30 Aralık 2007 Pazar

aralık

2004'e olduğu gibi 2008'e de hiç giresim yok benim.
lanet midir nedir, yoksa ben her dört senede bir hafızamı resetleyim aynı şeyleri mi yaşayacağım, yaşıyorum?
2012'ye de mi böyle diyerek gireceğim?
ağustos doğumluların lanetidir sonbahar - kış
talihsizlikler kasımla başlar aralıkta da son darbeyi vurur.
mutlu bir sonbahar, mutlu bir kış yok bana, bize.
ey aralık lanetli ay, bu sene getirdiğin yeni yıla hiç giresim yok.
ya durdur zamanı, bekle beni, geçsin acılarım öyle getir 2008'i
ya da artık bir geri alma tuşu ihsan eyle bana.
hiçbirini yapmayacaksa bari uykularımı geri ver...

29 Aralık 2007 Cumartesi

sevgili ötekime

benim duygularım kademe kademe öfkeye dönüşüyor sevgili diğerim.
bilmemem gereken şeyleri bilmeye başladıkça
neyse yazamıyorum.
sinirden ellerim titriyor
bilmeni istediğim şeyler var
ama bilmesen de olur diyorum.
ama şunu bil ki ben 5 aralık çarşamba günü ellerimle yemek yaptım o adama
o adam benim kedimi sevdi
kedim çiko da onu sevsin istedi
ama benim canım minik kedim kimi sevip kimi sevmemesi gerektiğini gerçekten iyi biliyormuş.
sevmedi o adamı, benim tersime akıllı davrandı
sevmedi
aşık olmadı.
biz o akşam da konuştuk o adam bana dedi bu ilişki değil dedi.
ama burda bitsin artık demedi
yani açıkca demedi bana bunu.
kalkıp evine gitmedi.
ben imalardan mecazlardan anlamam
ben açığım netim ve neysem olduğum gibiyim.
kalkıp evine gitmediği gibi bana sımsıkı sarılıp uykuya daldı.
sen uyumuyor muydun nerden bileceksin dersen uyumuyordum
ben onunla huzurlu bir uykuya dalamadım ki hiç.
ama ben ona üçüncü gün sormuştum sırf bunun için mi geldin diye,
o da bana saçmalama bunun için olsaydı bir sürü kız var demişti ya da buna benzer bir şeyi.
ve salakça ama ben de inandım.
inanmak istedim ve inandım.
ama o üçüncü gündü.
sen kanmak istediğin için kanmışsın de bana istersen
ama o masaya tek başıma oturmadım ben.
kafamda kurmadım yaşadıklarımızı deli değilim çok şükür ki.
çünkü ondan çok öncesinde hayatıma bu dürüstlükte bir adam girmişti.
benim elimi tutmamış
ve sana aşık değilim demişti açıkca
işte ben ona aşıktım ve biliyordum onun beni sevmediğini.
ama emin ol bu kez de tek başıma oturdum belki o masaya ama kendi kendime oturmadım.
o adam bana hiçbir zaman sımsıkı sarılmamıştı.
göğsüme kafasını yaslamamıştı hiçbir zaman ve hiçbir zaman ben böyle burda 7 yıl uyusam dememişti.
benim aşık olduğum zamanlarda aşık olduğum adamlara karşı sezgilerim açık olur.
ben 9aralık gecesi bir rüya gördüm.
aldatıldığımı.
ama rüyamda iki kız vardı.
ve ben şimdi her şeyi tüm çıplaklığıyla anladığımda görüyorum ki
iki kız varmış gerçekten.
ve belki de onlarcası.
aşık olduğum için keşke demiyorum da
keşke kandırılmasaydım böyle diyorum.
sevgiler.

