want you to know, that i am happy for you
i wish nothing but the best for you both
an older version of me is she perverted like me?
would she go down on you in a theater?
does she speak eloquently and would she have your baby?
i'm sure she'd make a really excellent mother
'cause the love that you gave that we made wasn't able to make it enough for you to be open wide, no
and every time you speak her name does she know how you told me you'd hold me until you died till you died, but you're still alive
and i'm here, to remind you of the mess you left when you went away
it's not fair, to deny me of the cross eyed bear that you gave to me
you, you, you oughta know
you seem very well,
things look peaceful i'm not quite as well,
i thought you should know
did you forget about me, mr. duplicity?
i hate to bug you in the middle of dinner
it was a slap in the face how quickly i was replaced
and are you thinking of me when you fuck her?
'cause the joke that you laid in the bed that was me and i'm not gonna fade as soon as you close your eyes,
and you know it and every time i scratch my nails down someone else's back i hope you feel it well, can you feel it?
bu şarkıdaki kadın kadar mı hınçlandım ne yoksa şarkının sözlerinin benle pek de alakası yok:) ama aklımda dönüp duruyor birkaç gündür ne hikmetse:):)
28 Şubat 2008 Perşembe
aklımdaki şarkı
sordum?
(kendi ifadesiyle) üzülmemek adına, daha doğru ifadeyle kendi yaptıklarının yüzüne vurulmasından kaçınmak adına karşısındakinin duygularını bilmemeyi/öğrenmemeyi tercih edebilir mi bir insan?
kafamı kurcalayıp duruyor 2 aydır.
insan bu derece kendini düşünüyor olamaz diyip çekiliyorum...
ikinci bir şans
tanrıdan bir kereliğine, evet evet sadece bir kereliğine hayatımın bir noktasına geri dönmeme izin vermesini ve o noktada yaptığım hatayı düzeltmemi hoş görmesini istiyorum. ama yaşadıklarım ceplerimde olmalı, o noktaya döndüğümde yaptığım hatanın (ya da hatalarla sınırlı tutmayayım daha geniş bir kavram olarak neyin bunu karşılayabileceğini bilememekle birlikte kötü bir tesadüf ya da aslında hayatımda öyle bir gün olmasaydı bambaşka olacak bir an ya da yaptığım yanlış bir seçim diyeyim) bana yaşattıklarını unutmuş olmadan bambaşka bir hale getirebilmeliyim hayatımın seyrini.
belki çok klasik bir sürü filmde filan işlenmiştir bu konu, ama ben zaman, paralel evrenler falan filan kısmına girmeden tanrıdan istiyorum bunu. bana ikinci bir şans ver hayatımın bir noktasında yeniden başlayayım ve bambaşka seyretsin bundan sonra hayatım.
ama sorun bir yerde tıkanıp kalıyor. insanlık olarak memnuniyetsiziz ya ben de hangi noktaya dönüp hangisini değiştirsem bilemiyorum. 1. seçenekte lise1'in sonuna dönüp tercihimi eşit ağırlıktan yana değil de sayısaldan yana kullanıp bambaşka bir şehirde bambaşka bir üniversitede bambaşka bir fakültede devam ettirmek.(sonra duruyorum düşünüyorum. bu çok köklü bir değişiklik sevdiğim onca insanla hiç tanışamama ihtimali. emin olamıyorum.) 2. seçenekte ise öss tercihlerini yaptığım güne dönmek ankara hukuk yerine galatasaray felsefe veya kamu yönetimi yazmış olmak. işte en çok bunu düşünüyorum. sevdiklerimle tanışamama ihtimali birden yüzde elli düşüyor. en çok bu ihtimale yanıyorum belki de. ama hala üçüncü bir seçenek var. bu seçenek kuvvetle muhtemel en çok ve en sık düşündüğüm. 23 kasım 2007 geri döneceğim tarih. ve tüm yaşadıklarım ceplerimde bambaşka davranacağım. ama emin olamıyorum hiç tanışmamalı mı senle yoksa tanışıp da bambaşka mı davranmalı. bambaşka davranmalı. hiç kendi gibi olmayan bir Tuğba olmalı karşında kendim gibi tamamen çıplak geldiğimde sana olanları gördük. ondan ötürü sımsıkı zırhlarla sarınmış, rolünü ve yapması gerekenleri iyi bilen bir ben olarak çıkmalıyım karşına.
