
ankaraya geldiğim şu birkaç gündür fark ettim ki ben aslında bir şeye, bir kişiye çok kolay bağlanıyormuşum. kolay sevdiğim gibi kolay da bağlanıyorum demek ki. iki gündür evimin kapısını her açtığımda içeriden çiko miyavlayarak beni karşılayacakmış gibi geliyor. ama kocaman bir boşluk kulakları sağır eden bir sessizlik var evde. onca ay bir başıma yaşadım hiç sıkılmadım korkmadım diye söylüyordum herkese ama hakkını yemişim çikomun. özledim bile. hem iyi hem de kötü bir şey bağlanmak, bağlanabilmesini becerebilmek. gerçekten sevmekle ilintili bağlılık. aşk, sevgi, bağlılık, sadakat çok önemli yerler kaplıyor hayatımda, en çok da bu nedenle hayal kırıklığı yaşıyorum, belki de yaşatıyorum.
demin numunenin orda dolmuştan inmiş aval aval acaba ne yöne gidecektim diye bakınırken (bazen olur bana bu, en iyi bildiğim yerde bile kafam bulanır, nevrim döner hangi yöne gideceğimi bilemem) istersen hiç başlamasın çaldı birden mp3 playerımda. T. bana istersen hiç başlamasın diye sorduğunda evet hiç başlamasın demeli, ben de 24 kasım 2007 günü E.ye sormalıydım İstersen hiç başlamasın diye. en başında yaptığım hatalardan biri de buymuş bugün idrak ettim. not: iki ay önce yazdığım ilişki manifestoma eklenecek bir madde daha, birisi sana istersen hiç başlamasın diye soruyorsa ve sende de tereddütler varsa hiç düşünmeden başlama bu bir; saf salak aşık olduysan ilk bakışla karşındaki de sana aşık olacak değil ya bir sor bakalım 'istersen hiç başlamasın' diye bu iki...
bu hikaye eksik kalsin
onca yaralarin ardindan
yeni bir ask yaratamazsin... "

