sanırım şu hayatta gerçekten müziğe kabiliyeti (ama gerçekten kabiliyeti) olanları kıskanıyorum ben en çok.
6 Ekim 2008 Pazartesi
4 Ekim 2008 Cumartesi
bayram bitişi

resmen iyi geldi şu bayram tatili bana. ne güzel bir şeymiş yeniden bildik, tanıdık ve güvenilir arkadaşlarla olmak. yeniden lise zamanlarındaymış gibi hissettim kendimi. her gün dışarı çıkmalar, kaleiçi gezmeleri...
bir şehri şehir yapan iyi dostlar ve sınırsızca harcanabilecek boş vakitlermiş bunu anladım. anladığım bir sürü de şey oldu. canım arkadaşım sayesinde anahtar bir kelime buldum mesela: netleştirmek. o kadar güzel tarifledi ki bana içinde bulunduğum ruh halini ve hayatımı. (öperim buradan) ne diyordum önemli olan ne kadar istediğinle ilintili hayatının daha net olması. ve aslında her şey istemek fiilinin altında yatıyor.
nereye kadar yahu bu "ben acıyı seviyorum sebebi bu" tribi. aşk denen şey tekil değil bir kere ve her zaman da işteş olamıyor ne yazık ki. işteş olamaması biraz kötü belki ama güzel tarafı tekil olmaması. bir kere aşık oldum bir daha da olamam diye bir şey yok. en azından benim için. çok iyi biliyorum. evet dönüp baktığımda iki kişi çok iz bıraktı sadece ama iki demek çoğulluk demek çoğul olması demek bir üçüncü ya da beşinci olmayacağı anlamına gelmemesi demek. ya da illa ki iz bırakan değil de iz bırakılan olmak demek değil. yani aşk tekil değil işte.
bir de hepimiz benciliz işte, hep bizim istediğimiz insan olsun diyoruz yalan mı? eh bu da pek de kolay gerçekleşebilen bir istek değil.
neyse konu bu değildi sanki yaf. netleştirmek diyordum. nasıl daha net olur hayat, kendini kandırmaktan ya da yargılamaktan ya da suçlamaktan ya da kendine eziyet verecek neyi yapıyorsan ondan vaz geçerek olur gibime geliyor.
misal aşk/ayrılık/aldatılma/kandırılma acısı. bir süre gerçekten devam ediyor. tamam kabul ediyor ve buna bir şey demiyorum. ama bir süre sonra insan bu eziyeti kendi, bizzat, şahsen kendi elleriyle kendisine yapmaya başlıyor. aslında bıraksa gerçekten o anlam yüklediği sokaklar, objeler, nesneler birer birer kaybedecek anlamlarını. çünkü misal o sokak alt tarafı bir sokak, pamuk şeker bildiğin sağlıksız ama çok lezzetli bir yiyecek, twix denen o çikolata da bildiğin albeni işte :P:P (yazar burda kendisine gönderme yapıor efem)
neyse kişisel gelişim kitaplarından fırlamış bi yazı gibi anlaşılmasın bu lütfen. zira sadece kendim üzerinden yola çıkıyorum sadece. (ıyyykk nefret ederim o kitaplardan da zaten.)
oy ben bayram bitişi diye başlamışım nerelere gelmişim. bu bayram şu yukarda anlattığım netleşme-netleştirme olayından başka uzun zamandan beri ilk kez çok ama çok neşeli bir sarhoşluk yaşadım. viski enejileri ard arda yuvarlayıp etraftan bir de rakı-bira ne varsa otlanıp epey dağıttım. sonra alkolle ilgili bir şey keşfettim. (eminim çok önceden keşfedilmiştir) sanırım alkol insan üzerinde normalde sadece düşüneceği ama yapmayacağı şeyleri düşünüp söyleten üstüne de yaptıran bir etki yaratıyor. tek sorun dut gibi olduğumdan mütevellit bazı ayrıntıları hatırlamıyor olmam.:P:P neyse ki iyi arkadaşlar var da onlar toplama görevini başarıyla üstleniyorlar. daha önce hiç kıyafetlerimle sızmamıştım ben yauuu:)))
bir de gece çevirmeye yakalanışımız vardı ki avukat abla (:P) kimliği hiçbi işe yaramıyormuş az kalsın görüyorduk. allahtan arabayı kullanan canım kardeşim eraycım alkolsüzdü de arabadan yayılan buram buram içki kokusunun dut gibi olmuş ablalardan gelmekte olması geceyi kurtardı (sanırım). ama ben hala polis abinin(amca da olabilir net hatırlayamadım şimdi) arabanın muayenesi eksik diyip bizi gene de göndermesini hangi hikmete bağlasam bilemedim. hiç öyle bir ohhh çekmemiştim valla.