28 Aralık 2007 Cuma

bu gece lanet var
yazmak için başlıyorum ya bitiremiyorum
ya da bilgisayar donuveriyor öylece resetledikten sonra da uçuvermiş buluyorum cümlelerimi.
hiçliğe karıştı az önceki kelimelerim
ben sadece hayatımda düzgün olan becerebildiğimi düşündüğüm tek şeyi
dostumu, dostlarımı
yazmak istemiştim.
uzaklardaki o herkeslerden apayrı
bambaşka
bu kötü dünyadan olamayacak kadar özel birinin
ben anlatmadan da olsa
beni anlayabilecek birinin
sesine
ağladığımı söylemek istemiştim.
ağlayabilmek için gereken tek şey candan bir dostun sesiymiş bazen.
evet ben ağladım demin.
evet sana ağladım son bir ayım,
ama daha çok duyduğum özleme ağladım.

bi yazı yazmak istedim, beceremedim
o yazıya video eklemeye çalıştım beceremedim
yazıyı silmeye çalıştım gene beceremedim.
ben de durdum bunları yazdım.
boşluk iğreti durdu
anlamasız da olsa kelimeler doldursun burayı.
zaten anlatasım var, içimdeki her şeyi kusasım var
boşluk suskunluk olmasın artık.
ben anlatayım anlatıkça sıkılayım sıkıldıkça unutayım unuttukça...
neyse bu da böyle bi yazı oldu. anlamsız.

şeytan dürter beni hep


ahanda aynen böyle:)


şu saat oldu, gram uyku yok gözümde, gözlerimde.
saçma sapan şeylerle uğraştım, vakit harcadım öylesine boşu boşuna.
aklına bile gelmediğim bir adamın düşünceleriyle doluyum.
o gün o lanet tesadüf gerçekleşmeseydi, biz hiç tanışmamış olsaydık, ya da hadi olacağı varmış oldu o iki üç saatlik bekleyiş içinde yüreğime aklıma dalacak şeyler yapmasaydı. yoo yanlış anlamayın bilinçli yaptı demiyorum kesinlikle.onun olağan günlük tavırlarıydı onlar ve ben aklımdan geçirdim sadece. aklımdan geçirdim ve oldu. ilk defa belki de. bir zamanlar varlığından haberim dahi olmayan birini üçüncü saatin sonunda aklımdan geçirmiş, altıncı saatin sonundaki telefonla heyecanlanmış, onbeşinci saatin sonunda da öpmüşüm.
şimdi düşünüp durdukça hatırlıyorum ve anlıyorum, o gecenin sonunda ayrıldığımızda,o, tereddütler içindeyken -ya da belki ertesi gün tereddüt etmeye başlamıştır- ben, hem aşktan hem de alkolden sarhoş yüzümde aptal bi gülümseyişle kardeşime arkadaşlarıma ondan bahsetmişim "müstakbel sevgilim" diye. bu kadar kolay mı, böyle başlar mı diye düşünmemişim. cumburlop atlamışım. o kadar kör etmişim ki gözümü bir anda, ertesi gün bana anlatmaya çalıştıklarını duymuşum ama idrak edememişim. "ben sana aşık olabilirim" cümlesini kurarken ona aslında aşıkmışım bile. şimdi haklı olarak bu kadar çabuk mu diyeceksiniz, ama kendim bile yeni anlarken bunu, bu sorunun cevabını nerden bilebilirim. (trt2 açık, adamın biri konuşup duruyor ve hiçbir şey anlamasam da söylediklerinden tek bir kelimeyi duyuyorum hep: ismini. sürekli tekrarlıyor nedense, ahlaktan, onurdan, iyilikten bahsederken hep ismini kullanıyor. konu da adalet. ne ironik değil mi)
neyse ben bir hastalığa yakalandım var sayıyorum. benliğim kontrolümden çıktı. sonradan bakıp kendimle dalga geçeceğimi hatta belki kızacağımı düşündüğüm şeyler yapıyorum. sonra da suçu şeytana atıyorum. beni hep şeytan dürter, ve ne zaman dürtse pek de iyi şeyler olmaz.

nerdeyim ben, kimim peki?


gece gece bi garip oldum.
okudukça hiç tanımadığım birinin yazılarını, kendimi gördükçe okurken afalladım.
resmen afalladım.
bir karar aşamasına geldim şuan.
gidip benim o, ama sen anlamıştın zaten demek.
sonra başka bir karar aşaması
özlediğim en yakınımı, özlediğim şehrimi görmek ve belki koskoca şehrin sokaklarında adamın biriyle yüzleşmek.
"aşk için ölmeli tamam da sırf aşk için yaşanmaz ki be kızım" bu benim kulağıma küpe olsun mu, olsun.
ama küpe olmakla kalacak biliyorum.
beni şeytan yine dürtüyor ve bahanelerim de hazır şimdiden.
olsun ben böyleyim, değişemiyorsam kendime kızmanın anlamı yok. yok yok yok.

