28 Şubat 2009 Cumartesi
24 Şubat 2009 Salı
23 Şubat 2009 Pazartesi
mehmet
bi yerlerde okuduğuma göre muhammet'in türkçeleştirilmişi.
feysbuk zımbırtılarından birine göre türkiyedeki en yaygın isim.
muhtemelen yalan da değil.
elini sallasan mehmet'e çarpıyor.
hayatıma girecek bir mehmet daha istemiyorum.
mehmet kotam doldu.
bence ikinci bir emre kadar insanların çocuklarına mehmet ismini vermesi yasaklanmalı.
ama tabii sadece bence.
16 Şubat 2009 Pazartesi
benim şarkım
gel her gun ayni $eyi yap
git her gun ayni yola sap
sonra gelince hesap
ben manyak miyim?
15 Şubat 2009 Pazar
alone again
how could a love like ours come to an end
we had it all but lost it 'round the bend
there's something that i'll never understand
why now it seems like hurting's close at hand
but i'm alone again, alone again
though the years that pass divide us
i am alone again, alone again
something'll never keep us apart
there's one love left between us that will stay
when memories can slowly fade away
though feelings changed ever since we met
our little daughter won't let us forget
but i'm alone again, alone again
though the years that pass divide us
i am alone again, alone again
something'll always keep us close
i see her one weekend now and then
i've realized i'm like a long lost friend
she has your eyes, your funny little smile
her lovely laugh brings you back for a while
but i'm alone again, alone again
though the years that pass divide us
i am alone again, alone again
our little daughter keep us close
13 Şubat 2009 Cuma
nasıl vampir olabilirim planları - I

epey uzun zamandır içimden gelmiyor yazmak; bir sebebi de yok aslında. saçma şeylerle uğraşıp -misal feysbukta okey oynamak gibi- zaman öldürüyorum, öldürüyordum sadece. yazmak neyse de blog okumayı da ihmal etmiştim ki geçenlerde epey aradan sonra birkaç bloga uğradım, iyi ki de uğramışım. babenin sayfasına da uğradım. şimdi hem akıllı, hem zeki, hem güzel hem de onunla timuçin esen de dahil olmak üzere epey bi ortak noktamız olmasından mütevellit şu yazısında bahsettiği şey ilgimi çekti. alacakaranlık filmini hemen hemen herkes duymuştur. film burda gösterime gireli nerdeyse 2 hafta oldu belki de geçti ama ben kaçırmadan izleyeyim derken unutup duruyordum. uzaktan bi vampir var bi de kız işte vampirler saldırır insanlar kurtulur gibi bişi sanmıştım. neyse sonra babenin bilogta filmin uyarlama olduğunu seriyi nasıl da bir solukta okuduğunu gördüm. konu kitaplar olunca her daim merakıma yenilmişimdir ki bu kez de böyle oldu. uykusuz kalmak pahasına ilk kitabı (alacakaranlık) iki gecede bitirdim. birkaç saat önce başladığım ikinci kitabı yarılamış olmakla kesinkes karar verdim ne pahasına olursa olsun vampir olmalıydım.
düşünsenize hem hep çok güzel olacaksın hem de yıllar geçecek ama sen hep aynı yaşta kalacaksın. 24 yaşındayım ama çevreden aldığım tepkilere göre ortalama 21 gösteriyorum, vampr olmak için ideal işteeee:))
şaka bi yana şu sıralarki iflah olmaz gerçekçiliğimi bir kenara bırakırsak sanırım en hayalperest insanlardan biri benimdir. bir kaçış olduğunu düşünmeye başladım bunun. ama kaçış olsa el kadar bebeyken nereye kaçıyordum diye de sormadan geçemiyorum. benim okumayı ve kitapları sevmem enteresan bi hikayeye dayanır. annem babam öğretmen, öğretmen evlerinin klasiği olarak evimiz ansiklopedilerle doluydu. ama bi seriyi hiç unutmam çocuklara yönelik neşeli bi walt disney ansiklopedi serisiydi. 10 adet cildi vardı. sanırım ciltlerin kapaklarında walt disney kahramanlarının resimleri vardı. bu 10 ciltten sadece bi tanesini hiç unutamam: beşinci. bu 5 nolu cildin adı "masallar-mitoslar-söylenceler"di. anlatıcıları da mickey ile minie idi. işte ben daha 3-4 yaşlarındayken annem bana o ciltten masallar okurmuş. ama ben asla bi taneyle yetinemezmişim. kucağımda koca ansiklopedi cildi, okusun diye peşinde dolaşırmışım. annem bigün çok bunalmış okumayı bi öğrense de kurtulsam diye ah etmiş. iyi ki de etmiş. zaman zaman ihmal etsem de çocukluğumdan beri en çok sevdiğim şeyler kitaplardır. dönem dönem piskopatlık derecesinde okur dönem dönem de elime hiçbir kitabı alamam.
