
gözlerimde şimşekler çakıyor bu aralar. kendi kendime konuşarak dağıtmaya çalışıyorum karabulutlarımı yağmaya başlamasınlar diye.
bugün çok yağmur yağdı. ben de toplaşan karabulutlarını gözlerimin kendimle konuşarak dağıttım her seferinde.
dün gece başladığım kitaptaki şehre günün birinde palamut iriliğinde yağmur damlaları düşüyor; yağan yağmur günlerce durmayıp sel oluyordu. orda bıraktım. dün gece keşke bu şehre de palamut iriliğinde yağmur damlaları düşse de sel olsa demiştim.
eskiden çok yağmur yağardı ve her yağdığında heveslenirdik okullar tatil olacak mı bu sefer de diye. artık ne eskisi kadar çok yağmur yağıyor ne de tatil olacak bir okulum var. özel sektörde çalışanlara da yağmur tatili yokmuş, öğrendim.
bir keresinde o kadar çok yağmur yağmıştı, o kadar çok yağmur yağmıştı ki, ki ben henüz 11ime basmamıştım, hava yemyeşil olmuştu. süleyman hoca bize inatla ingilizce öğretmeye çalışırken biz camdan dışarı bakmıştık. yemyeşil bi hava olur mu hiç? oldu işte.
ama eskidendi bunlar işte. artık buralarda yağmur bile günlerce kalmıyor. yarına güneş açacak, biliyorum. nostaljisini bile düzgün yaşatmayan kahpe yağmurlar var artık.
yalnızım.
eskiden ruhendi yalnızlığım, şimdi fiziki. eskiden kalablıklardan sıkılır bir başıma olmayı özlerdim. şimdi o curcunayı, kalabalık arkadaş toplantılarını özlüyorum. bi evim vardı benim, küçük ama aynı zamanda kocaman. az masraf çok emekle hep beraber pişirdiğimiz yemekler, kurduğumuz sofralar, küçük çaydanlıkta gerekirse haşlayıp da içtiğimiz çaylarımız. sonra yaprak dökmü misali birer birer azaldık. kalmayı becerebilenler kaldı, bense aptal bi aşk acısına bi şehri bıraktım. en manasız gerekçe benimdi, şimdi görüyorum.
bu haftasonu sadece pazar günü sigara almaya çıktım ben. sonra durdum, düşündüm. düşündükçe ankarayı özledim. bi şehre değildi ki bu özlem. dedim ki inat edip kalsaydım nasıl olurdu haftasonum?
evde olsam bile bu kadar yalnız hissetmezdim. saat kaç olursa olsun aradım birini, gel beni al derdim nazım geçtiğince. ya da cuma iş çıkışı serdarda olurduk gene hep beraber. şömineyi yakar şarap alırdık. hepimizin ayrı fikirde olduğu bi konuyu tartışır ama sonra etkilemeden hiçbir şey dostluğumuzu aptal bi şeye gülerdik. "içliiiiikkk vıaaarrrr" "ona cafer deniyomuş biliyo musunuz" en son o evde kahkahalarla, gözümden yaş gelene kadar gülmüştüm ben. türlü saçmalığa deli deli gülmeyi özledim.
özledim işte dahası var mı.
ah ankara anılarda ve hayallerde mi kaldın şimdi...
22 Aralık 2008 Pazartesi
ne zaman yağmur yağsa
21 Eylül 2008 Pazar
HAYAL et adam
nasıl başlayacağımı bilmediğim sözlerin kifayetsiz, şu günlerimi anlatmaya yetmeyecek olduğu bir yazı bu. nasıl geldiğinin kim olduğunun başkası için önemsiz; benim için anlatılamayacak kadar özel olduğunu milyonlarca kez söyleme isteği var içimde şuan.
bakışların. önemli olan bakışların. gözlerinin rengini bilmiyorum ben, belki yeşil, belki siyah, belki mavi ve belki de kahvelerin en güzeli. önemi yok ben senin bakışlarını seviyorum. bir daha kimsenin bana böyle bakmayacağını düşündüğüm zamanların ardından gelen bakışlarını.