27 Aralık 2007 Perşembe

internetsiz günlerden yazılar



İLİŞKİ MANİFESTOM

( Ya da yaşadığım son bir aydan almış olmam gereken dersler demeliyim)

1. Tanımadığın birini hayatına sokarken biraz daha temkinli ol, fütursuzca davranma bir kere de. Evet efendim bundan sonra böyle fütursuzca hareket etmek yok. İsterse adam dünyanın en karizmatik, en yakışıklı, en iyi giyinen, en aklı başında görünen, en bilmem ne erkeği olsun, önce bi dur bi düşün yaşadığın bugünleri. "anlık sevmelerin" çoğu kez yanılttı seni, bu kez yanılma payı ver kendine.

2. Madem uygulayamadın birinci şıkkı soktun hayatına bu tanımadığın adamı, biraz sabret, şöyle uzaklaş bir de ordan bak bakalım nasıl görünüyor gözüne.(aşkın gözü kör martavalını okuma bana şimdi, istersen görürsün) Yani demem o ki, tart biraz yavaş ilerle, koşma hemen. indirme duvarlarını ikinci günden, açma içini tüm şefaflığınla durma karşısında bilmesin içini bu kadar çabuk öğrenemesin.

3. ilk iki şıkkı beceremedin diyelim o zaman en başta kendini, yaşadıklarını ve hayatın cinleri ile perilerini azımsama. ben bunun gibisini hatta daha kötüsünü yaşamıştım bu kez acıtamaz canımı deme. benzer gibi görünse de farklı yaşatıyor, yaşadın ve gördün işte acıttı halen de acıtıyor.
böyle bir durumda yapabileceğin en iyi şey arkana bile bakmadan kaçmak olmalı. ama nafile ilk iki şıkkı beceremediysen çoktan aşık olmuşsun demektir ve acı çekmeyi kabullenmekten başka çaren yoktur. belki o noktada kaçarsan daha alçaktan düşersin o ayrı.

4. bunların hiçbirini becerememişsen eğer buna getirebileceğim bir çözüm önerisi yok. ama geçecektir, nitekim her şey g-e-ç-e-r!

5. kandıranlar safından olma hiçbir zaman. insan kandırıldığı sürece hala içinde bir parçacık da olsa saflık taşıdığını anlayabiliyor.

26.12.2007 gece bir civarı
bloga geçirildiği tarih: 27.12.2007 19:59

deprem

hemen hemen yarım saat önce hayatımda ikinci kez depremi hissettim.
bundan önceki de yine bir yılbaşı öncesiydi ve ben yurtta yalnızdım.
anlamamıştım deprem olduğunu, saçma gelecek belki ama cinlere,perilere, hayaletlere filan yormuş ve çok korkmuştum:P
sonra istanbula gitmek üzere sabah bindiğim ve bolu civarında trt fm haber merkezindeki kadının ankarada deprem haberini okuyan sesiyle uyanıp oh depremmiş diye sevinmiştim, bu da ayrı bir mallığım benim işte.
neyse efendim yaklaşık yarım saat önceki depremi de hissettim ama anlayamadım önce. kardeşim demese kendim salladım bilgisayar masasını herhalde diyerek devam edecektim öylece.
önce hayatta kalma isteği bir anlığına da olsa alıp götürdü on zamanlarımdaki sıkıntılarımı, sonra geçti ya deprem oldu bitti ya düşünmeye başladım uyanmış mıdır acaba, aradıysa kimleri aramıştır ben aklına gelmiş miyimdir diye? ya da ötekiler, ötekilerden herhangi birini aramış mıdır acaba?
yılbaşı için istanbula mı gitsem yoksa bok yemeyim oturduğum yerde mi otursam diye düşünürken son bir haftadır bu bir işaret mi diye düşünmeye başladım. eğer gidersem istanbula şu son beşinci yılbaşımı da ankarada geçirmemiş olacağım.(hatta bu sene ankaradaki son günlerimi yaşıyorsam ve bir daha dönemeyeceksem buraya hiçbir yılbaşımı ankarada geçirmemiş olacağım) gitmezsem de bi daha ne zaman görebilirim hayallerimin şehrini bilmiyorum. hem eceyi görmeye de inanılmaz ihtiyacım var. bunu düşüneyim ben en iyisi...
27.12.2007 02:51