piskopatlık dönemleri genellikle fantastik hikayelere takıldığımda ortaya çıkar. bambaşka ve tamamen kurgusal bi dünyam olur. rüyalarımda bile görürüm o hikayeyi. hiç bitmesin ben gerçekliğe dönmek zorunda kalmayayım isterim ama öte yandan da hayatım sadece o oluverir.
kaçış mı bu bilmem. bilmek istemem.
geçen sene bu vakitlerden biraz önce bu blogu açmamın müsebbibi hayatıma girdiği sıralarda leguinin yerdeniz serisine takmıştım. o yanımda ama benden aslında çok uzakta uyurken; ben hem ondan hem de endişelerimden korkularımdan kaçmak için çantamdan çıkarıp kitabıma gömülürüdm. bambaşka bi dünyda bambaşka birileriyle gerçeklikten yeterince uzaklaştıktan sonra uykuya bu gerçekten kaçıştı işte. dalabilirdim.
şimdi... şimdi de kaçış, biliyorum.
ama peki ya öncesi, peki ya çocukluğum? o zamandan beri mi katlanılamazdı gerçeklik ki ben her hikayeye -iyi ya da kötü- saçma bir şekilde kaptırmıştım kendimi.
evet hiç yanılmadınız masallara da inanmıştım ben. mıştımı fazla hala daha da inanıyorum. masallara b.k atmanın da anlamı yok zaten. prensle prensesin aşkları diil mi sonsuza dek süren. o nedenle istatiksel olarak bana rastlama ihtimali epey düşük. ne prensesim ne de prenses ışığına sahibim.
hem nerden belli 3. çocuktan sonra pamuk prensesin kilo almadığı beyaz atlı prensin de azgın teke sendromuna yakalanmadığı. bilemeyiz.
neyse konuyu dağıtmakta üstüme olmamasından mütevellit konuyu kısaca bağlayarak stephenenie meyer ablamızın alacakaranlık serisini edinin, okuyun hep beraber vampir vampir geçinip gidelim.
not: sabredip bu yazıyı okuyup üstüne bir de sıkılmadığını iddia edip de kitabı okumayanları ısırırım.
9 Şubat 2009 Pazartesi
en sevdiğim şiir
ces beni mimlemiş. bilenler bilir ben simimya hocamın anti-mim tarikatındanım. ilk başlarda sevmiştim bu mim olayını ama sonradan zorlama gelmeye başladı, yazamaz oldum. işte tam da bu esnada siminyanın anti-mim oluşumuna rastladım ve dünyam değişti:PpP neyse o günden sonra çok mimleyen oldu ama hiçbirini yazmadım. ces'in mimini de yazmayacaktım ki aklıma en sevdiğim şairden ziyade şiir geldi. belki daha önce bir yerlerde söylemişimdir, ben kesinlikle düz yazıyı şiire tercih ederim. şiir okumam da pek, zevk almam. ama tesadüfen rastadığım şiirler/şairler vardır. mesela hayyam severim; ama onun da hayatıma girişi bir romanla olmuştur. brechtle nasıl tanıştım anımsamıyorum, ama bildiğim bir şey var ki en sevdiğim şiir ona ait. anlayacağınız mimi mim olmaktan kurtardım ve kendimce her zaman yaptığım gibi çok sevdiğim bir şeyi paylaşmama araç hale getirdim. buyrun en sevdiğim şiir:
19 nolu sone
yalnızca benden kaçma yeter
boş sözler de etsen duymak istiyorum seni
sağır olsan gönlüm sözlerini ister
dilsiz olsan gördüğünü
kör olsan, seni görmek isterdim
sen yanımda yol gösterici oldun:
uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı
bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı
"bırak beni yaralıyım" desen de boşa
görevden dönülmez, yalnızca ertelenir
başka bir yerde değil, yalnızca "burda"
bilirsin özgür değildir gereksinilen kimse
gönlüm herşeyden önce seni ister
biz de diyebilirim, ben yerine
bertolt brecht
5 Şubat 2009 Perşembe
ben kimim
az miyim çok muyum
var miyim yok muyum
ben neyim
masal miyim gerçek miyim
kaç miyim göç müyüm
hiç miyim suç muyum
ben kimim
ibret miyim cinnet miyim
hiçlikler içinde kanayan yürek
yokluklar içinde savaşan beden
boşluklar içinde karişan zihin
güçlükler içinde değil miyim
yoksa… yoksa….
