ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2009 Çarşamba

kafası karışık bir balık ankara yolcusu

bugün giderim yarın giderim, şimdi gittim yakında gidicem derken aylar sonra gene ankara yollarına düşüyorum efem. 1 mayıs resmi tatil olmasa gidebileceğim yoktu gerçi ama bi gün fazla kardır diyip karar verdim patrondan da iznimi aldım biletimi çantama kattım yarın gece yola çıkıyorum.
"gitmek" hallerinde olup da benim kadar yola çıkarken tedirgini yoktur herhalde. ne bileyim içimde hem bi heyecan hem de burukluk olur nedense. biliyorum eski hayatıma bi dönüş gibi olacak gene döndüğümde adaptasyon sorunları yaşayacağım. sanırım bana geri dönmek kısmı koyuyor. kökleri olmayıp da bu kadar kolay bağlanabilen benden başka biri var mıdır, bana söylesin?
çok ama çok özledim herkesi, garip bi heyecan. bi de en nihayetinde godsiyle kavuşup kaynaşıcaz o da ayrı bi heyecan.
bi süreliğine buralarda olamayacağım gerçi bu aralar pek de yazdığım yok ama bu seferkinin bahanesi olsun bari.
yazının bitişine şu sıralar radyolarda duyup pek bi takıldığım bi şarkıyı eklemeden olmaz:D:D
manga - dünyanın sonuna doğmuşum



22 Aralık 2008 Pazartesi

ne zaman yağmur yağsa


gözlerimde şimşekler çakıyor bu aralar. kendi kendime konuşarak dağıtmaya çalışıyorum karabulutlarımı yağmaya başlamasınlar diye.
bugün çok yağmur yağdı. ben de toplaşan karabulutlarını gözlerimin kendimle konuşarak dağıttım her seferinde.
dün gece başladığım kitaptaki şehre günün birinde palamut iriliğinde yağmur damlaları düşüyor; yağan yağmur günlerce durmayıp sel oluyordu. orda bıraktım. dün gece keşke bu şehre de palamut iriliğinde yağmur damlaları düşse de sel olsa demiştim.
eskiden çok yağmur yağardı ve her yağdığında heveslenirdik okullar tatil olacak mı bu sefer de diye. artık ne eskisi kadar çok yağmur yağıyor ne de tatil olacak bir okulum var. özel sektörde çalışanlara da yağmur tatili yokmuş, öğrendim.
bir keresinde o kadar çok yağmur yağmıştı, o kadar çok yağmur yağmıştı ki, ki ben henüz 11ime basmamıştım, hava yemyeşil olmuştu. süleyman hoca bize inatla ingilizce öğretmeye çalışırken biz camdan dışarı bakmıştık. yemyeşil bi hava olur mu hiç? oldu işte.
ama eskidendi bunlar işte. artık buralarda yağmur bile günlerce kalmıyor. yarına güneş açacak, biliyorum. nostaljisini bile düzgün yaşatmayan kahpe yağmurlar var artık.
yalnızım.
eskiden ruhendi yalnızlığım, şimdi fiziki. eskiden kalablıklardan sıkılır bir başıma olmayı özlerdim. şimdi o curcunayı, kalabalık arkadaş toplantılarını özlüyorum. bi evim vardı benim, küçük ama aynı zamanda kocaman. az masraf çok emekle hep beraber pişirdiğimiz yemekler, kurduğumuz sofralar, küçük çaydanlıkta gerekirse haşlayıp da içtiğimiz çaylarımız. sonra yaprak dökmü misali birer birer azaldık. kalmayı becerebilenler kaldı, bense aptal bi aşk acısına bi şehri bıraktım. en manasız gerekçe benimdi, şimdi görüyorum.
bu haftasonu sadece pazar günü sigara almaya çıktım ben. sonra durdum, düşündüm. düşündükçe ankarayı özledim. bi şehre değildi ki bu özlem. dedim ki inat edip kalsaydım nasıl olurdu haftasonum?
evde olsam bile bu kadar yalnız hissetmezdim. saat kaç olursa olsun aradım birini, gel beni al derdim nazım geçtiğince. ya da cuma iş çıkışı serdarda olurduk gene hep beraber. şömineyi yakar şarap alırdık. hepimizin ayrı fikirde olduğu bi konuyu tartışır ama sonra etkilemeden hiçbir şey dostluğumuzu aptal bi şeye gülerdik. "içliiiiikkk vıaaarrrr" "ona cafer deniyomuş biliyo musunuz" en son o evde kahkahalarla, gözümden yaş gelene kadar gülmüştüm ben. türlü saçmalığa deli deli gülmeyi özledim.
özledim işte dahası var mı.
ah ankara anılarda ve hayallerde mi kaldın şimdi...