25 Aralık 2007 Salı

uyuyamamak

evet efendim benim depresyonlarım uykularıma vurur.
öfkelerim, acılarım bütün kötü şeyler.
zaten uykuyla ilgili problemlerim var kolaycacık uykuya dalan, dalabilen insanlar kadar illet olduğum başka bir şey yoktur. bir de sıkıntılıysam hiç uyuyamam.
sakinleşemeyenlerdenim ben.
inanların yarısını alıp derin bir uykuya daldığı sakinleştiriciden üç tane içip de yine de morpheusun alemine geçemeyenlerdenim.
abartarak mı yaşıyorum, bilmiyorum.
ama öğreniyorum hayat bana artık bu konuda da yanılmam dediğim şeyler hakkında yeni şeyler öğretiyor.
ben bunu üç yıl önce yaşadım, ders aldım, atlattım. ama yok gülüyor bana daha öğreneceğin çok şey var, daha dur hele diyor.
konudan konuya atlamak gibi olacak belki ama, ben rol yapamayanlardanım. yalandan bahsetmiyorum herkes yalan söyler ama bu bahsettiğim başka bir şey. hayatı büyük bir gerçeklik olarak algılıyorum biz bir oyun sahnelemiyoruz diyorum sahnelememeliyize inanıyorum. rol değil bize dağıtılan hayatlar, bir zar atıldı ve biz olduk. başkası olamıyorum ben. kıyafetlerim yok, çıplak giriyorum her şeye. şeffafım ben daha dün tanıdığım birine her şeyimi içimi gösteriveriyorum. o da bana aynı dürüstlükle yaklaşır zannediyorum, sonra da çok yüksekten burnumun üstüne düşüveriyorum. kaç kere düştüm şimdiye kadar hatırlamıyorum bile. her tarafım yara bere, kırık dökük içinde. tam iyileştim diyorum bir daha yükseklere çıkmam zaten korkuyorum da diyorum sonra bana gülüyorlar hayatın cinleri neden güldüklerini anlamadığım bir anda kendimi bir uçurumun tepesinde buluyorum. sonrası malum hiç değişmiyor netice.
konuyu dağıttım bağlamak adına bu düşüşlerden sonra uyuyamıyorum. bazen günlerce sürüyor bazen sadece birkaç gün. iki saatlik parça parça olmuş uykularla ayakta duruyorum. insanlarla görüşüyorum gülüyorum. kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek böyle bir şeymiş görüyorum. ve bir şehirden hem he hiç sevmediğim sevemediğim bu şehirden kaçmaya karar veriyorum. huzuru ve dinginliği yeniden ilk gençlik yıllarımın geçtiği soğukların uğramaktan korktuğu şehrimde bulurum belki diye umud ediyorum.
ve diyorum ki " kalmak isteyip de kalamamak, gitmek isteyip de gidememekten zor"muş. ama insan kalamıyorsa gitmek zorundaymış, çünkü buralar gitmiyor, gitmiyor.
25 aralık 2007 salı 15:48

