o kadar çok sevmedim seni.
o kadar çok sevmeme yetecek kadar kalmadın hayatımda.
bir aşktan aklımda kalan derslerim vardı. en başında korkmuştum sevmekten, ihtimalli cümlelerle yaklaşmıştım sana.
şimdi o kadar çok sevmeme yetecek kadar hayatımda kalmadığına -inanmazsın belki ama- memnunum.
neydi aşk?
bende sadece sendin. her aşkta sadece maşuktu bende. gerisi hikaye.
peki ya değer görmek/göstermek, sadakat, sevgi, bağlılık?
eski bir aşktan kalma yara izlerimle, aynı yerlerden kanayacağımı bile bile yumup gözlerimi seni sevmiştim.
ama sen, seni o kadar çok sevmeme yetecek kadar kalmadın hayatımda.
iyi ki de kalmadın.
çünkü aşktan daha önemli şeyler vardı hayatta. değer görmek, bağlanmak mesela.
çünkü aşk tekildi yaşanırken; bütün eski aşkları, yaraları bir kenara kaldırıp insanın ilk kez aşık olduğunu hissetmesiydi. başka vücutlar yoktu huzur aranacak. huzur aşktaydı, aşk da maşukta.
iyi ki o kadar çok sevmeme yetecek kadar kalmadın hayatımda.
o kadar çok sevseydim seni saçlarına sinmiş başka kadınların apış arası kokularını alacaktım.
kıyafetlerinde başka vücutlara sıkılmış parfümlerin kokusu kalacaktı belli belirsiz.
kangren olacak bir aşkı en başında uzaklaştırdım kendimden, içgüdüsel.
bu aşka dair yaptığım en iyi şey buydu belki de.
upuzun gelen ama sanki bir göz açıp kapamalık süreymişcesine geçen bir seneden sonra bu aşka dair hiçbir şeyi özlemediğimin farkındayım.
anahtar kelime netleştirmekti, becerdim bunu da.
"Acı çekmek mantığın kazaya uğramasıdır; en önemli görev mantığını sürekli net kullanabilmektir."
Ayn Rand
not: "başka kadınların apış arası kokusu" tabiri Milan Kundera'nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nden alıntıdır.
11 Aralık 2008 Perşembe
o kadar çok sevmek
4 Ekim 2008 Cumartesi
bayram bitişi

resmen iyi geldi şu bayram tatili bana. ne güzel bir şeymiş yeniden bildik, tanıdık ve güvenilir arkadaşlarla olmak. yeniden lise zamanlarındaymış gibi hissettim kendimi. her gün dışarı çıkmalar, kaleiçi gezmeleri...
bir şehri şehir yapan iyi dostlar ve sınırsızca harcanabilecek boş vakitlermiş bunu anladım. anladığım bir sürü de şey oldu. canım arkadaşım sayesinde anahtar bir kelime buldum mesela: netleştirmek. o kadar güzel tarifledi ki bana içinde bulunduğum ruh halini ve hayatımı. (öperim buradan) ne diyordum önemli olan ne kadar istediğinle ilintili hayatının daha net olması. ve aslında her şey istemek fiilinin altında yatıyor.
nereye kadar yahu bu "ben acıyı seviyorum sebebi bu" tribi. aşk denen şey tekil değil bir kere ve her zaman da işteş olamıyor ne yazık ki. işteş olamaması biraz kötü belki ama güzel tarafı tekil olmaması. bir kere aşık oldum bir daha da olamam diye bir şey yok. en azından benim için. çok iyi biliyorum. evet dönüp baktığımda iki kişi çok iz bıraktı sadece ama iki demek çoğulluk demek çoğul olması demek bir üçüncü ya da beşinci olmayacağı anlamına gelmemesi demek. ya da illa ki iz bırakan değil de iz bırakılan olmak demek değil. yani aşk tekil değil işte.
bir de hepimiz benciliz işte, hep bizim istediğimiz insan olsun diyoruz yalan mı? eh bu da pek de kolay gerçekleşebilen bir istek değil.
neyse konu bu değildi sanki yaf. netleştirmek diyordum. nasıl daha net olur hayat, kendini kandırmaktan ya da yargılamaktan ya da suçlamaktan ya da kendine eziyet verecek neyi yapıyorsan ondan vaz geçerek olur gibime geliyor.
misal aşk/ayrılık/aldatılma/kandırılma acısı. bir süre gerçekten devam ediyor. tamam kabul ediyor ve buna bir şey demiyorum. ama bir süre sonra insan bu eziyeti kendi, bizzat, şahsen kendi elleriyle kendisine yapmaya başlıyor. aslında bıraksa gerçekten o anlam yüklediği sokaklar, objeler, nesneler birer birer kaybedecek anlamlarını. çünkü misal o sokak alt tarafı bir sokak, pamuk şeker bildiğin sağlıksız ama çok lezzetli bir yiyecek, twix denen o çikolata da bildiğin albeni işte :P:P (yazar burda kendisine gönderme yapıor efem)
neyse kişisel gelişim kitaplarından fırlamış bi yazı gibi anlaşılmasın bu lütfen. zira sadece kendim üzerinden yola çıkıyorum sadece. (ıyyykk nefret ederim o kitaplardan da zaten.)
oy ben bayram bitişi diye başlamışım nerelere gelmişim. bu bayram şu yukarda anlattığım netleşme-netleştirme olayından başka uzun zamandan beri ilk kez çok ama çok neşeli bir sarhoşluk yaşadım. viski enejileri ard arda yuvarlayıp etraftan bir de rakı-bira ne varsa otlanıp epey dağıttım. sonra alkolle ilgili bir şey keşfettim. (eminim çok önceden keşfedilmiştir) sanırım alkol insan üzerinde normalde sadece düşüneceği ama yapmayacağı şeyleri düşünüp söyleten üstüne de yaptıran bir etki yaratıyor. tek sorun dut gibi olduğumdan mütevellit bazı ayrıntıları hatırlamıyor olmam.:P:P neyse ki iyi arkadaşlar var da onlar toplama görevini başarıyla üstleniyorlar. daha önce hiç kıyafetlerimle sızmamıştım ben yauuu:)))
bir de gece çevirmeye yakalanışımız vardı ki avukat abla (:P) kimliği hiçbi işe yaramıyormuş az kalsın görüyorduk. allahtan arabayı kullanan canım kardeşim eraycım alkolsüzdü de arabadan yayılan buram buram içki kokusunun dut gibi olmuş ablalardan gelmekte olması geceyi kurtardı (sanırım). ama ben hala polis abinin(amca da olabilir net hatırlayamadım şimdi) arabanın muayenesi eksik diyip bizi gene de göndermesini hangi hikmete bağlasam bilemedim. hiç öyle bir ohhh çekmemiştim valla.
neyse ki kazasız belasız bir bayram daha bitti, yarın son tatil gününden sonra yeniden monoton iş hayatına dönmek zor olsa da epey enerji ve huzur ve rahatlık biriktirmiş gibi hissediyorum kendimi. kurbana tamı tamına iki ay var ve ben uzaklardan gelecek canım arkadaşlarımı şimdiden dört gözle beklemeye başlamış bulunmaktayım.
neyse lafı daha da uzatıp gevelemeden geçmiş ramazan-şeker bayramınız bir kere daha kutlu olsun milleeettttt:)))
