neşeli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neşeli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2008 Cumartesi

bayram bitişi


resmen iyi geldi şu bayram tatili bana. ne güzel bir şeymiş yeniden bildik, tanıdık ve güvenilir arkadaşlarla olmak. yeniden lise zamanlarındaymış gibi hissettim kendimi. her gün dışarı çıkmalar, kaleiçi gezmeleri...
bir şehri şehir yapan iyi dostlar ve sınırsızca harcanabilecek boş vakitlermiş bunu anladım. anladığım bir sürü de şey oldu. canım arkadaşım sayesinde anahtar bir kelime buldum mesela: netleştirmek. o kadar güzel tarifledi ki bana içinde bulunduğum ruh halini ve hayatımı. (öperim buradan) ne diyordum önemli olan ne kadar istediğinle ilintili hayatının daha net olması. ve aslında her şey istemek fiilinin altında yatıyor.
nereye kadar yahu bu "ben acıyı seviyorum sebebi bu" tribi. aşk denen şey tekil değil bir kere ve her zaman da işteş olamıyor ne yazık ki. işteş olamaması biraz kötü belki ama güzel tarafı tekil olmaması. bir kere aşık oldum bir daha da olamam diye bir şey yok. en azından benim için. çok iyi biliyorum. evet dönüp baktığımda iki kişi çok iz bıraktı sadece ama iki demek çoğulluk demek çoğul olması demek bir üçüncü ya da beşinci olmayacağı anlamına gelmemesi demek. ya da illa ki iz bırakan değil de iz bırakılan olmak demek değil. yani aşk tekil değil işte.
bir de hepimiz benciliz işte, hep bizim istediğimiz insan olsun diyoruz yalan mı? eh bu da pek de kolay gerçekleşebilen bir istek değil.
neyse konu bu değildi sanki yaf. netleştirmek diyordum. nasıl daha net olur hayat, kendini kandırmaktan ya da yargılamaktan ya da suçlamaktan ya da kendine eziyet verecek neyi yapıyorsan ondan vaz geçerek olur gibime geliyor.
misal aşk/ayrılık/aldatılma/kandırılma acısı. bir süre gerçekten devam ediyor. tamam kabul ediyor ve buna bir şey demiyorum. ama bir süre sonra insan bu eziyeti kendi, bizzat, şahsen kendi elleriyle kendisine yapmaya başlıyor. aslında bıraksa gerçekten o anlam yüklediği sokaklar, objeler, nesneler birer birer kaybedecek anlamlarını. çünkü misal o sokak alt tarafı bir sokak, pamuk şeker bildiğin sağlıksız ama çok lezzetli bir yiyecek, twix denen o çikolata da bildiğin albeni işte :P:P (yazar burda kendisine gönderme yapıor efem)
neyse kişisel gelişim kitaplarından fırlamış bi yazı gibi anlaşılmasın bu lütfen. zira sadece kendim üzerinden yola çıkıyorum sadece. (ıyyykk nefret ederim o kitaplardan da zaten.)
oy ben bayram bitişi diye başlamışım nerelere gelmişim. bu bayram şu yukarda anlattığım netleşme-netleştirme olayından başka uzun zamandan beri ilk kez çok ama çok neşeli bir sarhoşluk yaşadım. viski enejileri ard arda yuvarlayıp etraftan bir de rakı-bira ne varsa otlanıp epey dağıttım. sonra alkolle ilgili bir şey keşfettim. (eminim çok önceden keşfedilmiştir) sanırım alkol insan üzerinde normalde sadece düşüneceği ama yapmayacağı şeyleri düşünüp söyleten üstüne de yaptıran bir etki yaratıyor. tek sorun dut gibi olduğumdan mütevellit bazı ayrıntıları hatırlamıyor olmam.:P:P neyse ki iyi arkadaşlar var da onlar toplama görevini başarıyla üstleniyorlar. daha önce hiç kıyafetlerimle sızmamıştım ben yauuu:)))
bir de gece çevirmeye yakalanışımız vardı ki avukat abla (:P) kimliği hiçbi işe yaramıyormuş az kalsın görüyorduk. allahtan arabayı kullanan canım kardeşim eraycım alkolsüzdü de arabadan yayılan buram buram içki kokusunun dut gibi olmuş ablalardan gelmekte olması geceyi kurtardı (sanırım). ama ben hala polis abinin(amca da olabilir net hatırlayamadım şimdi) arabanın muayenesi eksik diyip bizi gene de göndermesini hangi hikmete bağlasam bilemedim. hiç öyle bir ohhh çekmemiştim valla.
neyse ki kazasız belasız bir bayram daha bitti, yarın son tatil gününden sonra yeniden monoton iş hayatına dönmek zor olsa da epey enerji ve huzur ve rahatlık biriktirmiş gibi hissediyorum kendimi. kurbana tamı tamına iki ay var ve ben uzaklardan gelecek canım arkadaşlarımı şimdiden dört gözle beklemeye başlamış bulunmaktayım.
neyse lafı daha da uzatıp gevelemeden geçmiş ramazan-şeker bayramınız bir kere daha kutlu olsun milleeettttt:)))

18 Ağustos 2008 Pazartesi

ben


hmmmm nerden başlasam nasıl anlatsam. kendimden sıkıldım ben yahu. gerçekten kendimden sıkıldım. blogumun geneline baktım da böyle hep iç sıkıcı yazılar, yazılar... yahu ben böyle bi insan değildim. neşeli şeyler yazmak istedim. neden mi kıskançlıktan tabii. birkaç yeni bloga çarpıldım böyle güzel güzel iç sıkmadan nasıl yazmışlar. insanın keyfi yerine geliyor. neyse...