11 Kasım 2008 Salı

geldim

heyecanlandığıma gerçekten değdi ankara kaçamağım. o kadar kısıtlıydı ki vakit hepimiz uykusuz kaldık resmen. ama çok eğlendim gene çok içtim. ama viski enerciden şaşmamak lazımmış bunu anladım votka enerci midemi biraz sarstı:):) kusmadım kusmadım merak etmeyin ama ramak kalmıştı resmen.
ben geliyorum diye kızılcahamam gezisi de planlamışlar sağolsun, şehirli insanın doğaya dönüşü misal hepimiz çok eğlendik. akşamdan kalma bi halde sabah oraya varışımız o açlıkla taze havada süper ötesi bi kahvaltı. nitekim çok güzel çok eğlenceli günlerdi.
bi de mp3 playerıma nasıl girdiğini bilmediğim bi şarkı keşfettim. bu şarkının videosunu, bloga konulabilecek bi halini bulana burdan büyük ödül vadediyorum. bi de sözleri olursa o daha da süper olurr. biri bana yardım etsin len.:) şarkının ne olduğunu söylemeyi unuttum di mi? khromozomes/kristin mainhart-blind.
en kısa zamanda yeni kaçamaklarda görüşmek üzereeeee...
sanırım daha önce de söylemiştim ama bi kere daha söylemeliyim: "iyi dostlar biriktirmişim ben..."

not: siminyanın eli çabuk katkısıyla şarkı için link geliyorrrr: buyrunuz burdan.

not2: kolaycılar için geliyorrrr:

4 Ağustos 2008 Pazartesi

tatil











* efendim doğumgünüm vesilesiyle (3 Ağustos) liseden çok yakın bir arkadaşımla cuma kalktık ve kaş yollarını tuttuk. eh benm canlarım nazlımla filizim de kaşta tatillerini yapmaktaydılar nitekim güzel ve yorucu bi haftasonu oldu.

* giderken o kadar içmicem, içmicem dedim yine de duramadım, tövbemi ettim ve döndüm: "içki bütün kötülüklerin anası"ymış vesselam...

* tatilin en eğlenceli kısımlarından biri intikam timi oluşturmamız ve başarıyla sonuçlandırmamız oldu. intikam timinin sonraki hedefleri antalya ve ankara efemmmm...

* çok garip bi doğumgünü hediyesi aldım, bir daha böyle bişi olmaz herhalde. garip ama güzel, garip ama çok kısa, garip ama neyse çok fazla aması var, saymakla bitmez...

* " anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil..."

* kaş'a bayıldık resmen, gelecek adli tatilde; ama bu kez kalabalık olarak ordayızzzz. hem kaş resmen kedi cenneti, benim bayılmamam olası mıydı kiii?

* henüz tatil yapmamış olan varsa hemen kaş yollarına düşsün, hotel begonvil hem çok güsel, şirin hem de fiyatları fena diil. http://www.hotelbegonvil.com/ da internet adresiiii:)

20 Mayıs 2008 Salı

ankara günlükleri-uykusuzluk

efendim yine yeniden bininci kez aynı yollardan geçerek antalyaya dönmüş bulunmaktayım.
öncelikle ev toplayıp nakliyatçı aramaktan sonrasında da evi kazasız belasız boşaltıp antalyaya göndermenin rahatlığıyla gezmekten pek buraya yazmaya fırsatım olmadı. amma velakin hafızamın bir kenarına en derin şekilde kazımayı planladığım ankara seyahatimi yazmadan geçemedim

1.gün perşembe
sabahın köründe ankara. ev. bu evi tek başıma nasıl boşaltıcam kaygısı. fulyaya edilen küfürler. Özlem. kahvaltı. ödenen ve kapatılan gecikmiş fatura borçları. evi kısmen de olsa toplamamız. nakliyatçılara haybeden kaptırılan 20 ytl. ama eşyayı ancak cumartesi alacaklar.görkem.ev. muhabbet. gitmek bu kez fena koyacak galiba. az uyku.