18 Aralık 2007 Salı

yol

antalyadayım.
ilk defa bu kez içimden hiç gelmedi buraya gelmek.
içimi kanırtan bir şeyler var, yola çıkmak daha çok canımı yaktı.
bugün ağladım, ama doya doya bile değil öylece aktı yaşlar gözümden sessizce.
rahatlayamadım.
biliyorum nasıl geçeceğini bu kez ama anladım ki bilmek pek de fayda etmiyormuş.
bir zamanlar aynı şeyleri hiç geçmeyeceğini düşünerek yaşamıştım şimdi biliyorum,
geçecek
geçmeli
ama çabuk olsun istiyorum. olmuyor.
fiziksel yalnızlık çekilmez oldu. etrafımda hep birileri olsun istiyorum. kafamdaki seslerden, düşüncelerden ancak bu şekilde kaçabiliyorum.
türlü şeyler kuruyorum 'o kız'ı bilebilmek adına, canım daha çok yanıyor.
demek istiyorum ki, " haksızlık edildi bize, haksızlığa uğradık. seni ben, beni sen biz birbirimizi anlayabiliriz sadece."
ama o güçlü, biliyorum. bense hep yaptığım gibi güçlü görünmeye çalışıyorum sadece, kandırarak kendimi.
yine görüyorum ki güçlü değilim, duvarlarım üflesem yıkılacak. ama gösteremem ki içimi kimselere. içim kan ağlarken bile gülüyorum ben. ben biliyorum güçsüzlüğümü bari başkaları görmesin.
acımasızca dua ediyorum allaha, başka bir acı ver bunu unutturacak ya da sil hafızamı kurtulayım. boşluk olsun içimde sadece boşluk...
18 aralık salı 18:03 internet cafe

17 Aralık 2007 Pazartesi

sonbahar

mevsimlerden en sevmediğim, sonbahar.
kasvetli havası, soğukları haber veren günleri, bizi kandırırcasına yaşattığı sıcak günleriyle hem öyle hem böyle bir mevsim sonbahar.
acıların, hüzünlerin mevsimi diye boşa dememişler,
kötü şeyler başıma hep sonbaharda gelir. kışa da acısını çekmek kalır payıma.
insanlar ilkbaharda aşık olurlar ya ben tersine aylardan ekimi, kasımı seçerim.
işlerin ters gideceği seçtiğim aylardan belli değil mi, ve nitekim aynen de öyle olur.
ama bu kez geçen seferkine göre az hasar almaya çalışıyorum, ağlamadım bile.
ama her zamanki gibi sıkıntılarım uykularıma vurdu.
bölük pörçük hep uykularım son günlerde, şöyle deliksiz bir uyku çektim mi hatırlamıyorum.
gözüm kara ya benim, bile bile lades diyorum.
bu sefer farklı olursa diye cengaver edasıyla atılıyorum olmayacağını bildiğim şeylerin üstüne.
cinler, periler de halime gülüp " sen öyle san" diyorlar, sen öyle san...
"bir daha mı tövbe" diyorum, her şeyin bir miadı olduğu gibi edilen her yeminin her tövbenin de miadı var, sonra bozacağım tövbeler yeminler oluyor bunlar.
içim sıkılıyor, yaz başında yaşattığım acının diyetini kış başında ödüyorumdur belki.
ama sormak istiyorum benim yaşadığım acıların diyetleri ödetildi mi de sıra bu kadar çabuk bana geldi?
17 aralık 2007 18:59

16 Aralık 2007 Pazar

ebruli

uyanır gece yarisi
yoktan sevda yaparim
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yanarım
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yakarım

dilsizler bana danı$ır
kelebeklerin aklı benim
gemilerle her gece ben
cok uzaklardan donerim

cagırırlar kucuk adımı
karafakiden ben akarım
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yanarım
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yakarım

benim adım ebruli, biraz gercek ruya
yalanını sevsinler yalansız(aşksız) donmuyor dunya

kalbim sevda kuyusu
hergun yoldan cıkarım
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yanarım
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yakarım

sen unut gecmi$ini
ben aklımda tutarım
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yanarım
adamım, bu kücük i$lere ben bakarım, yakarım
16 aralık pazar 13:45

başlıksız

üzgünüm sıkıntılıyım hafif de olsa bir depresyon geçirmekteyim.
demem odur ki, siz bana bakmayın
beni kaale almayın efendim.
16 aralık pazar 12:48

herkesin tuttuğu kendine

açıklamayı baştan yapmam lazım başlıkla alakalı olmayacak yazdıklarım.
ona göre okumaya niyetlenin derim ben deniz.