*ben böyle iç sıkıcı, insanları boğan, depresif/mutsuz biri değilim normalde. bana sadece hayat tarafından dönem dönem bunalım nedeni insanlar postalanır ben de postacıya burda öyle biri oturmuyor dşyşp tebligatı almaktan imtina etmektense aman belki iyi bi şey gelmiştir diyerekten zarfı açarım ve o zarf da her zaman elimde patlar. zaten içinde iyi bişi olmadığını bilsem de meraktan da açarım ya, o ayrı.



*hayatımda hatırlayabildiğim bu şeklide yaşadığım iki ve halen yaşamakta olduğum bir süreç var. etti size üç. küçük çaplı olanları hem saymıyor, doğrusunu söylemek gerekirse de hatırlamıyorum bile.


* ilkinde lise üçteydim. o zamanlar canım dediğim en yakın arkadaşım dediğim insandan (burda ona uygun daha güzel sıfatlarım var ama neyse...) ciddi bi kazık yemiştim ki hatun beni ciddi bi depresyona sokmuştu resmen. resmen somurtkan şirin olmuştum. her cümlem "nefret ederim" kalıbyla sonlanmakta asık suratlı bi acuze gibi etrafta dolaşmaktaydım. (ki ben kendimin suratı asık halini hiç beğenmem resmen çirkin, çipçirkin biri, normalde o kadar da çirkin değilim yahuuuu:)) neyse ki atlattım ben bu saçma sapan süreci ve hayat bana birini kaybettirirken doğru, dopdoğru bi "can arkadaş" kazandırdı bana: ece'yi... her şeyde bi hayır vardır sözüne de tam bu noktada inandım işte. (depresyon başlangıcı sonbahar sona erişi hatırlanmamakta)


*ikincisinde üniversite ikideydim. çok yakın ve çok sevdiğim onu sürekli koruma içgüdüsüyle hareket ettiğim (ki bu çok yanlışmış) bi arkadaşımla aramız limonileşti. ben içime kapandım. zaten tipik tuğba hareketidir bu içine kapanır kimseyi de almaz. neyse sonra bi adam çıktı karşıma. haytımda belki ilk kez gerçekten birine çok hem çoookkk aşık oldum. o adam bazen sevgilim oldu bazen düşmanım. aşktan resmen salakladım. haklıyken de haksızken de özür diledim. resmen yerlerde süründüm sevsin beni diye. sonra ne oldu. bu da can tabii yeter dedi bi yerde. yeter, yeter. ben araya giren yaz tatiliyle hem ona hem kendime rest çektim, tamamen hayatımdan çıkardım onu. içim kan ağladı yine de aramadım. sonra dinlediğim şarkılar sıkmaya başladı, acılarım bayatladı, bütünlemelerde yeniden doğdum. (küllerinden doğan anka kuşu:P) o adamla da bi daha muhattap olmadım. kendi kendime yemin ettim, bir daha asla SUİ GENERİS ilişkiler yaşamam diye. (depresyon başlangıcı sonbahar bitişi yaz) (çıkarılacak ders: arkadaşına küsüp içine kapanıp olmayacak bi dala tutunmamak gerekir.(miş) :P)


*sonra dingin huzurlu bi dönem var. 2004'ün sonbahar başlangıcıyla başlayıp 2008 sonbaharına dek süren. neşeli, huzurlu belki aşksız ama rahat. iyi dostlar ve güzel günlerle mimli. bir sürü güzel an ve anı şu an tam anımsayamadığım. (insan hafızası ne salak, kötüleri mimle iyiler flu kalsın. iş mi şimdi bu?) (iki üç sonbaharı mutlu geçirmişim yahu, hayret:P:P)


*en son da bu dönem işte. bu blogun ana kahramanı süpriz yumurtadan çıkarcasına hayatıma girip aynı hızla yıkıntılarımın arasından çekip gitti. (depresyon başlangıcı 2008 kasım aralık bitişi ?)


yazının sonuna gelmişken niye yazdığımı unuttum bu yazıyı ve bağlayamıyorum şimdi. neyse demem o ki ben aslında bu kadar sıkıcı, iç kanırtıcı bi insan diilim yahu. beni bu hale getirenler utansın...:P:P:P:)

aa bi de daha önce de söylemiştim aynen ece'nin dediği gibi ağustos doğumluların laneti sonbahar kış ayları. istatistiklerime bakınca farklı bi durum göremiyorum gerçekten...:):)