başka seçeneklerim de olurdu eminim biraz daha düşünsem. ama dedim ya aklım tek bir olasılık üzerinden bir sürü olasılıklar yaratıyor durmadan. kimbilir belki de ben bu olasılıklardan sadece birinin ve de belki en kötüsünün içindeyim. diğer olasılıklardan birinde bir tuğba ve bir e. mutlu mesut yaşıyorlardır. başka birinde hiç tanışmamışlardır. bir ötekinde birbirleri için hep birer önemsiz tanıdıktırlar. bilemiyorum...
peki ya herhangi birine ikinci bir şans vermek? gerçekten verebiliyor muyum böyle bir şansı da tanrıdan bir şans daha istiyorum? sanırım vermiyorum, veremiyorum. bir insanı hayatımdan çıkarırken bütün köprüleri yıkıyorum. düzeltilemeyecek kadar kırarak ve kırılarak. taş kesiliyor içimde bir yerler, canım yanınca vahşileşiyor daha çok acıtıyorum belki de. işte tam da bu nedenden ötürü ne ikinci bir şans isteyen oluyor benden ne de ben ikinci bir şans vermeye gönüllü oluyorum.
şimdi bu aralar en çok da bunu düşünüyor olmalısın, herkes ikinci bir şansı hak eder mi? duruma ve koşullara göre çok değişken cevapları var bu sorunun. benim birçok ilişkim için kişi ikinci bir şansı hak etse de durum elverişsizliğinden böyle bir şey mümkün olamaz. bir gün upuzun bir ayrılıktan sonra ve araya başkaları da girmişken eski sevgilisiyle yeniden başlayan bir arkadaşım, "bu nasıl olabiliyor?" diye sorduğumda "yarım bir şeyler kaldıysa bir ilişkide o mutlaka tamamlanır." gibisinden bir şeyler söylemişti. evet eksik/yarım kalan şeyler tamamlanmalı ama onarılamayacak yaralar açtıysa bir insan nasıl tamamlanabilir bu eksik/yarım şeyler? yüreğinin bir yanı yeniden en baştan başlamak istiyor biliyorum. ve belki de yapmalısın ve görmelisin olacakları. benim bazı öngörülerim var ama onları söyleyemem sana. çünkü içimde bir yerler neredeyse emin olsa da tam tersinin gerçekleşme olasılığı hep var. neyse haddimi şan cümleler kurmadan gitmek istiyorum ve dün okuduğum bir cümleyle kapatmak istiyorum yazıyı:
" ne olursa olsun hayat planların dışında akar."
26 Şubat 2008 Salı
6. his
artık hissetmek istemiyorum. bilmek istemiyorum. sanki bir güç(allah mı koruyucu melek mi her ne ise ya da realist yaklaşımla beynim) olacakları önceden rüyalarım aracılığıyla haber veriyor. bak hazırlıklı ol sen buna der gibi!!! ama ben hazırlıklı filan olmak istemiyorum. hatta hiç haberim olmasın istiyorum. ne önceden ne de sonradan.
ve son hissettiğim, bildiğim, tahmin ettiğim şey de gerçekleşirse... lütfen gerçekleşmesin, bu kez yanılmış olayım ben.
çünkü
hazırlıklı olamıyorum ben, olamıyorum. ve kalbim hazır değil henüz buna.
24 Şubat 2008 Pazar
serzeniş
bazılarının hakkı yoktur karşılık alınmayan imdat çığlıklarından ötürü serzenişte bulunmaya.
yoktur işte.
serzenişte bulunamaz çünkü her şeyin sorumlusu kendisidir.
hem suçlu hem güçlü mü diyorlardı ne buna?
23 Şubat 2008 Cumartesi
büyümek
ne korkunç ne acıtıcı ne yıpratıcı ne yorucu şey olduğunu çok sonraları anlamışız. çok uzun bir süreç bu gel-gitlerle dolu. çocukken hakkikaten ne salakmışız, gerçi çocuk olmak salak olmak hakkını doğrudan getirir ya neyse, hep büyümeyi hayal ederdik. yani geçenlerde dizinin birini izlerken dank etti. evin bi tanecik paylaşılamayan oğlu "ben ne zaman büyüyeceğim anne?" diye soruyordu. kimbilir kaç kere sordum ben de bu soruyu. yahu şimdi çocukluğuma gidebilsem mümkün olduğunca büyüme, çocuk ve salak olarak kalabilme süreni uzat derdim. ya da en azından düşünme ne zaman büyüyeceğini çabuk olsun diye uğraşma. ne gerek var yahu daha o zamandan iki basamaklı yaşları düşünmeye.
