çok uzun yazmayacağım, yazsam sayfalar tutar...
bir çocuk polisin dur ikazına uymadı diye ensesinden/boynundan vurularak öldürülür.
katil polisin aklanması için vali (ya da vali yardımcısı) bile teşebbüste bulunur. bu ülkede işler böyle yürür zira; olayın üstüne düşülmesin, kazadır.
insan hakları gönüllüsü bir grup avukat bu işten bu kadar kolay sıyrılınmasına izin vermez.
polis tutuklanır. iddianame kasten adam öldürmeden düzenlenir. yargılama süreci başlar.
birinci derece görgü tanığının ifadesinin aksine polis ayağım kaydı tökezledim kazara vurdum der ısrarla. nasıl tökezlemekse bu çağdaşın ensesine denk gelir kurşun. koluna, omzuna, bacağına değil kafasına.
ikinci duruşma, sanığa söz verilir. sanık polis ilk duruşmadakinin aksine -ne olduysa pişmanlığı geçmiştir- vicdanım rahat der; vicdanım rahat, ben görevimi yaptım
çağdaş'ın yakınlarından biri bu söz üzerine dayanamaz, katil diye bağırır... katil... yalan mıdır peki, insan öldüren kimseye denmez mi katil diye, yoksa ben mi yanlış biliyorum, polis insan öldürünce katil olmaz mı?
bir yakınınız öldürülse, katili vicdanım rahat dese, siz de öfkelenmez misiniz? canınız yanmaz mı? içinizden bağırıp çağırmak gelmez mi?
onlar da öyle yaptılar. çağdaş'ın yakınları, amcası, teyzesi, kardeşi, kuzeni tabiki en doğalı annesi-babası. çevik kuvvet hazırda bekliyordu zaten hakimlerden biri bırakmayın bunları dedi, komser hiç beklemeden çembere alın diye atıldı. çembere alınmak nedir bilmezdim, gördüm. polise direnç gösteremeyecek yaşta ve güçte insanların dövülmesi; oğlunu kaybetmiş babanın kızını korumaya çalışırken kafasına telsizle darbe alıp kafasının yarılması demekmiş. polislerin gaz maskesi takıp çembere aldığı insanlara biber gazı sıkmasıymış meğer.
çağdaşa polis kurşunu
babasına polis telsiziymiş.
bu ülkede işler böyle yürürmüş. çünkü polis vatandaşı korumak için değil öldürmek için varmış.
gelin hepberaber soralım, korkmayan var mıdır polisten bu ülkede yaşayıp da?
çağdaşın dosyası sonuçlanana kadar bekleyeceğiz, adalet öldü mü yoksa can mı çekişiyor hala? bana sorarsanız gidip çalalım yas çanını adalet öleli çok oldu derim...
vicdanlarmızı kaybetmesek en azından...
hala çağdaşı bilmeyenler için... buyrun burdan bir başkası
27 Haziran 2009 Cumartesi
çağdaş öldü, peki ya vicdanlarımız?
23 Haziran 2009 Salı
ne yazsam bilemedim
--> ara ara hayattan kopuşlar yaşıyorum. bazen sadece vakit öldürmek oluyor yaşamak. arada çok sıkılıyorum, bir iki ekşın kaayım diyorum ekşın olup suratımda patlıyor.
--> blogtan da sıkıldım galiba, düşünüyorum eskiden neye dair yazıyordum bu kadar çok anımsayamıyorum. (oluum erdem unuttum seni bak, nıhahahhah)
--> erdeme not: ebru'dan kaçmana gerek yoktu be dostum. tamam denis farkına varmadan eşşeklik etmiş tanıştırırken sizi. ama çocuk nerden bilsin aramızda geçenleri, yoksa geçmeyenleri mi desem. aman tutmuş ebruyu sana tuğbanın arkadaşı diye tanıştırmış. ben olsam kaçmazdım, ne diye kaçayım. sen de kaçma, yarın bigün adliyede işin düşer bak:P
--> kendime not: dilek'in "görüntü adamı oyar" önermesi bir kereeeee dahaaaa dorulandı. eşşeklik etme, bok yeme, otur oturduğun yerde.
