumak.
aşkı kalıcı kılmanın yolunu bilen var mıdır acaba?
7 Mart 2008 Cuma
m*e*s*
ona yaptığım haksızlığın diyetini e. ile ödediğimi düşündüğüm eski sevgilim pek mutlu.
haklı kızgınlığıyla söylediği onca ağır söze rağmen onun adına sevindim sahiden. pek de kötü kalpli değilimdir belki de diye düşünüyorum, öyle midir acaba?
ama ya ben ya ben ne zaman aradığım aşkı bulucam? imrendim işte...
olumsuzlamaktan her şeyi yaldızlı davetiyeyle çağırmaktayım zannımca mutsuzlukları, kalp kırıklıklarını.
bundan sonra olumsuz ve umutsuz cümleler kurmamaya dikkat edicem, en azından sesli. belki duydukları için geliyorlardır, hazır bizi bekliyor hesabı...:))
bi de yine asıl yazacağımı unuttum. kareoke yapmak istiyorum ben ve de söylemek istediğim şarkı orhan babadan dertler benim olsun. iki gündür funda arardan dinleyip duruyorum bu bet sesimle nasıl becereceksem söylemeyi. aman hayal işte...
Bir zamanlar benim sevgilimdin
Yanımdayken bile hasretimdin
Şimdi başka bir aşk buldun
Mutluluk senin olsun
Dertler benim, çile benim
Hayat senin, senin olsun
Hatıralar, hasret benim
Ömrüm senin, senin olsun
Ben daha ne çile, dertlere yolcuyum
Ben alnına dert yazılan kader mahkumuyum
Fark etmez yaşamam, sen mesut ol yeter
Dertler bana gönül vermiş
Ben aşk sarhoşuyum
Dilerim her arzun gerçek olsun
Hayat bu, şansın hep açık olsun
Dertler benim, çile benim
Hayat senin senin olsun
Hatıralar, hasret benim
Ömrüm senin senin olsun
Bir gün daha geçti yine sensiz
Aşkım ağlıyor bak, sessiz sessiz
Çare bensiz, ben çaresiz
Ümidim senin olsun
Sana gelen dertler benim
Mutluluk senin olsun
Ben daha ne çile, dertlere yolcuyum
Ben alnına dert yazılan kader mahkumuyum
Farketmez yaşamak, sen mesut ol yeter
Dertler bana gönül vermiş
Ben aşk sarhoşuyum
Dilerim her arzun gerçek olsun
Hayat bu, şansın hep açık olsun
Dertler benim, çile benim
Hayat senin senin olsun
Hatıralar, hasret benim
Ömrüm senin senin olsun
hayal
kendimi bilemeyecek hale gelene kadar içsem içsem içsem...
ama mülakata bir hemen hemen bir hafta kaldı.
bu mülakatın olumlu sonuçlanacağı kesin olmadığına göre (evet, torpilim var mı yok mu belli değil) 30 marta kadar ders çalışmaya devam etmem lazım.
üstüne bu aralar adliyede de koşturmaya başladığıma göre nasıl olacak bu işler???
offffffffffff
bambaşka bir şey istiyorum ben küçük bir kitapçı dükkanı(büyük hayalimizden bile vaz geçtim) mesela. oturur kitap okur olabildiğince de kitap satarım. içinde sokak kedileri için mama kapları olur şöyle değişik değişik. sonra yavrularlar bebişler olur onlara sepet yaparım... şöyle ara sıra uğrayan bilge sokak köpüşümüz için de mama bulundururum. canı isteyince gelir yer benimle sohbet eder gider. (hep ben konuşurum o dinler aslında) ama geceleri çok geçe kalırsam durağa kadar bana eşlik etmeyi hiç ihmal etmez.