her ihanete akil erdiren
her cehalete kilif uyduran
her esarete fiyat biçtiren
sen değil de ben miyim?
geçimsizim bu günlerde
kimsesizim bu yerlerde
değersizim bu ellerde
çaresizim doğduğum yerde
gölgesizim her gün her yerde
ses miyim sus muyum
sis miyim pus muyum
ben neyim
deha miyim heba miyim
ak miyim pak miyim
al miyim sat miyim
ben kimim
yarar miyim ziyan miyim
yalanlar içinde doğruyu bulan
cayanlar içinde sözünde duran
satanlar içinde ayak direyen
yananlar içinde değil miyim
her adalete duvar ördüren
her cesarete kilit vurduran
her asalete boyun eğdiren
sen değil de ben miyim
geçimsizim bu günlerde
kimsesizim bu yerlerde
değersizim bu ellerde
çaresizim doğduğum yerde
gölgesizim her gün her yerde
not: aslında hepsinden birazım, hiç çok olamadım; ben buyum...
3 Şubat 2009 Salı
hem karizmatik hem yakışıklı

ona çok söz etmeye gerek yok; sabah adliyede sigara odasında pineklerken tvde gördüm aşkım depreşti...:))
"beslenir ki buuuuu" ve hatta evlenilirrrr...
aşkımı ilan ettim oldu.
p.s. en çok da gülüşüne hastayım ahhh ahhhh
2 Şubat 2009 Pazartesi
aşk çoğu zaman mutluluk getirmez ama bir kerecik dahi aşık olduysan hayatında, bir kerecik dahi emin olduysan ve adını aşk koyduysan; aşık olmadığını çok net anlıyorsun.
çiçeklerin kocaman bi buket olması değil de istediğin insandan gelmesi önemli. bi buket ot bile gelse, sevdiğin adamdan geliyorsa manalı. yoksa koca bi gül çelengi gelse umrunda olmuyor.
aşk işte, anahtar kelime aşk...
hayatında bi kere, sadece bir kere dahi aşık olduysan öbür türlüsünü seçmene imkan yok. sen treni kaçırmış şanssız azınlıktansın işte. mümkünatı yok çok sevildiğin biriyle olamazsın. sevilmek yetmez, asla tatmin etmez seni.
etrafındaki çok aşık olmuş da evlenmiş kadınları görmen de bişi ifade etmiyor sana. aslında biiyorsun da görmezden geliyorsun.
ne olursa olsun sevdiği adamla işte diyorsun. ama kendine söylediğin koca bi yalan bu. biri aldatılıyor diğeri ise alkolik ve asabi bi adamla. gör bak aşk ne kadar güzel bir şey işte.
yok yaşadığını hissettiriyormuş filan, bi yandan da öldürmeyeceği ne malum, ikidir öyle olmadı mı. yanılsamalar yaratmadın mı kendine? hayalet adam da yok belki, belki hiç gelmeyecek.
ufacık bi umut için değer mi yıkmaya, yıkılmaya.
ama işte bu hastalık gibi, hastalık.
bi kere sadece bi kere yakalanmak yeter sürekli tekrarlamasına, bağışıklığı yok...