--> karpuz mevsimi açıldı. her öğün karpuz yiyebilirim, evet kendimde o potansiyeli demin gördüm. karpuzumu annemle dahi paylaşmam. o da benden esirgedi ama karpuzunu. karpuz yiyin sürekli tuvalete taşının millet. karpuz yemek güzeldir. yaşasın karpuz yemenin dayanılmaz hafifliği. hatta karpuz ve peynir. bi kelimeyi ardarda söyleyince ne anlamsızlaşıyor. bi dene bak. karpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkarpuzkar...
--> bi kere farkına varmadan alpay erdemlik taslamıştım. önce yazdıysam da tekrardan yazasım var. bak şimdi, sıçmak eylemini ele alalım. gerçek manasında fiziksel olarak bi insanı daha fazla rahatlatacak başka bişi var mı allaşkına. millet aktivya filan yiyor sırf bu eylemi hakkını vererek yapabilmek için. gerçek manada sıçmak süper bişi. amaaaa gel gelelim diğer anlamına. hayatta sıçmak çok fena. cümle içinde kullanalım mesela: "s.ktirrr temyizin son günü yarın, sıççççççtıkkkkk" vurgulanarak söylenir bi de. ama gerçek manasına gelince, ay tuvalete çıkamıyorum, yok aktivya da fayda etmedi filan. neyse işte bu kadar:)
--> çok üşengeçim bu aralar. blogları okuyorum vallah len, yorum şeyetmeye üşeniyorum sadece. vefasız neyin demeyin bana. simimya şeyhime bile yorum bırakmadım tee ne zamandır. onu çok seviyorum, yağlıyorum ballıyorum ki bana kızmasın, kulaaamı çekmesin. :P:P
--> kediler sahiplerine benzermiş temalı bi yazı yazmış prncfrn, benimkinin aşk hayatı bana benzemiş sadece. sevdim sevilmedim seveni sevemedim. oysaki piyenses gibi kedi yau. kedi evde kaldı. 3 yaşında bakire kedi mi olur be yaaa. bebişleri olsun bn de torun torba sahibi olayım artık. allam lüffrnnn. vallahi onun üzerinden kendime pay biçiyosam ne olayım. ama hani belki çikoya acırsan accık bana da onun torpilinden geçersin ha? olma mı? aşk hayatım çok kötü yaa, hatta aşk hayatım yok. bi de lafı gelmişken, eski kırıklarımı ısıtıp ısıtıp önüme sürmesen diyorum. hani eğlence olmuyor değil de ben dalga geçme kısmını da boka sarıyorum o bağğlamda.
--> haftasonundan sonra çocuk yapmamaya karar verdim. çocuğu yaparken hep beraber bakarken sadece anne. oldu güzelim. ey müstakbel koca, olur a bi gün evlenirsem ve sen benim kocam olursan tutar da bi çocuk yaparsak, o çocuğun ilk büyük -büyük dediysem ateş, üsye filan- hastalığında, bana, çocuğa neden iyi bakamadın, yok çocuğu sen hasta ettin filan dersen, ki bence aklından bile geçirme, seni o an boşarım. çocuk dediğin hasta olur. çok fena bozuşuruz anlayacağın.