iki basamaklı yaşlara gelmekle bitmiyor ki iş, en çok acılar büyütüyor insanı. yepyeni bir durumla birlikte biraz daha büyümek biraz daha olgunlaşmak zorunda bırakılıyoruz.
peki esas işimiz midir büyümek gerçekten?
ironik
adı soyadı size onca şeyi yaşatan adamla aynı olan birinin "olur da bir gün seversin" temalı bir şarkı söylemesi bazen
bazen de
"it's meeting the man of my dreams
and then meeting his beautiful wife"* böyle bir şey.
ironik denen şeyler, tam da bir yerlerden sürekli bizleri gözleyip duran cinlerin perilerin espri anlayışlarının ürünleri. onlar çok eğleniyor olsalar da ironik durumlar çoğu zaman acı bir tebessümle birlikte acı tatlar bırakmakta bende.
yukardandan, sağdan ya da soldan her nereden bakıyorlarsa "sen öyle zannet" diyorlar " s-e-n ö-y-l-e z-a-n-n-e-t"
müsade etmemeliyiz arkamızdan iş çevirmelerine birileri etmemeli!
*alanis morisette-ironic
elma değil ayva
ne çok kendimi gördüm bu şarkıda:) biz gelince hep burdayız, adı: kaybedenler kulubü:)
21 Şubat 2008 Perşembe
kendini bilmez
"kendini 10 sanarken aslında 1 olan insandır. bu tür insanlar kendilerini her şeyin üstünde görürler ama genelde bir şeylerin ortasında debelenirler. kendini bilmek önemli bir erdemdir. gerisi peşinden gelir. "*
(rotwein, 28.09.2005 12:41)
p.s. ekşi sözlükten alıntıdır.
zamparanın ölümü
"galiba kendinizi pek enteresan sanıyorsunuz
büyümeyen adam sendromu bu ama yaşlanıyorsunuz
küstah taklidi yapan erkekler familyasından
milyarlarca zavallı adam midemi kaldıran
ya siz hala bıkmadınız mı hiç kendinizden
evinden uzak yanlız kovboy triplerinizden
hadi gelin uyuyun koynumda eğer çok isterseniz
ben uyanmadan giderseniz beni memnun edersiniz"
18 Şubat 2008 Pazartesi
her şeyin bittiği nokta
gecenin bir vakti anladım değişmeyeceğini.
manasız çırpınışlarda içimde bir yerler, gizliden gizliye umut etmekte.
aydınlanma yaşıyorum "değmezmiş"le başlayan cümleler kurmamak için çabalarken evet ben tam da şuan aydınlanıyorum.
her şey o kadar berrak seriliyor ki gözlerimin önüne ilk defa bu kez gerçekten değmiyor belki de onca yaşadıklarıma.
inanmak istemediğim onca şeye inanmak zorunda kalıyorum gecenin bir vakti. seni saklayabileceğim bahanelerim yok artık çünkü.
çünkü sen giydiğin kıyafetler kadar sana yakışan 'tarz'ınla insan tam da nasıl olmadığı gibi görünüre örneksin.
her şeyin bittiği nokta olsun bu da.
senin
benim
ve tüm yaşanmışlıkların.
17 Şubat 2008 Pazar
yuva arıyorum:)
bu dünyaya geleli sizin zamanınızla hemen hemen 3 ay oldu galiba. küçük bir kız çocuğu buldu beni. sonra kedileri çok seven bir ablaya(saadet abla) götürdü. misler gibi banyomu yaptım sıcak bir yuvam oldu sandım. ama onun benden başka kedileri de var. şimdi başka bir yuva arıyorlar bana. uysalım yarmazlık yapmam, en sevdiğim şey saadet ablanın omzunda oturmaktır. belki okursunuz bunları, belki seversiniz beni... belki...
not: çok okuyanım yok biliyorum ama belki bu minişi seven olur rastlayıp da. kediler çok özel hayvanlardır. birlikte yaşadıkça, sevildikçe ayrılamayan varlıklar onlar. hele bu yavruş çok uysal. tırnaklarını çıkarmıyor bile saadet ablanın omzunda durup onunla birlikte ev işi filan yapıyormuş. benim haylaz huysuz çikoya göre melek yani anlayacağınız. bilmeme belki seversiniz, belki...
paşa yok!