efendim hepimizin güncel sıkıntıları var, dertleri var.
herkesin derdi de kendine göre büyük tabii.
benim şuanki ve geniş zamandaki sıkıntım sığ olup da derin görünmeye çalışan insanlarla ilintili.
sen kendini ne zannediyorsanla başlayan bir cüme kurduğunu duyabiliyorum sayın okuyucu, ama dur da bir derdimi dinle.
geçenlerde(geçenlerde dediğim de cuma günü) ben böylesi bir insandan küçük sıyrıklarla kurtuldum.
egoistliklerine ve bencilliklerine derin anlamlar yüklemiş, basitliklerini bunların arkasına saklayıp kendini yüceltmiş eh biraz da eli yüzü düzgün olmanın getirisini de üstüne ekleyip küçük bir tanrı olmuş beyimiz. bir de melankoli ekleyeyim baharatsız tadı olmaz bunun der gibi kronik mutsuz ilan etmiş kendini.
bu "evinden uzak yalnız kovboyumuz" şimdilerde kafasına marketlerde istediği marka çikolatayı bulamamayı takmış. o kadar büyük(!) dertlerinin arasına bir de bu eklenmiş yetmezmiş gibi.
ben buradan ilk olarak esnaf abilerime ablalarıma teyzelerime amcalarıma ve hatta dedem yaşında insancıklara seslenmek istiyorum:
"siz siz olun küçük esnaf işletmenizde X marka çikolatadan bulundurmayı sakın ola ihmal etmeyin, yok efendim Y marka çikolata onun aynısıdır savunmalarına da sakın ola girmeyin küçük beyimiz hiç acımaz anında harcar sizi."
ikinci olarak da okuyan düşünen ve az biraz da olsa zeki hemcinslerime selam ederim:
" siz de görüntüye aldanıp hayatınıza sokmayın bunlardan birini. görüntü dememden güzelliği/yakışıklılığı filan anlamayın sakın. bunlar bir üst versiyon. giyinmesini, oturup kalkmasını, nezaketi filan çok iyi biliyorlar. üstüne bunlar, bir de az biraz ucundan okumuş olmalarını ağızlarının iyi laf yapmasıyla saklayarak üzerinizde dört dörtlük erkek imajı yaratarak üzerine biraz da romantizm ekleyerek ördüğünüz duvarların arasından sızmayı da pek iyi beceriyorlar. aman sakın yanlış anlaşılmasın planlı programlı değil bu sözünü ettiğim şeyler bunlar onların etiketleri, ancak öyle var olabiliyor bu insanımsı erkeğimsi yaratık. yani demem o ki sevgili hemcinslerim siz derin görünümlü sığ bir erkeğe gönlünüzü kaptıracağınıza dünyanın en sığ adamına tahammül edin daha iyidir. sonra benim düştüğüm durumların en beterine düşer herkesin tuttuğu kendisine dersiniz."
not: bloğun tarih ayarlamasına akıl erdiremediğimden ötürü yaşadığım ve bunları yazdığım satırları kendim tarihlendirmekte beis görmüyorum. şuan saat sabah 02:24 ve günlerden 16 aralık pazar 2007.
edit: efendim nasıl söylesem, genelini hükümsüz kılmak istiyorum yukarıda yazdıklarımın. üzerinden hemen hemen 24 saat geçtikten sonra ayıyorum ki X marka çikolata her yerde bulunası güzelliktedir ve bu tarz erkeklerden ne kadar uzak durulması gerekirse de kötü insanlar olmadıklarından da dem vurmam gerektiği kanaatine varmış bulunmaktayım. ee biraz da öfkeyle kalkan zararla otururmuş deyişinden beisle eğer yazmın yönelmiş olduğu şahsiyet bir gün bunları okursa alınıp darılmasın. bunları yazan kişi ne kadar dimdik ayakta durmaya çalışsa da epey sendeleyip yaralanmış ve halen dengesini kuramamış biridir. o kadarcık sinir de olacaktır artık... 17 aralık pazartesi 00:06
ikinci edit: bu yazı hiçbir şekilde bir aşağılama hakaret amacı güdülerek kaleme alınmamıştır. ilk editimde bunu anlatmaya çalışmıştım ama anlaşılmamış pazar günü beklediğim bir telefonda dan diye suratıma vuruldu. tekrar ediyorum öfkeyle kalkmanın bir sonucuydu bu yazılanlar. şimdi hayatımdan bütünüyle çıkmış olan bir adamaydı. şimdi sadece uykularımda kalmış birine... uyuyamadığım uykularımda. bu son elveda. 25 aralık 2007 salı 15:14