--> ben ve kardeşim daha küçücükken (ben yenice 4 kardeşim de 1 yaşını anca geçtiği zamanlar) annem fulyayı (kardeşim olur) bana emanet edermiş, "aman ha kızım çocuğumuza iyi bak düşmesin, taş yemesin, toprak yemesin" diye tembihleyerek. yine bi gün lojmanın bahçesinde yazgımızı sermiş oyuncaklarımızı getirmiş, fulyayı bana emanet etmiş. bahçede benim şimdi anımsamadığım gülçin diye bi çocuk da varmış. o da o sıralar anca 2 yaşındadır diyo annem anlatırken. neyse annem gene bana bırakıp gitmiş ya çocuğu nasıl bunaldıysam sorumluluktan filan, (bu kısmın şahidi gülçinin annesi leyla teyze imiş) gülçine dönüp "gülçin ablam, ben evlenmicem, çocuk bakmicam, doğurmicam, çok zor" demişim. haftasonundan sonra acaba teee çocukluğumdan epey doğru bi karar mı almışım ne, sorgulamadım değil. ne zaman kardeşinin peşinde minik bi abla-abi görsem üzülürüm lan. yazık diil mi bize. ühühühühüüü. allam bi daha doğarsam bi ablam bi de abim olsun lüffennnn:))) bi evin büyük çocuğu olacağına git dağda domuz ol daha iyi :P:P
--> biz çocukken bi keresinde de televizyonun kumandasını kırmıştık fulyayla da annemlerden saklanmıştık okulun bahçesinde kavak ağaçlarının olduğu yerde. sonra ne olduydu hatırlamıyorum. bizim bir sürü hayvanımız vardı bi de. ne güzel bişiymiş şimdi düşününce köy öğretmenlerinin çocukları olmak. nereye gitsek peşimizden gelen bi oğlağımız vardı misal adı cincan olan. sonra fulyanın horozu cacik, fulyadan başka kimse yakalayamazdı onu. sarı bi kedi vardı bi de benim çok sevdiğim. (tam da şuan fonda arkadaşım eşşek çalıyor ve ben bu şarkıda ağlamaklı oluyorum hep:))
--> eklemezsem olmaz:
--> neyse daha fazla uzatmadan aşağıdaki şarkıyı es geçmeyin dinleyiverin bi der ve ben kaçarım. çok daldım maziye, arkadaşım eşşek sıpasını özledim bi de;)) o kendini biliyorrrr
stop - sam brown
All that I have is all that you've given me
did you never worry that I'd come to depend on you
I gave you all the love I had in me
now I find you've lied and I can't believe it's true
Wrapped in her arms I see you across the street
and I can't help but wonder if she knows what's going on
you talk of love but you don't know how it feels
when you realise that you're not the only one
Oh you'd better stop before you tear me all apart
you'd better stop before you go and break my heart
ooh you'd better stop
Time after time I've tried to walk away
but it's not that easy when your soul is torn in two
so I just resign myself to it every day
now all I can do is to leave it up to you
Oh you'd better stop before you tear me all apart
you'd better stop before you go and break my heart
ooh you'd better stop
Stop if love me
(you will remember)
now's the time to be sorry
(that day forever)
I won't believe that you'd walk out on me
Oh you'd better stop before you tear me all apart
you'd better stop before you go and break my heart
ooh you'd better stop
16 Haziran 2009 Salı
nuri öldü :(
her şey ama herrrrr şey para.
küçücük minicik bir kediyi kurtarabilecek %50 ihtimalli tedaviye verebileceğim 300 liram olmadığı için kızgınım. alamadığım kıyafetlre, gidemediğim restoranlara, çıkamadığım tatillere değil de minicik bir kediyi kurtarma ihtimali yarı yarıya olan bi tedaviye verecek param olmadığı için üzgünüm.
uyutulmak zorunda kaldığı için üzgünüm, ama ay sonunu bile zor getiren bi bünye için 300 lira büyük bir para.
ben topluca gidilmiş bir mekanda hesap ne kadardı sorusuna, "ne bileyim çok kalmadık ki ama ben gene de ortaya bi 100 lira attım çıktım" cevabını verebilecek durumda değilim.
nuri uyutuldu bu akşam. nuri bizim zeytinimzin 3 yavrusundan en afacan, en tatlı olanıydı. ve hatta en gürbüz ve en sağlıklı. sonra bi virüs geldi ve bağışıklık sistemini bi günde çökertti. vücudunda bi yerde kuluçkada beklermiş meğerse. ve benim, onu %50 ihtimalle kurtaracak bir tedaviiye harcayabileceğim 300 liram yoktu. uyutulsun dedim sakince en azından acı çekmesin...
diğer yavruları aşıladık hemen, elimden bu kadarı gelirdi bu kadarını yapabildim. ama ilk kez, içten ve gerçekten, bu defa kardeşim de ben de neden paramız yok dedik belki de.
elimizden bu kadarı geldi işte...