2. gün cuma
evin kalanını toplamak. yorgunluk. eşşeklik edilip kaçırılan yeni türkü konseri. yarın eşyalar gidecek. aranıp görüşülecek bir dolu arkadaş var. az uyku.

3.gün cumartesi gece pazar sabaha karşı
eşyalar. bomboş bir ev. havada anılar. en çok bir kısmı aklımda en son onlar var çünkü en taze onlar. ağlarım sanmıştım; ama yorgunluktan mıdır nedir içimde sadece koca bir boşluk. geride bırakılanlar. duyguyla buluşamama. serdarla buluşamama. ahmet ve gizem. otobüste tandoğan durağını kaçırıp AOÇ nin ordan geri dönüş. kampüs. şenlikler. feridun. çağlar. alkol. etrafta kırmızı boynuz takmış kızlar. eğlence, dans, müzik, alkole devam ve sooonnnraaa CuMaRtEsİ, antalyadan beri kafamda dönüp duran şarkı bu, sonra düşüş, ardından nefes, b.k vardı tekilaları ikişer ikişer içecek, ben aptal mıyım?, kızlaydan kurtuluşa milyonuncu kez yürümek, anılar, hep en acıtanlarıyla rastlaşmak yolda, açık adres verip geçilen sokakları tanıyamamak, çağlarla ahmete eziyet olmak, onu bunu aramak, oraya buraya oturup kalkmamak, sağsalim özleme varış, ardından gülmek- ağlamak ve kusmak, bir ara da bilgisayarı açıp saçmalamak ve en nihayetinde sızmaaaakkkk!!!:)az uyku.

4.gün pazar sabah- pazartesi sabaha karşı- pazartesi gece- yolculuk- son
kazan gibi bir kafa yanmakta olan bir mide ve halen sarhoş bir şekilde sabahın sekiz buçuğunda uyanmak, talcid, majezik, ayılma çabaları, kahvaltı, ebru(en nihayetinde), kampüs, kampüsümüze turnike koymuşlar, yeniden ahmet- çağlar ikilisi, hala söylediğimi hatırlamadığım şeyleri söylemiş olmam (konya?) muamma, kızılay, serdarın servis nöbeti var ama görüşmek lazım, kim korkar hastaneden ebru da benden nasıl olsa, 1 KBB pol. asistan odası, muhabbet, ali(elleri çok güzelmiş), onlar hastaya bakarken bizim üzerimizde beyaz önlüklerle onları izleyip zevzeklik etmemiz (utanç verici ama ebrunun fikri hehe topu sana attım ebik), kola, king, kahvaltısına, king gibi olmayan king, sabaha karşı üç buçuk, asistan odası, nöbet kıyafetleri, uyku çabaları, bir türlü atılamayan alkol, bitmesi hiç istenmeyen gece, gitmek saatlerinin yaklaştığının hissedilmesi, zamanı durduramasak bile yavaşlatamaz mıyız?, sabahın köründe resmi tatil demeden kontrole gelen hasta, serdarın gözlerini bile açmadan hastayı şutlaması, arzu abla, serdarın bizi yeni başlayacak asistanlar olarak tanıtması (deli midir nedir), hiç nöbet tutmadım demem artık, nöbet dediğin ne ki :P king, tv, filan biz de bir şey sanmıştık:P:P, serdarda kahvaltı, ali (bir evin bir oğlu), ebruyla ikimiz de ellerine hasta kalmışız çocuğun, ama iddiası yok(böyle olması daha iyi:P), serdar uyusun, biz kızılay, en sonunda duyguyla vuslat, papazın bağı, daha önce gitmediğime pişman oldum, zaman daralıyor, geçmesi istenmeyen bir gün daha, çamlıkta güneşin batışını izleme fikri tabii ki serdardan, arabanın bozulması, ebrunun aşk acısı (3 güne sığdırmayı ancak biz beceririz, asker adamdan sevgili olmaaaaazzzzzz) menemen, kendi yaptı yine kendi beğenmedi bu kız böyle napalım (okuyorsun biliyorum, öperim burdan) taksi, aşti ana baba günü, görevlinin duyguyu yanıltması sonucu kaçırılan 23.31 antalya arabası, 00.30a kadar bekleyiş, külüstür araba, uykusuzluk yine yeniden.
ve sabah antalya.
ve de arada atladıklarım.
en mutlu olduğumuz anlarda zaman dörtnala koşarken saatime bakıp bakıp neden zaman hiç geçmiyor dediğim günlerimin zaman imgelemlerini takas etmek istiyorum. çünkü mutsuzken bulanık bir suya dönüşüp mutsuzluğumuzu ve acımızı katlayan zaman mutluyken bu kadar pervasızca ve sorumsuzca hızlı akma hakkını kendinde bulamamalı, haksız mıyım ama?
:)
ve en nihayetinde halen az uyku.