13 Aralık 2007 Perşembe

tamer karadağlı gibi erkekler hemen yasaklanmalı

aman ne lanetli yazıymış bir türlü yazamadım.
önce bir saatlik telefon görüşmesi ardından falan filan...
dün deniz uğuru bir magazin programında gördüğümden beridir başlık aklımda.
ben burdan böyle erkeklere selam etmek istiyorum efendim
aşık olma yeteneksizisiniz topunuz.
bir de ukala olur melankolik geçinir; ama aynı zamanda egolarınızı şişirmekten de geri kalmazsınız.
ee bi de genelinizin eli yüzü düzgün hatta yakışıklı denebilir olmanızdan kaynaklı cazibenizi de işin içine kattık mı
oooohhhh değmeyin kefime.
akıllı kadınlara bulaşmayın bari.
o salak magazin programına bakarken aval aval, kendimi gördüm o kadında.
saçma salak birine aşık olduğu için üzülmüş, erimiş gitmiş.
değer mi yahu?
yeter artık sizden çektiğimiz
ya adam gibi aşık olmayı öğrenin ya da çıkın gidin hayatımızdan.
gün olur devran döner demişler
şöyle güzel bir kadın devrimi yaşanırsa dünyada
başınıza gelecekleri hayal edin bence.
ah almak derler buna efendim ahhhhh almakkk!?!

12 Aralık 2007 Çarşamba

saçmalarım ben bazen

bugün sağlık ocağına gittim.
nedeni başkaydı sonucu başka oldu, daha doğrusu olacak.
kan değerlerime baktırayım dedim gitmişken aklımdaydı da ne zamandır.
iki üç gecedir kanser olduğum ortaya çıksa yapacağım konuşmayı düşünüyorum arkadaşlarıma.
tabii bir de aşık olduğum adama yapacağım ayrılık konuşmasını.
ikincisini yapacağım kesin daha çok yaralanmadan, yara kangren olmadan kesip atmak parmağı.
cuma olacak bu.
sonra içip sarhoş olasım ağlayasım var.
ilki saçmalık.
olmayacak.
ama ikincisi ne kadar acıtsa da yapılmak zorunda, zorundayım.

8 Aralık 2007 Cumartesi

hayal

bu aralara sürekli hayaller kuruyorum,
yaşadığım hayalkırıklıkları yetmedi daha çoğunu elde etmek için olsa gerek.
bir türlü akıllanmayan bir bünyeye sahip bendeniz
aynı hataları tekrar edip durmaktan da sıkılmadı;
ancak tek bir farkla aynı şeyleri yaşamaktan acı çekmez oldu.
aynı şuna benziyor bu, ilk ilişkisini yaşayan bir kadının canının çok acıyıp sonrakilerde hiç acı hissetmemesi gibi.
ilk acıyla masumiyet kayboluyor
sonrakiler ise "aman bu da geçer her şey gibi" tümcesiyle(bu da ne iğrenç bir kelimedir, ama kullandım bir kere böyle kalmalı)
hissizleşen bünyeden kolayca atılıveriyor.
yine konuyu dağıttım.
hayal kuruyorduk beraberce
amacımız tekrar tekrar hayalkırıklığı yaşamaktı.
ahh
kitaplar o kitaplar öğretti bize hayal kurmayı
ama sonunda hayalkırıklıkları yaşayacağımızı hiçbiri söylememişti ki...