neyse ki kazasız belasız bir bayram daha bitti, yarın son tatil gününden sonra yeniden monoton iş hayatına dönmek zor olsa da epey enerji ve huzur ve rahatlık biriktirmiş gibi hissediyorum kendimi. kurbana tamı tamına iki ay var ve ben uzaklardan gelecek canım arkadaşlarımı şimdiden dört gözle beklemeye başlamış bulunmaktayım.
neyse lafı daha da uzatıp gevelemeden geçmiş ramazan-şeker bayramınız bir kere daha kutlu olsun milleeettttt:)))
onno için- yol arkadaşım-ben sana küsüm aslında
kime yazıldığını bilmeden radyoda duyup çok beğenmiştim ama dinledikçe içimde bir yerlere dokundu. ağlak olmadan ne güzel yazmış sezen gene. en iyisi siz dinleyin karar verin...
"benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok..."
2 Ekim 2008 Perşembe
viski energy drink

yeni tatlara açık olalım şu viskiyi bir de enerji içeceği ile içelim. tadı güzel, sarhoşluğu güzel daha ne olsun... enerji yanında neşe de veriyo bak. yok ya da o neşe en sevdiklerimle olmamdan kaynaklanmış olabilir. neyse ya hadi hep beraber içelim açılalım millet :P:P
saat kaç oldu hala sarhoşum yahuuu:P
bir de soran olursa "çok sarhoştum, hatırlamıyorum."
yasal uyarı: enerji içeceği ile alkol almak sağlığa zararlı olabilir.
30 Eylül 2008 Salı
bayram yazısı
bugün bayram. ama eski bayramlar gibi değil. zaten uzunca zamandır bizim ailenin bayramları böyle. tatil vasfından değerlendiriyoruz. neyse benim diyeceğim o değil. bayramla birlikte kararlar aldım. sağolsunlar iki tane çok sevdiğim arkadaşım süper etkili oldu. (iyi manada) karar alıp uygulamanın ne demek olduğunu bana göstrdiler. meğerse ben uzun zamandır doğrudürüst bir karar alıp uygulamamışım. akıntıya bırakır insan kendini tamam da bu kadar da olmaz yani.
neyse netleştiriyorum hayatımı, kapatıyorum bir sürü sayfayı. çok uzun zaman önce yapmam gereken bir şeyi tam da şimdi yapıyorum ve hem kendimi hem de onları rahat bırakıyorum. çok saçmaladım, kendime zarar verdim bunlar olurken.
neyse ne neticede sanırım doğru yolu buldum ve daha da uzatmaya gerek olamdan, başlıkla uyumlu bağlamak lüzumuyla herkese iyi bayramlarrrrrrrr.
25 Eylül 2008 Perşembe
rüya (bilemedim kaçıncı)
hani herkesin bir "aşık olduğunu nasıl anlarsın?" formülü var ya, ben de kendiminkini buluyorum:
"bi adama sarıldığında bütün hücrelerinde onu öpme isteği duyuyorsan, aşıksın!"
24 Eylül 2008 Çarşamba
22 Eylül 2008 Pazartesi
21 Eylül 2008 Pazar
hayaller evet birçok hem de...:P
arabayla geziye çıkmak istiyorum ben sonra, kendimin kullandığı arabada çok sevdiğim arkadaşlarımdan bir ya da birkaçının bana eşlik ettiği.
sonra bi kitap yazmak istiyorum.
küçük bir yerde küçücük bir kitapçı dükkanım olsun istiyorum.
bir sürü kediye bakmak istiyorum sonra.
latin amerikayı gezmek istiyorum, hayatımda bir kez de olsa Rio karnavalındaki dansçı kızlara eşlik etmeyi hayal ediyorum.
ntvde haber spikeri olsam diyorum bazen.
ama en çok ikiz bebeklerim olsun istiyorum. (bunun gerçekleşmesi alttaki yazıya bağlı zannımca)
aslında şimdi aklıma gelmeyen daha bir sürü hayalim vardır eminim. hayalperestim ben çok ya beenmaya da ilk iş beni mimledi ya, ben ondan geri kalır mıyım hiç? hemen mimliyorum, hadi delikanlı hayal et bakalım ve kabul ederse cesetizleri...:)))
not:bunlar da daha gerçekleşebilir olduğunu umut ettiğim hayaller...