14 Haziran 2009 Pazar
yaz
yaz bunalımlarla geldi, o kadar sıcak ki zaten pek de olmayan çalışma şevkim hiç kalmadı bu aralar. yazın upuzun tatiller, evde mayışıp yatmalar, sabahtan akşama kadar deniz kenarında kavrulmalardan ibaret anılarını özledim. değerini bilemediğim boş ve uyuşuk günlerini.
içimden hiçbir şey ama hiçbir şey gelmiyor. yazmak bile. anlamsız sanki her şey, aşk bile. çünkü kıyısında dururken tam da şimdi aşkın apaçık gördüğün gerçeği reddetme çabasından başka bir şey olmadığını idrak ediyorum. kronik depresifler olarak biz kendimizi fazlaca önemsediğimzden oluyor tüm bunlar.
yarın iş var... zengin bir baban olmadığına göre tuğba aydemir çalışmak zorundasın, hep de çalışacaksın!!!
zengin demişken, zengin erkek - fakir kız oyunu da pek uzun sürmedi. sürmesin de zaten.
yaz bitsin en iyisi, bitsin...
12 Haziran 2009 Cuma
4 Haziran 2009 Perşembe
---
her zaman derim ben inandığım tek şey değişimdir diye. değişiyorum ve bunu dışardan gözlemleyebiliyorum.
mesela bir zamanlar koyu olmasa da eh işte denilebilecek düzeyde galatasaraylıydım. sonra ateist takılırdım çok pis. devrimcilik oynamaya çalışmasam da kendimi sol'da farz ederdim. bak hala daha milliyetçilik kelimesinden nefret ederim o ayrı. faşizmi çağrıştıran her şeye antipati duymamdan kaynaklanıyor belki de.
neyse ben bi zamanlar böyleyken ne olduysa oldu, başka bi insan oldum. tuttuğum takımı tırışkadan desteklemeye başladım, bana ne lan bana mı top oynuyo bunca adam dedim. hobi olarak gsli oldum. sonra ezilen takım fenerbahçeyi gördüm kupayı alana kadar fbli olmaya karar verdim. artık fbliyim yani. o kupayı alsın şampiyon olana kadar trabzonu destekliciim.
şaka bi yana şu takım tuttma muhabbetim bile azıcık ciddiye alınsa uçlardan ne kadar nefret ettiğim anlaşılabilir.
bu aralar aşırı "laik"çi tavırlara takığım. (böyle de tabir olmadı ama demek istediğimi bu anlatıyor gerçekten) şu tehlikenin farkında mısınız la başlayan tavır. ya da daha önce bilmiyorum. ben orda hissettim en çok. o sloganla ötelenmeye çalıştı toplumun bir kesimi bence. ergenekonla da ikiye bölündük, ergenekoncular ve karşıtları. ergenekon hakkında ahkam kesmeye yeterli bilgim yok ama tek söyleyeceğim doğudaki o ölüm kuyuları bile açılabildiyse, o dokunulamaz kutsal paşalara azcık da olsa yargının eli uzanabildiyse bi umut var demektir.
ben hislerimle hareket ederim her zaman, hemen hemen her şeyde. bir şeyler bana rahatsızlık veriyorsa ne olduğunu nasıl olduğunu anlamlandıramasam da kafamda yerleşince düşünceler haksız olmadığımı görürürüm.
