29 Nisan 2009 Çarşamba

kafası karışık bir balık ankara yolcusu

bugün giderim yarın giderim, şimdi gittim yakında gidicem derken aylar sonra gene ankara yollarına düşüyorum efem. 1 mayıs resmi tatil olmasa gidebileceğim yoktu gerçi ama bi gün fazla kardır diyip karar verdim patrondan da iznimi aldım biletimi çantama kattım yarın gece yola çıkıyorum.
"gitmek" hallerinde olup da benim kadar yola çıkarken tedirgini yoktur herhalde. ne bileyim içimde hem bi heyecan hem de burukluk olur nedense. biliyorum eski hayatıma bi dönüş gibi olacak gene döndüğümde adaptasyon sorunları yaşayacağım. sanırım bana geri dönmek kısmı koyuyor. kökleri olmayıp da bu kadar kolay bağlanabilen benden başka biri var mıdır, bana söylesin?
çok ama çok özledim herkesi, garip bi heyecan. bi de en nihayetinde godsiyle kavuşup kaynaşıcaz o da ayrı bi heyecan.
bi süreliğine buralarda olamayacağım gerçi bu aralar pek de yazdığım yok ama bu seferkinin bahanesi olsun bari.
yazının bitişine şu sıralar radyolarda duyup pek bi takıldığım bi şarkıyı eklemeden olmaz:D:D
manga - dünyanın sonuna doğmuşum



24 Nisan 2009 Cuma

resim-2

zaman geçiyor.
zaman geçiyor.
resimler var sadece anlara dair.
ben gidiyorum, ben geliyorum.
resimler o anda kalıyor.
ben resimlere bakıyorum.
zaman geçmeye devam ediyor.
hem daha dün gibi aynı anda da geçmiş oluveriyor güzel günler.
iyi ki resimler var,
yoksa benimkisi kötü bir hafıza.
ölünce sadece resimlerde kalıyoruz galiba.
ben bu aralar tek bir resmi çok seviyorum ama, bir resme bakıp ordaki ihtimali seviyorum.
seviyorum.

23 Nisan 2009 Perşembe

benim hiç babam ölmedi

ölüm haberleri sadece kocaman bir boşluk hissi uyandırıyor içimde. bugüne kadar çok yakınım kimseyi kaybetmedim. önceki yaz babaannem hastaydı, ben ankaradayken kaybetmişler, antalyaya döndüğümde söylediler. ağlamadım, o kadar uzak geldi ki ağlayamamıştım. oysa çok da severdim. onun dışında yakınım kimseyi kaybetmedim. o nedenle mi bilmem ölüm haberleri kocaman bir boşluk hissi uyandırıyor bende sadece.
her çocuk anne babasının ve hatta kendisinin ölümünü düşünüp ağlamıştır. bazen kızıp ölmesini bile istemiştir.
ama ya gerçek olunca...
bugün hiç ummadığım bir anda bi telefon geldi arkadaşımdan. antalyadayım ben, babamı kaybettik. aynı kocaman boşluk geldi oturdu içime, başın sağolsun diyemedim, anlayamadım, idrak edemedim. ölen benim babam değildi, ben babanın ölmesinin nasıl bir şey olduğunu bilmedim. her şeyi bırakıp yanına gitmekten başka bir şey gelmedi elimden. erdal hocanın dediği gibi, dünya durmamıştı, dünya dönmeye devam ediyordu işte.
çekilen onca eziyete, yoksulluğa, çaresizliğe rağmen hayat yaşamaya değerdi ama kalbi izin vermedi Yusuf amcaya. çünkü türkiyede organ bağışı hala çok yetersizdi. konuşmanın anlamı yok bunları aslında ama benim yazacak kelimelerim kayıp. çünkü benim hiç babam ölmedi, arkasından hayat akmaya, dünya da dönmeye devam etmedi.
mekanın cennet olsun Yusuf Amca...
her ölümün arkasından kalan koca bi boşluk sadece.