sonra gerçekten hayvan sever birileriyle bebişleri sahiplendiririm. yavru kedinin bakışlarının yumuşatamayacağı kalp yoktur bence. küçük de bir arka bahçesi olmalı kitapçı dükkanının. yerler eski tahta olmalı. belki iki masa da atarım bir kitabı alamayanlar ama yine de o kitabı okumak isteyenler için. müsamahalı olabilirim her şeye karşı, cebe atılan bir kitaba(çalınan şey kitap olsun yeter ki ve okusun o kitabı çalan kişi) ama kedilerime kötü davranmasın kimse. tek müsamaha gösteremeyeceğim şey o olur.
hayal işte ama akşam akşam düşüncesi bile huzur verdi, mutlu etti beni.
isteyen herkesi ortak edebilirim bu hayale efendim, dahil olmak isteyenler el kaldırsınlar yeter...
dükkanın adı da belli "kitapçı dükkanı" ne yaratıcı değil mi?:):)
p.s. yazıya bambaşka bir yerden başlayıp bambaşka alakasız bir yerden bitirmek de böyle olur ancak...:):)
4 Mart 2008 Salı
kabus
sabahın 6buçuğuydu aniden uyandım. bir rüya bu kadar net ve bu kadar kırıcı olmamaıştı benim için.
bilinçaltıma itip görmezden geldiğim onca şey tokat gibi patladı suratıma.
acımasızca.
hikayenin kedileri, kadınları ve kahramanı her şeyi olduğu gibi gösteriverdi birden.
ben kendimi diğer kadın kahraman zannederken yan rollerin birine itilmişim kendi benliğimle haberim yokmuş.
"anla artık tuğba, seni düşünmedi, düşünmüyor, düşünmeyecek."
3 Mart 2008 Pazartesi
olumsuz-mutsuz
görmek istediğim ilgiyi benim istediğim ve seçtiğim insanlar göstersin istiyorum.
sabahın er vakti ben göz göze gelmemek ve duymamak adına kulaklarımda son ses müzikle başım önde yolculuk ederken zorla diyalog kurmak zorunda bırakılmak istemiyorum.
zoraki gülümsemelerle geçiştirmek istemiyorum kimseyi.
sonra bir de sabah sabah asansörde kalmak istemiyorum. (sinir sistemimde hasar mı oluştu ne başka zaman olsa daha çok telaşlanacağım bu duruma garip bir kabulleniş ve sükunetle yaklaştım.)
bi de icra takibi filan başlatmak istemiyorum yarın.
olumsuz cümleler kurmaktan sıkıldım, biri beni olumlasın artık...
1 Mart 2008 Cumartesi
mart ipi
amma dağınık biriyim ben yahu, hayatım gibi kafam da darmadağın. asıl yazacağım şeyi unutum bir sürü başka şey yazdım.
neyse dün gece saat 12yi geçerken yani 1marta girmişken tam, bir göçmen geleneği olan mart ipini bileğime bağlayıp dileğimi de tuttum. şimdi martın ilk günü bir parça kırmızı iple bir parça beyaz ipi alıp bileğimize bağlıyoruz bağlarken de dileklerimizi sıralayıveriyoruz. mart ayı boyunca bileğimizde kalıyor bu bileklik mart bitince kolumuzdan çıkarıp ya bir taşın altına koyuyor ya da (yanlış hatırlamıyorsam) bir gül ağacına bağlayıveriyoruz ki dileklerimiz gerçekleşsin. valla hatırlamıyorum daha önceki dileklerim gerçekleşti mi ama olur ya tutar hesabı denemekten ne çıkar diyip tavsiye ediyorum sizlere de fütursuzca.:)
bakalım şu sıralar epey ihtiyacım var birkaç dileğimin gerçekleşmesine ben de mart ipine bel bağladım bakalım ne olacak. aa tabii bir de hıdrellez var daha önümüzde. bahar şöyle güzellikleriyle gelsin artık ruhuma da hayatıma da sıkıldım karakıştan!