14 Mart 2008 Cuma

işte geldim burdayım

insanoğlu kuş misali diye boşuna dememişler yine bir sabahın kör vakti ankaralardayım, karımla soğuğumla geldim.
kara bulutların beni takip ettiğine bir delil daha buyrunuz burdan yakınız.
neyse evim, bilgisayarım, anılarım yerli yerinde.
kedilerimi de bıraktığım şekilde eksiksiz bulursam değmeyin keyfime.

otobüste "ayrılık seni görmezden gelirim" mısralı bir şarkı çalmaktaydı. aklımda tek bu kısım kalmış. ayrılık nasıl görmezden gelinebilir yahu, yoksa aylardır benim yaptığım bu mu? kabullenememek? bilinçaltıyla dahi olsa sahiplenmek? terk edeni özgür kılamamak? tek bi şarkıdan bir sürü soru yarattım kendime.

akıl ve gönül yeknesak işlemeli hem de her zaman...

17 Şubat 2008 Pazar

cebeci-dikimevi



ne çok alışmışım farkında olmadan. hep gitmeyi planlarken, hiç kök salmadığımı düşünürken -ismimin ağacıyım ya ben-
neredeyse her köşesine bir parçamı bırakmışım. özlemim o kadar başıma vurmuş ki ilk defa kar yağıyor diye üzülmemişim.
ben karı sevmem, soğuğu, rüzgarı...
ama bugün sabahın köründe el değmemiş beyazlıkta görünce dışarısını

"üşümek iyidir, yaşadığını hissettirir"

atlatmak bir şeyleri garip bir duygu. sanki ben değil de başkasıymış gibi. ben bene benzemez bir hale düşmüştüm zaten. korkusu -ve tortusu- kaldı şimdi geriye. bir de bitmeyen sorularım. illa tamamlamak zorundayım ya bütün parçaları. ama geriye kalanlar belki hiçbir zaman tamamlayamayacaklarım ve cevabını öğrenemeyeceklerim. ama zaten bunları da unutmayacak mıyım zaman geçtikçe...

kar devam ediyor, durmaksızın. ben yarın geri dönüyorum. kısacık vuslatlar kaldı şimdi elimde. kal birkaç gün daha diyorlar, yollar kötüdür. soğuğu bahane edip olmazlıyorum. bilmiyorlar alışmaktan korkarım, alışıp dönememekten. hem bekleyenim var benim gözü yollarda. terk ettim sanar üzülür yoksa. sonra ben korkarım, ben korkarım rastlaşmaktan anılarımla. hazır durulmaya başlamışken sular

"giptmesem olmas mııııııı"