öyle sıradan bir günde, bir adam çıkarmış bazen karşına. o anlatırken kendini korkarken bulurmuşsun. hem korkarken hem de o anlattıkça aşık olurken. aşık olmaktan korkarken, gönül söz dinlemezmiş işte. usulca, sessizce ve itinayla sokulurmuş hayatına. anlamlandırırmış hayatını, elini uzatırmış sakince, tutarmış elinden.
şimdi kimbilir kaçıncı kez uzanıp elimi tutuyorsun, her seferinde ilk kez elimi tutuyormuşsuncasına heyecanlanıyorum ben. ve sen her seferinde elimi tuttuğunda ben arınıyormuş, geçmişteki mutsuzluklarım, acılarım yok oluyormuş gibi hissediyorum. sonra elini bırakıyorum, sen yeniden tut, bir yara izi daha silinsin benliğimden diye. sen hiç gocunmadan yeniden elimi tutuyorsun. ben yeniden seviniyorum, çocuklaşarak. bu kez diyorum, bu kez sadece şimdi var, sonrasını düşünmeyeceğim, sOn'unu düşünmeyeceğim. korkularımı usulca bir rafa koyuyorum, çünkü bu kez hissediyorum yersiz olduklarını.
ellerin özenli, ellerin benim yüreğimde.
ben yıkılmaktan korkmadım hiçbir zaman. yıkıldıkça baştan kurdum hepsini. yardım istemedim, kendime yeterim dedim, yettim sandım. yanılmışım, yeniden inşa ederken bir şeyleri, yıkılanları fırlatıp atmak yerine kenarımda bırakmışım. şimdi sen o yıkıntıları teker teker yok edip yepyeni bir şey kuruyorsun içimde. yenileniyorum; sevmeyi bilir zannederken kendimi, nasıl sevilir en baştan öğreniyorum seninle.
öğrendiğim o kadar çok şey var ki aslında. mesela yeniden güvenebilmenin nasıl bir şey olduğunubaştan gösteriyorsun bana. sarıldığımda, başımı göğsüne koyduğumda huzurla dalıyorum artık uykularıma. güvendeyim biliyorum; bütün korkular, bütün tasalar ben başımı sana yasladığımda yok olmasalar da yaklaşamıyorlar yanıma.
sonra sahiplenmemeyi aşkın sahiplenmeden öte bir duygu getirdiğini anlatıyorsun bana. "sen benim, ben de senin değilim" diyorsun. anlayamıyorum başta, gözlerimin içine bakıyorsun hep yaptığın gibi uzun uzun açıklıyorsun bana. her seferinde seninle biraz daha büyüyor, aynı anda biraz daha çocuklaşıyorum. içimden yeniden aşık oldum diyorum hem de çok. ben her seferinde biraz daha yetişkin, her seferinde biraz daha çocuk ve her seferinde hepsinden daha çok aşık oluyorum. uzanıp bu kez ben tutuyorum elini.
bazı geceler endişeler usulca giriyor yorganın altına. gözlerim kapalı, "ne geçmiş ne de gelecek var diyorum, önemli olan sadece şimdi. son yok bu defa, mutlu sonlar gerçekliğini yitireli çok oldu. ben onunla mutlu sonlar hayal etmiyorum. şimdi var ve bizim için tek önemli şey şimdi." diyorum. sakince kovalıyorum kaygıları ve usulca uykuya dalıyorum. sabah gözlerimi mesajına açıyorum ve "şimdi"ye yeniden seviniyorum.
bugün yeniden düşünüyorum. bu kez başka. aramızda eskiden kalan yaralarımız yatmıyor, görüyorum. sensiz bir dünü anımsamıyorum ki artık. her şeyi, hayatımda belki de ilk defa her şeyi geride bırakıyorum seninle ben. affediyor ve affedilmek için dua ediyorum. bütün kötü anılarımı teker teker karşıma alıp sakince hepsini temize çekiyorum.
ve şimdi hiç tereddüt etmeden söyleyebiliyorum, "seni seviyorum, seni çok seviyorum..."
not: bu yazı beenmaya'nın mimine yazılmıştır. bir gün geleceğini umduğuma bir de...