HAYAL et adam
nasıl başlayacağımı bilmediğim sözlerin kifayetsiz, şu günlerimi anlatmaya yetmeyecek olduğu bir yazı bu. nasıl geldiğinin kim olduğunun başkası için önemsiz; benim için anlatılamayacak kadar özel olduğunu milyonlarca kez söyleme isteği var içimde şuan.
bakışların. önemli olan bakışların. gözlerinin rengini bilmiyorum ben, belki yeşil, belki siyah, belki mavi ve belki de kahvelerin en güzeli. önemi yok ben senin bakışlarını seviyorum. bir daha kimsenin bana böyle bakmayacağını düşündüğüm zamanların ardından gelen bakışlarını.
öyle sıradan bir günde, bir adam çıkarmış bazen karşına. o anlatırken kendini korkarken bulurmuşsun. hem korkarken hem de o anlattıkça aşık olurken. aşık olmaktan korkarken, gönül söz dinlemezmiş işte. usulca, sessizce ve itinayla sokulurmuş hayatına. anlamlandırırmış hayatını, elini uzatırmış sakince, tutarmış elinden.
şimdi kimbilir kaçıncı kez uzanıp elimi tutuyorsun, her seferinde ilk kez elimi tutuyormuşsuncasına heyecanlanıyorum ben. ve sen her seferinde elimi tuttuğunda ben arınıyormuş, geçmişteki mutsuzluklarım, acılarım yok oluyormuş gibi hissediyorum. sonra elini bırakıyorum, sen yeniden tut, bir yara izi daha silinsin benliğimden diye. sen hiç gocunmadan yeniden elimi tutuyorsun. ben yeniden seviniyorum, çocuklaşarak. bu kez diyorum, bu kez sadece şimdi var, sonrasını düşünmeyeceğim, sOn'unu düşünmeyeceğim. korkularımı usulca bir rafa koyuyorum, çünkü bu kez hissediyorum yersiz olduklarını.
ellerin özenli, ellerin benim yüreğimde.
ben yıkılmaktan korkmadım hiçbir zaman. yıkıldıkça baştan kurdum hepsini. yardım istemedim, kendime yeterim dedim, yettim sandım. yanılmışım, yeniden inşa ederken bir şeyleri, yıkılanları fırlatıp atmak yerine kenarımda bırakmışım. şimdi sen o yıkıntıları teker teker yok edip yepyeni bir şey kuruyorsun içimde. yenileniyorum; sevmeyi bilir zannederken kendimi, nasıl sevilir en baştan öğreniyorum seninle.
öğrendiğim o kadar çok şey var ki aslında. mesela yeniden güvenebilmenin nasıl bir şey olduğunubaştan gösteriyorsun bana. sarıldığımda, başımı göğsüne koyduğumda huzurla dalıyorum artık uykularıma. güvendeyim biliyorum; bütün korkular, bütün tasalar ben başımı sana yasladığımda yok olmasalar da yaklaşamıyorlar yanıma.
sonra sahiplenmemeyi aşkın sahiplenmeden öte bir duygu getirdiğini anlatıyorsun bana. "sen benim, ben de senin değilim" diyorsun. anlayamıyorum başta, gözlerimin içine bakıyorsun hep yaptığın gibi uzun uzun açıklıyorsun bana. her seferinde seninle biraz daha büyüyor, aynı anda biraz daha çocuklaşıyorum. içimden yeniden aşık oldum diyorum hem de çok. ben her seferinde biraz daha yetişkin, her seferinde biraz daha çocuk ve her seferinde hepsinden daha çok aşık oluyorum. uzanıp bu kez ben tutuyorum elini.
bazı geceler endişeler usulca giriyor yorganın altına. gözlerim kapalı, "ne geçmiş ne de gelecek var diyorum, önemli olan sadece şimdi. son yok bu defa, mutlu sonlar gerçekliğini yitireli çok oldu. ben onunla mutlu sonlar hayal etmiyorum. şimdi var ve bizim için tek önemli şey şimdi." diyorum. sakince kovalıyorum kaygıları ve usulca uykuya dalıyorum. sabah gözlerimi mesajına açıyorum ve "şimdi"ye yeniden seviniyorum.
bugün yeniden düşünüyorum. bu kez başka. aramızda eskiden kalan yaralarımız yatmıyor, görüyorum. sensiz bir dünü anımsamıyorum ki artık. her şeyi, hayatımda belki de ilk defa her şeyi geride bırakıyorum seninle ben. affediyor ve affedilmek için dua ediyorum. bütün kötü anılarımı teker teker karşıma alıp sakince hepsini temize çekiyorum.
ve şimdi hiç tereddüt etmeden söyleyebiliyorum, "seni seviyorum, seni çok seviyorum..."
not: bu yazı beenmaya'nın mimine yazılmıştır. bir gün geleceğini umduğuma bir de...