kim bakmış
şu feysbuk denen illetten vaz geçemediğim gibi bir türlü sürekli gönderilen applicationları eklemeden de edemiyorum. birileri kim bakmış diye bişi yollamış ben de kabul etmişim. -miş'li konuşuyorum zira demin profilime bakarken fark ettim birileri sayfama girip bakmış bu uygulama da bakanları bir güzel listeleyivermiş bana. ee baktıysa ne olmuş diyeceksiniz ama manyakça bir şekilde her şeyi bilme huyum var ya bunun iyice körüklendiğini hissettim. şu sıralar lise aşkım dışında-onu da yeni buldum ondan- kimsenin sayfasını açıp bakmıyorum ben kendi adıma.
garip geldi kendimi bu aralar hiç olmadığım kadar görünmez hissederken aslında hiç de öyle değilmişim gibi geldi.
en iyisi ben de onların sayfasına girip bakayım, yapacak başka bişi gelmedi aklıma birden:):)
eski
eskiyi özlemek konusunda abartmak istemiyorum.
eskiyi özlemek için çok erken değil mi, kızıyorum kendime.
geçenlerde dolmuşta liseli iki kız gördüm. evleri aynı güzergahta belli dersane çıkışı daha uzun kalabilmek adına o dolmuşu beklemişler.
biz de öyle yapardık. canım arkadaşım evine gidebileceği bir sürü dolmuş geçer yine de biraz daha beraber kalabilmemiz için benim evime giden ve pek de sık geçmeyen 17numaralı dolmuşu beklerdi. 10 dakika sonra inecek olmasına rağmen. öpüşüp ayrılırdık. işte o iki kızda eski bizi gördüm.
şimdi son beşbuçuk senedir olduğu gibi ayrı şehirlerde kısacık zamanlara indirgenmiş ama çok değerli bir dostluğumuz var.
ama bir gün belleri bükülmüş yüzleri kırışık dolmuş iki yaşlı cadı olduğumuzda bile olsa bir gün yan yana olucaz ve eski günleri işte o zaman yad edicez. ama şimdi değil, çünkü şimdi çok erken.
kötü kalpli ikiz
dün içimde bir yerlerde baskılamakta olduğum kötü kalpli ikizim ele geçirdi benliğimi.
öyle feysbuk semalarında gezinirken nerden aklıma geldiyse eski sevgilimi arayayım dedim.
keşke demez olaydım.
onu bulamadım ama en yakın arkadaşını(benim de pek sık hatta hiç görüşmemekle birlikte halen arkadaşım olan) buldum. profilini herkese açık tutmuş, saklayacak hiçbir şeyi olmasa gerek.
neyse efendim bu malum şahsın fotoğraflarına bakarken bir de ne göreyim 6ayımı tamamen kalan 6 ayımı da kısmen zehir eden adam "mutlu çift" olmuş. üstüne bir de nişan yüzüğünü burnuma sokarcasına en eşek kadar olanından almışlar.
yahu ben zaten duymuştum duymasına evlenme niyetlerinde olduğunu da allah mesut etsin diyip geçmiştim. ne de olsa onca zamanlar geçmişti üstünden ve ben başkasına aşıkken bu kadar yine de fotoğrafını görünce sinirlerim tepeme fırlayıverdi.
yok yanlış anlamayın sorun bir kızla nişanlanması filan değil sorun "mutlu" olması.
deli danalar gibi dolaştım büroda bir o yana bir bu yana. hayatımı zehir eden adam kalkmış nispet yaparcasına gülümsemiş objektife.
yok yok kötü kalpliyim ben gerçekten. mutsuzluğunu dilemiştim hep arkasından bir dönem gördüm de mutsuz olduğunu ama yetmemiş ben bir daha hiç mutlu olamamasını istermişim ben aslında.
çok büyük bir haksızlık olarak geliyor kulaklara biliyorum. ama elimde değil içimde bir kötü cüce var sanki ve o fotoğrafla uyandı birden. ve ben ne kadar uğraşsam da bu manisa tarzanının da mutluluğu hak ettiğine inandıramıyorum kendimi.
neyse düşünmek istemiyorum artık ne onu ne de diğerini.
ama bir şey öğrettiyse bana bu yaşadıklarım o da manisa ili erkeklerinden uzak duracağım olsun bundan sonra!!!