cebeci-dikimevi

ne çok alışmışım farkında olmadan. hep gitmeyi planlarken, hiç kök salmadığımı düşünürken -ismimin ağacıyım ya ben-
neredeyse her köşesine bir parçamı bırakmışım. özlemim o kadar başıma vurmuş ki ilk defa kar yağıyor diye üzülmemişim.
ben karı sevmem, soğuğu, rüzgarı...
ama bugün sabahın köründe el değmemiş beyazlıkta görünce dışarısını
"üşümek iyidir, yaşadığını hissettirir"
atlatmak bir şeyleri garip bir duygu. sanki ben değil de başkasıymış gibi. ben bene benzemez bir hale düşmüştüm zaten. korkusu -ve tortusu- kaldı şimdi geriye. bir de bitmeyen sorularım. illa tamamlamak zorundayım ya bütün parçaları. ama geriye kalanlar belki hiçbir zaman tamamlayamayacaklarım ve cevabını öğrenemeyeceklerim. ama zaten bunları da unutmayacak mıyım zaman geçtikçe...
kar devam ediyor, durmaksızın. ben yarın geri dönüyorum. kısacık vuslatlar kaldı şimdi elimde. kal birkaç gün daha diyorlar, yollar kötüdür. soğuğu bahane edip olmazlıyorum. bilmiyorlar alışmaktan korkarım, alışıp dönememekten. hem bekleyenim var benim gözü yollarda. terk ettim sanar üzülür yoksa. sonra ben korkarım, ben korkarım rastlaşmaktan anılarımla. hazır durulmaya başlamışken sular
"giptmesem olmas mııııııı"
15 Şubat 2008 Cuma
.
uzun zamandır düşünüyorum, bu ülkede utanılacak ne çok şey var.
geçmişinde, yakın tarihinde, şimdisinde.
belki genel olarak dünyada utanılacak çok şey var ama ondan önce bu ülkenin bir vatandaşı olarak kendi utançlarımız aklıma geliyor.
bi dizi var tam da şu satırları yazarken çalıyor arkadan.
masal gibi geliyor şimdi orda anlatılanlar sanki bu topraklarda yaşanmamış da bambaşka bir zamanda bambaşka bir ülkede olmuş gibi.
halk için yola çıkmış gençler(buna sonuna kadar inanıyorum) acımasızca işkencelere maruz bırakılmış, öldürülmüş.
sonra, sonrası var mı, halk aynı uyutulmuşluğa, duyarsızlığa mahkum
onlar için bir şeyler yapmaya çalışanların bir kısmı ölmüş bir kısmı halen atlatmaya çalışmakta yaşadıklarını.
tek kazançlı çıkan hep kazançlı çıkan yine her zamanki gibi "iktidar" olmuş.
ben sadece dizilere kitaplara yazılara konu olsun istemiyorum yaşananlar.
ben hesap verilsin istiyorum.
tüm çirkinliklerin tüm kötülüklerin hesabı verilsin artık.
biz ne yaptıysak vatan için yaptık demesinler, vatan ne onların anladıkları ne de vatanseverlik onların yaptıkları.
edit: on beş yaşında ölen bir çocuğa üzülmeyen hatta ölümünü alkışlayanların var olduğu bu ülkede ben de kalkıp hesap verilsin istiyorum. densizliğe bakın hele. hiç bi s.km olmaz bizden olmaz.
12 Şubat 2008 Salı
son giden
her giden ayrı bir sızı.
ama son giden geçmeyecekmiş gibi düşündüren bir sızı.
ama son giden ancak insanın kendisi olabilir gittiği yer de 'en uzak diyar'
şimdilik son giden sensin
ama sadece şimdilik.
senden sonra da gidenler olacak hayatımda
ta ki ben gidene değin.
9 Şubat 2008 Cumartesi
not
yazmak için biriktirdiğim bir sürü şey var kafamda ne var ki cafe köşelerinde ne düşüncelerimi toparlayabiliyorum ne de kelimelere dökebiliyorum hissettiklerimi. hele bir gideyim ankaraya söyleyeceğim pek çok şey var okuyucu.
ondandır son zamanlarda yazdıklarımın dağınıklığı.
ulak

ben garip duygularla izledim bu filmi. ta en başında çetin tekindorun sesini duymamla birlikte ürperdim zaten.
bazıları çok beğenmiş bazıları hiç beğenmemiş.
ben sinema eleştirmeni olabilecek film eleştirisi yapabilecek birisi olarak görmüyorum kendimi. benim için sevdiğim ve sevmediğim filmler vardır. ya da kitaplar ya da insanlar. kimsenin sevmediği bir şeyi/bir kimseyi/ya da başka bir şeyi nedensiz sevebilirim mesela.