14 Nisan 2009 Salı

evim evim güzel evim

çok çok uzun zamandan sonra acayip huzurlu bi akşamdı bu akşam. işten kendm öyle istediğim için -ki patron erkenden çıktı- geç çıktım. kulağımda son ses müzik artık epeyce uzak durağa yürüdüm, uzun zamandır iş çıkışı kalabalığında kulağımda müzikle etraftan soyutlanmamıştım, bunun keyfini sürdüm. otobüsün penceresinden bakarken yan dolmuşta ilk sevgilimi gördüm, hacı yatmaz gibi eğrilip doğrularak dikkatini çektim, kırmızı ışık süresince sessiz sinema oynadık. sonra eve yaklaşırken otobüste liseden bi arkadaşımı gördüm. eve beraber yürüdük. en önemlisi evin önüne geldim, ışıkları yanmayan bi eve girmenin keyfini çıkardım. eski günlerdeki gibi beni karşılayacak olanın çiko sadece çiko olacağını hatırladım merdivenlerde. antrenin de ışığı yanıyor olmasaydı her şey hayal ettiğim gibi olacaktı.
bazen boş bir eve ihtiyaç duyuyorum, yalnız kalmaya kendi keyfimce takılmaya. çok kalabalık benim için yaşadığım yer. kendime kalamıyorum. bazı günler kardeşim eve gelmese arkadaşında kalsa da en azından oda bana kalsa diye dua ediyorum. bazen kendime ait bir hayatım yokmuş gibi hissetmemin nedeni bu olabilir diyorum: kendime ait bir evim, kendi özel alanım yok çünkü.
kendime kalmayı severim ben; ah çiko hayatımdaki yegane ev arkadaşı sen olmalısın. en çok sen anlarsın beni. en rahat senle kavga edebilirim, en rahat seni sevebilirim, en rahat sana yalancıktan ağlıyor numarasıyla kendimi sevdirebilir, teselli ettirebilirim. gerçekten ağladığımda sen zaten bilirsin de gene de numaradan ğlamalarımıza kanmış gibi yaparsın...
neyse ne diyordum, kendime ait bir eve, yalnız kalmaya, sıkboğaz edilmemeye ihtiyacım var. ama geliyorlar bile işte...

13 Nisan 2009 Pazartesi

everybody hurts





When your day is long
And the night
The night is yours alone
When you're sure you've had enough of this life
Well hang on

Don't let yourself go
Cause everybody cries
And everybody hurts
Sometimes

Sometimes everything is wrong
Now it's time to sing along
(When your day is night alone)
Hold on, hold on
(If you feel like letting go)
Hold on
If you think you've had too much of this life
Well hang on

Cause everybody hurts
Take comfort in your friends
Everybody hurts

Don't throw your hand
Oh, no
Don't throw your hand
When you feel like you're alone
No, no, no, you're not alone

If you're on your own
In this life
The days and nights are long
When you think you've had too much
Of this life
To hang on

Well, everybody hurts
Sometimes, everybody cries
And everybody hurts
Sometimes

And everybody hurts
Sometimes

So, hold on, hold on
Hold on, hold on
Hold on, hold on
Hold on, hold on
(Everybody hurts
You are not alone)

Fade out

11 Nisan 2009 Cumartesi

günün şarkısı - ben her bahar aşık olurum



nisan-mayıs ayları

herkeslerde bi gönül yayı gevşemesi.
simimyada gördüm yazmadan geçemiyorum. ben de öyleyim. nerde arıza nerde sorunlu nerde depresif nerde buna benzer bilumum sorunu olan adam var ben ordayım. dertsiz, tasasız, neşeli, helal süt emmiş erkekler ne yaptıysam beceremedim sizi sevmeyi, uzak durun benden.
bünye meselesi galiba olmuyor, sıkılıyorum. acı yok arebeks yok, dert yok tasa yok. ııh, olmuyor.


çok ağladım diye sevdiğim o filmi
yine yeni baştan izlemek gibisin
senle ilgisi yok
yok bilmelisin
ben acıyı seviyorum sebebi bu.


insanın kendini bilmesi de bi meziyet diyip sıyrılayım bari...




7 Nisan 2009 Salı

bir hadise var - mühürledim seni kalbime





çok ama çok özel, anısı olan şarkılardan, eskiye hasret duyduranından en çok. güzel yemyeşil ankara baharı günlerinden, cebeci doruk sokaktan, kurtuluştan...

yakın arkadaş olmak

canım sıpa'ma,
okuduğunu bilince daha zor oluyor yazmak, belki milyon kere söyleyebilirim hayatımdaki yerinin ne kadar özel olduğunu. hiç konuşmasam, anlatmasam bile beni bilebilecek, anlayabilecek olman tuhaf.
hani nasılım diye, sesimi duymak için aramışsın ya eşşek kafalı tuğba gene saçma sapan bir şeyi kafasına takıp dert aramaktaydı kendine.
garip bir şey bu ama; hani sesimi duymak için aradığın hemen hemen her sefer sıkıntılarım olması... saçmalamam. işaret gibi bi yandan da... bi yandan da ben mutlu olayım diye. çünkü bu bünye en kötü anında bile sıpasının sesini duyunca iyi hisseder ya her zaman.
çok seviyorum seni, hayatımdaki herkeslerden ayrı, apayrı. beni merak etme sen, sözlerin hep kulaklarımda, unuttuğum zaman "bi arayıp sesini duymak istedim, nasılsın" desen yeter bana. daha fazla arabesk olmadan; özlemle öperim.