özgürlüklere inanmak istiyorum benen çok. baskıyla, dayatmayla ve hatta zulmetmekle devam edeceğine en mükemmel rejim toplumun iradesiyle en boktanına dönüşsün tercih ederim. ben düşünmekte özgür olayım bir başkası giyinmekte başka bi tanesi de soyunmakta. kimse anadilini konuşmaktan yoksun bırakılmasın mesela. ne kadar gülerek anlatsa da patronum ilkokulda çerkezce konuşanları tahtaya yazmakla görevli olduğunu ben bunda faşizmin en basitini görür ve üzülürüm.
bir toplumun evrilerek gelişebileceğine inanırım. kötüye mi gidiyoruz, baskıyla iyi dediğin şeyi kabul ettirmeye çalışmak o kötünün de kötüsü aslına bakarsan.
bekir coşkun okumuyorum mesela, onun gördüğü gözle görmüyorum, onun baktığı yerden bakmıyorum. cumhuriyet gazetesini elime almayalı aylar oldu. şu sıralar sadece hissetmekle meşgulüm kafamdaki taşlar yerli yerine oturduğunda anlatabileceğim belki de demek istediklerimi.
mesela, ben bir yazarı sırf düşündükleri ya da bulunduğu siyasi zeminler yüzünden yargılayanlardan olmadım. aslına bakalırsa bu tavırla karşılaştığımda hala daha şaşırabiliyorum. birileri o yazarın bir tek kitabını okumak yerine şeceresini araştırmış bana ahkam kesiyor. gülüp geçemiyorum, acınacak duruma.
beni bu tarz ötelemeler irrite ediyor. facebook denen bokta -evet evet o bokun en kıdemli üyelerindenimdir ben belki de- türbanlı (bak başörtülü demedim ama desem ne fark eder başını örtmemiş mi en nihayetinde) bir kızın otururken beli açılmış donu gözüken videolarının paylaşılıp "bak bak asıl -afedersin- orospu bunlar" tavrı irrite ediyor. arada benim de belim filan açılıyordur düşük bel pantolona alışığız malum ben de orospuyum o zaman demek ki. (yok o sade don değildi tangaydı g-stringti filan demeyin izlemedim bile videoyu. ya da dur eleştirdiğim gibi davranmayayım da izleyeyim) hmm bira içen, dövme yaptıran, otururken beli açılmış da tangası görünmüş, bankta dizaltı eteğiyle bacak bacak üstüne atmış ve deeeee açık alanda sevgilileryle yiyişen türbanlı kızların resimlerinden derlenmiş bir videoydu izlediğim. tanga ve dövme dışında hepsini yaptım, tanga sevmiyorum rahatsız edici bişi dövme konusunda da hem canım tatlı hem de güvenebileceğim bir yer bulamadım henüz. modern başı açık kadın bunların hiçbirini yapmamış mesajı varsa burda ben bağnazın önde gideniyim o vakit, sevgili okur ya da kaşar mıyım acaba, bak şimdi kafam cidden karıştı. amaaa biri de çıkıp yorumlarda "ay benim sevgilimle ilişkim çok özeldi sokakta elini bile tutmazdım" diye çıkarsa peşin peşin söyleyeyim alnını karışlarım onun. ya yalandır söylediği ya da zottirikten tırışkadan bi ilişkisi vardır.
neyse konudan iyice uzaklaştım galiba ben. birileri çıkıp anafikri söylemeden ben kendi babafikrimi söyleyeyim: düşünmeden ahkam kesmek yerine azcık insan gibi hissetmek gerek der bu yazı, iişte saece bu kadar.
sevgilerimi sunar, yorumları heyecanla bekler cevap yazmayacağımı peşin peşin belirtirim.
ya bi de söylemeden geçemeyeceğim, uzaktan ahkam keserek eleştirdiğimiz bir sürü şey var ya hani misal eğitim şart filan diyoruz, işte o şeyler zottirikten ekonomimiz düzelmedikçe düzelmez canlarım. vatanın bölünmez bütünlüğü filan lafta kalır biz ekonomik olarak çöktükçe. penguende mi ne okumuştum, kimin yazısıydı anımsayamıyorum, millet olarak kucağa oturtulmuş fark ettirilmeden düzülürken ettiğimiz kavgalara bak mealinde bişiydi. kucağa oturtulma kısmını çok net anımsıyorum ama, hiç aklımdan çıkmadı zaten de keşke bi kenarlara yazsaymışım cümlenin tamamını.
olduğu kadar...