bu film için de böyle ben çok sevdim. içimde bir yerlere dokundu zira. çok basit bir şey "iyi olabilmek" işlenmiş. işin içine biraz ne birazı baya baya mistizm ve masalsılık katılınca benim için 1-0 önde başladı zaten. o zamansızlıkta ve mekansızlıkta olmak istedim. bir insan yaşadığı gerçeklikten bu kadar mı sıkılır ben sıkıldım. mümkünse beni orta dünyaya, hogwartsa, ya da bitmeyecek öykünün içine gönderiverin, vallahi de billahi de hiç şikayet etmem.
neyse netice de bu filmi tekrardan izlemeye de karar verdim sinemadan çıkar çıkmaz. öyle sözler etmiş ki çağan ırmak yazmam lazım bir kenara, aklıma.
"yapan kadar bilip de susan da günahkardır."
7 Şubat 2008 Perşembe
astro-bilmem ne
6 Şubat 2008 Çarşamba
5 Şubat 2008 Salı
:(
bugün hatırladım da geçenlerde rüyamda seni gördüm. rüyada sarılması birinin iyi gelmiyormuş insana. çünkü insan nasıl olduğu meçhul bir şekilde rüyalarda her şeyi bilir ya, aynen öyle bu sarılmanın da yalandan olduğunu biliyordu rüyadaki ben.
her şeyin yalandan olması gibi sana dair olan...
4 Şubat 2008 Pazartesi
sevgililer günü
biraz erken bi sevgililer günü yazısı olacak ama napayım o gün kuvvetle muhtemel ankara yollarında olacağım. hem ruhsat işlemlerini hızlandırmak, hem harç dekontumu enstitüye verip yeni kimliğimi almak hem de sınav için ankarada olacağım.
özledim valla ankarayı düşüncesi bile heyecan verici.
tekrar aileyle yaşamak da çok sıkıcı kimse bu hataya düşmesin efem.
neyse başlık ne ben ne yazıyorum.
şubat ayı malum sevgililerin ayı.
şu yaşıma geldim bir kere de sevgilim olmadı şu tarihte.
düzgün ilişkim olmadı ki tarihi tutturabileyim.
en heyecanlısı 2 sene önce ankara tıp göz hastalıkları abd.ye rahmi için sevgililer günü kartı bıraktırmam olmuştu arkadaşıma.(niye kendim bırakmamıştım hatırlayamadım şimdi) ya öyle öyle yaptığım manyaklıklar ve zevzeklikler saymakla bitmez benim konu aşk olunca. sanki sevgililer günü kartı yollamıştım da ne olmuştu koca bir HİÇ! bir anı olarak yerini aldı o kadar:) kartı yollamam mütekabil 4 ay sonra bizim okulun orda onunla ve sevgilisiyle burun buruna gelmiştim o kadar!!! bir kere de taktik oyna di mi ya, yok olmaz üzülüp acı çekmem lazım benim, patolojik durumum. esra duysa poor prognoz(böyle mi yazılıor bilmiorum ama) derdi benim için.
yani demem o ki bu sevgililer gününde yolda olacağımdan yapabileceğim ve yapmak istediğim hiçbir manyaklık yok.
derdime yanayım ben en iyisi bol bol...
kedi

şu dünyada delirmeye insandan sonra en yakın başka bir varlık varsa o da kesinlikle kedi. yahu gün geçmiyor ki ben bu hayvanlara ilişkin enteresan bir hikaye dinlemeyeyim. şöyle efendim, hikaye bir arkadaşımın kedisi sürahi(şimdi nerelerde bilinmiyor, yani akıbeti meçhul) ile köpeği arsız arasında geçiyor. (ikisi de süper isimler ama değil mi, arsız ve sürahi) neyse efendim arsız arkadaşımın annesine çok düşkün. bir gün anne evden çıkıyor bir yere gitmek üzre. arsız da adı gibi arsız ya ipini koparmak için uğraşıyor uğraşıyor sonunda becerip fırlıyor bahçeden. ama anne çoktan dolmuşa filan binmiş olsa gerek. neyse burdan sonrası tesadüf eseri olaya tanık olan komşularının ağzından. arsızın ipini koparmasıyla birlikte fırlamasının ardından sürahi de tam gaz arsızın arkasından koşuyor tasmasından yakalayıp eve geri getiriyor. zaten bu sürahi pek normal bi kedi de değil mahallenin en belalı köpeğini sindirmiş zamanında. köpeği kulubesine filan sokmazmış. üstüne bir de köpeğin mamasını yer hayvanı aç bırakırmış. sonra kaybolup gitmiş.