7 Aralık 2007 Cuma

karamsarım karamsarsın karamsarız

topumuz işe yaramazız.
b.k kafalılar olarak hayatı etraftan gördüklerimizden
televizyondan duyduklarımızdan
şarkılardan dinlediklerimizden
kitaplardan okuduklarımızdan öğreniyoruz.
şöyle doyasıya yaşamaya cesaretimiz yok bizim.
hepimizin aradığı bir şeyler var ama o şeylerin ne olduklarını bile kestirememişiz henüz
aşk bile kapıya gelene kadar cazip
avuçlarımızın içine geldiğindeyse kapatıp sımsıkı tutmaya cesaretimiz yok.
aşk hep filmlerdeki gibi olsun istiyoruz ama
öyle olmasına ramak kala dönüp arkamıza bile bakmadan kaçıyoruz.
hem de bile bile göz göre göre,
neyin arkasına sığınarak hem de:
"ben kendimi biliyorum benden adam olmaz"
sen kendine bir şans vermezsen olmaz tabii.
mutsuzluğu hayat biçimi haline getirmiş bir adamı hayatınıza sokmayın derim ben
bu kadar.

5 Aralık 2007 Çarşamba

günlerin köpüğü

boris vian.
yıllar geçmiş üzerinden, okuyup da candan da öte bir dosta hediye edeli.
sahafların birinde- o zamanlar sürekli kitap aldığım sahaftı yanılmıyorsam-
tesadüfen, hiçbir fikrim olmadan elime aldığım bir kitaptı.
fantastikti, olağanın dışındaydı, gıcır gıcır değil aksine okuyanların izini taşıyan cinsten
yüreğine dokunan
şimdi yeni baskısı var(o zamanlar baskısı yoktu)
ama o keyfi vermedi bana, çeviriden midir, yoksa benim büyüyüp somutluğa yaklaşmamdan mıdır bilemedim.
bunları yazmayacaktım aslında
başlık olarak aklıma geliverdi birden yoksa amacım günlerin ne kadar çabuk ve umarsızca geçip gittiğinden yakınmaktı bir kez daha.
ellerimden kayıp gidiyor zaman ama ben kendime aileme yarar sağlamak adına ne yapıyorum?
kocaman bir HİÇ!
artık hayatıma bir çeki düzen vermemin zamanı geldi de geçiyor
farkındayım.

4 Aralık 2007 Salı

şaşkınlık

sizi en çok kimin sevdiğini anlamak istiyorsanız küçük bir seyahate çıkın derim ben.
onu terk ettiniz sanıp içlenecek, hastalanıp mutsuzlaşacak kişi sizi en çok özleyen ve sevendir.
dönüşünüzle birlikte evde bayram havası yaratacaktr bir de.
ben dün bunu gördüm.
huysuz, canı isterse sevdiren istemezse dünya yıkılsa yanıma yaklaşmayan kedim 3gün için çıktığım yolculuktan döndüğümde evde resmen bayram havası yarattı.
saatlerce kucağımdan inmemeler mi dersiniz bebek gibi kollarımda-hem de pek rahat olmayan bir pozisyonda- uyumalar mı... gözlerim doldu ama ağlayamadım. bu kadar sevilmek sadece bir kedi tarafından bile olsa yaşamaya değer bir şeyler olduğunu gösterdi bana.
peki ya ben ne yapmıştım. o, onu terk ettim sanıp buralarda içlenirken ben günümü gün edip keyfime bakmıştım. ama ben de çok özlemişim. hatta en çok belki de tek onu özlemişim.
bu soğuk, sevmediğim şehre sağ salim inip inmediğimi merak etmeyen bir adamı düşünmemem gerektiğini öğretti bana dün geceki vuslat...

paranoyaklık

oldum olası paranoyak bir insandım.
her zaman takıntılarım korkularım vardı,
kimseyle paylaşamadığım.
geçenlerde takıntılarımdan birini, hem de tıpkısını bir başkasında görünce
rahatladım, hatta üstüne de koca bir oh çektim.
insan böyle bir konuda yalnız olmadığını bilme gerekliliği duyuyor.
bloga yazılabilecek ilk yazı olarak biraz saçma oldu galiba ama,
ne de olsa bu benim, benim aynadaki benle hesaplaşmam.