18 Eylül 2008 Perşembe
ben bazen...
ben bazen kaybolmak isterim, yok olmak hatta buharlaşmak. bazen durduk yere gitmek gelir içimden kimseyi tanımadığım kimsenin de beni tanımadığı bir yerlere. bazen etrafımda bir tek tanıdık yüz görmek, ses duymak istemem. bazen insanlardan sıkılırım, bazen kendimden. bazen kırılırım bazen de kırar. bazen gamsız olurum bazen de ezilirim hayatın yüklerinin altında. bazen aşık olurum. bazen aşktan ölürüm. bazen aşk çözecek zannederim her şeyi. bazen çekilmez biri olurum. bazen planları bozarım. bazen hayalkırıklığına uğratırım, bazen de ben yıkılırım. benim için hayat bazen güzeldir bazen de berbat. bazen bir fotoğraf çekilmek isterim, bazense o fotoğrafa her baktığımda o ana dönmek. bazen bir kitabın içine girmek, o kitaptaki bir karakter gibi hissetmek. bazen hatırlanmak isterim. bazen hiç yoktan unutulmak isterim, unutulmaktan korkarak. bazen çok sarhoş olur saçmalar kendime gülerim, bazense ağlarım. bazen bir sokak köpeği olmak isterim. bazen de bir ev kedisi.
ama en çok da saçmalarım. bu yazı da saçmalamalarımdan biri oldu işte...
not: masumiyet müzesinde vardı böyle bir bölüm, ama bu yazı bugün arabada ne çok bazen'im olduğunu fark edince geldi içimden.
16 Eylül 2008 Salı
... sebebim
sevip yitirdiğim şimdi artık korkudan
şarkılar mırıldanan
öpüşünle yaralı
bir kız çocuğuyum ben...
15 Eylül 2008 Pazartesi
14 Eylül 2008 Pazar
şans
şans bizim bahçemizde yaşayan yavru kedilerden bi tanesi. aslında adı şans değil(di), ölüm gelirse eğer onu başkası sanıp geri dönsün diye eski bi geleneğe uyup adını değiştirdim ben. aslında dün öğlen hiçbir şeyciği yoktu şansımın, güzel güzel karnını doyurmuş, kurul kurul kuruldayarak kendini sevdirmişti. sonra akşam yemeğinde karın bölgesinde bi yara gördüm. geç bi vakitti, yara küçüğe benziyordu, goncayı (vet.imis) da arayıp onay aldıktan sonra onu ertesi gün için (yani bugün) getirmemiz kararlaştırıldı. neyse öğleden sonra yarası iyice açılmış, dışarıya doğru bir parça çıkmış halde delikanlıyla, goncayla özgüre götürdük. (falez veteriner kliniği) nasıl yaralandıysa şans kötü yaralanmış, yara karaciğerinin hemen üstünde ve derinmiş, fıtık yapmış... yani kendi kendine iyileşme şansı yokmuş. küçük bir operasyonla fıtık yapan kısmı kestiler ve yarayı diktiler. şimdi şansımız delikanlıda misafir, kafasında bir huni, cumaya kadar yiyeceği antibiyotikleri beklemekte. 10-11 gün sonra hayırlısıyla dikişleri alınacak, kafasındaki huniden kurtulacak. tabii kötü ihtimal her zaman var; ama ben düşünmemeye çalışıyorum şimdilik. inanıyorum ki ben bahçe kapısından girer girmez koşup gelen, bıcır bıcır, kuruldak, sevimli haline geri dönecek şans. belki güzel bi yuva bulucaz ona, belki de delikanlıdaki misafirliğini daimileştirecek, belki... ama yeniden iyi olacak. bebişleri olacak sonra... dünyanın en iyi kedisidir o çünkü, hiç çıkarmaz tırnaklarını, sürekli kuruldar, ısırmaz hiçç...
delikanlıya;
yeterince teşekkür edemedim bile aklım hep şansta olduğundan,
teşekkür ederimmm, çok teşekkür ederim...