neyse ne diyordum bu kediler hakkaten delirebilir. mesela alvin, yahu hayvan hem küçük bir kaplandı hem de eve kimseyi kabul etmezdi. misafir sevmiyor hayvan. yahu bi de bebekliğinden beri tanıyosun beni sen kırk yılın başı arkadaşıma kalmaya gelmişim zehir etmişti geceyi bana. sosisle kandırayım demiştim sosisi güzelce mideye indirip ayağıma attığı güzel pençeyle de teşekkür etmişti. manyak hayvan işte. o da kimbilir nerde şimdi. özledim mi, bilmiyorum geçmişimden bir parça ya geçmişi özlediğim için sürekli onu bile özledim denilebilir.
bu arada çiko da tam gaz kızgınlık dönemine girdi. limuzin edasıyla başımızı şişirerek evde gezinip duruyor. kediş eve gelmiyor zaten gelse de kızmıza pek pas vereceğini zannetmem ya. resmen aşık oluyo bunlar da. ama sonrası iyi işlerini gördükten sonra sen yoluna ben yoluma hesabı. yok aldatılmak, yok acı çekmek filan. gerçi çiko bebeklğinden beri çocukluk arkadaşımın sevgilisne aşık ya o ayrı. hayvan sahibi gibi illa imkansızı isteyecek. aman o kadar emin ki endamından güzelliğinden ona yüz verilmediğini anlamayacak kadar burnu havada kızımızın.
aman niye bunları yazdı ki bu şimdi diyen olursa, efendim blog günlük gibi kullanılmamlı yazıyordu bir yerlerde. ben de hep günlük gibi kullandığımdan ötürü bir değişiklik yapayım dedim.
neyse bu da böyle bir yazı olsun bakalım.
eyvallah
kapılar kapandı bak işte
yüreğim sıkıştı hüzünle
sevincim içimde buz oldu
kalakaldım böyle sessizce
tanıdıkdı yalnızlık oysa
haklısın belki yolunda
hazırdım bu kez mutluluğa
nereden çıktı şimdi ayrılık
öyle bos öyle boş ki bu dünya
güneşim sandım seni oysa
girdabın içinde yaşarken
yakamoz yakamoz çakar aklıma
susadım sana tek bi nefeste
yaşadım aşkımı bir hevesle
gözümün önünde durma nolur
yaşamak öyle zor ki bu bedende
hadi yoluna eyvallah
mutlu ol gülüm inşallah
sen biten günün ardından
bi başına kalma inşallah.
2004 yılının şarkısı bende. bu sabah çaldı da yaklaşık 4 sene sonra yine yeniden ne kadar benzer şeyler yaşadığımı hatırlattı bana. nakarat kısmını şöyle söylerdim ama " hadi yoluna eyvallah, mutsuz ol geber inşallah, sen biten günün ardından, bir başına kal be inşallah"
komik geldi bugün ama yine bu şekilde söyledim.
resmen kodlama denilen bir şey varsa benim beynim onu yapıyor. durup duruken hakanı ve o günleri düşündüm bütün gün.
bir döngüyse bu lanet böylece sürüp gidecek korkuyorum. evet hem de çok kor-ku-yo-rum...
3 Şubat 2008 Pazar
sol yüzük parmağı
iki viski energy drink+ bir tekila shot üzerine kafama takılıp kaldı sol yüzük parmağım.
ilk elimi tutmamıştın sen
ilk sol elimin yüzük parmağını tutup sıkıca çekmeme müsade etmemiştin.
zaten çekmezdim ya...
çekmedim de zaten.
neyse o kafayla epey bir süre sol elimin yüzük parmağına takıldı aklım.
garip durup duruken zihin neler yapabiliyor insana.
neydi, kalbe giden tek damar burdan mı geçiyordu bir de unuttum şimdi...
2 Şubat 2008 Cumartesi
özledim
ankarayı özledim.
arkadaşlarımı özledim.
bilgisayarımı özledim.
evde boş boş yatmayı özledim.
paşayı özledim.
kampüsü özledim.
şimdi uzağımda olan ve özlenmeyi hak eden her şeyi özledim tamam da neden en çok seni özledim bilmiyorum.
en çok seni özledim evet .