21 Ocak 2008 Pazartesi

yolculuk


yola gidiyor olmak beni hep gerer ve sıkıntıya sokar. ne bileyim bunca yıl genel olarak alıştığım bir şeyi bırakıp yeni bir şeye alışmakla eşdeğer oldu yola gitmek. onca ay ankaraya alışılır sonra tatil gelir antalyaya doğru yola koyulunur. tatil bir de uzunsa antalyaya alışılır sonra geri ankaraya dönülür. hoop baştan ankaraya alış. o nedenle özeniyorum bazen lise bittikten sonra aynı şehirde, hep yaşadığı şehirde üniversite okuyanlara.
şimdiyse alıştığım bu şehirden çok alıştığım düzenim, her şeyiyle bana ait evimden ayrılıp çok çok uzun zamanlar önce alışık olduğum bir düzene ve eve dönüyor olmak zor geliyor. kedi gibi hissediyorum, yeni bir eve alışmak nasıl çok zorsa onlar için şimdi benim için de zor olacak biliyorum. upuzun yaz tatilinden sonra evimize geri döndüğümüzde nasıl da bütün hırçınlığını atıp sakinleşmişti çiko... şimdi beraber alışıcaz benim için eski onun içinse hep geçici olan eve.
sonra ben ilk gençliğimin geçtiği ama şimdi aynı tadı vermeyecek olan bir şehre, o şehrin sokaklarına alışıcam. yeni insanlara bir de.
adımın ağacıyım ya ben hiçbir yere kök salmamalıyım aslında. aslında salamamışım da, en ankaraya ne antalyaya hep gitmek var aklımın bir kenarlarında.
ne zamandı hatırlamıyorum, içimden karşıda demirlemiş bir gemiye yüzmek gelmişti. şimdi yüzsem, yanına varınca bağırsam beni de alın diye, beni de alın... yapmamış, yapamamıştım tabii ki. niye mi, içimde mayom yoktu da ondan.:)
şimdi karmakarışık duygularım, ne gitmek var ne de kalmak. durmak istiyorum sanırım
sadece. öylece durmak. ben durayım ama ne olacaksa olsun bitsin bir süre. sonra vakti geldiğini hissettiğimde ben de dahil olayım tekrar. istediğim bir şeyler olsun, ben çabalayayım tekrar istediklerim için.
yolculuklar beni gerer, içimi sıkar hep. ama bunun da istisnası var tabii. bir tek istanbula gidişlerimde kalbim kıpır kıpır anlamsız neşe yüklü olurdum, olurum. ama hiç temelli kalmak için gidemedim istanbula hiç cesaretim olmadı. zaten belki temelli kalmak için gidiyor olsaydım aynı heyecan olmazdı. istanbul göz açıp kapayıncaya kadar sürecek bir rüyaydı ona yolculuğun güzelliği kısalığından mütevellit.
neyse ben gidiyorum işte yarın ve içim sıkılıyor.
bir de kaçıyorum canımı acıtan bir aşktan
aşktan kaçılır mı hiç?
belki, belki...

27 Aralık 2007 Perşembe

deprem

hemen hemen yarım saat önce hayatımda ikinci kez depremi hissettim.
bundan önceki de yine bir yılbaşı öncesiydi ve ben yurtta yalnızdım.
anlamamıştım deprem olduğunu, saçma gelecek belki ama cinlere,perilere, hayaletlere filan yormuş ve çok korkmuştum:P
sonra istanbula gitmek üzere sabah bindiğim ve bolu civarında trt fm haber merkezindeki kadının ankarada deprem haberini okuyan sesiyle uyanıp oh depremmiş diye sevinmiştim, bu da ayrı bir mallığım benim işte.
neyse efendim yaklaşık yarım saat önceki depremi de hissettim ama anlayamadım önce. kardeşim demese kendim salladım bilgisayar masasını herhalde diyerek devam edecektim öylece.
önce hayatta kalma isteği bir anlığına da olsa alıp götürdü on zamanlarımdaki sıkıntılarımı, sonra geçti ya deprem oldu bitti ya düşünmeye başladım uyanmış mıdır acaba, aradıysa kimleri aramıştır ben aklına gelmiş miyimdir diye? ya da ötekiler, ötekilerden herhangi birini aramış mıdır acaba?
yılbaşı için istanbula mı gitsem yoksa bok yemeyim oturduğum yerde mi otursam diye düşünürken son bir haftadır bu bir işaret mi diye düşünmeye başladım. eğer gidersem istanbula şu son beşinci yılbaşımı da ankarada geçirmemiş olacağım.(hatta bu sene ankaradaki son günlerimi yaşıyorsam ve bir daha dönemeyeceksem buraya hiçbir yılbaşımı ankarada geçirmemiş olacağım) gitmezsem de bi daha ne zaman görebilirim hayallerimin şehrini bilmiyorum. hem eceyi görmeye de inanılmaz ihtiyacım var. bunu düşüneyim ben en iyisi...
27.12.2007 02:51