bugün bayram. ama eski bayramlar gibi değil. zaten uzunca zamandır bizim ailenin bayramları böyle. tatil vasfından değerlendiriyoruz. neyse benim diyeceğim o değil. bayramla birlikte kararlar aldım. sağolsunlar iki tane çok sevdiğim arkadaşım süper etkili oldu. (iyi manada) karar alıp uygulamanın ne demek olduğunu bana göstrdiler. meğerse ben uzun zamandır doğrudürüst bir karar alıp uygulamamışım. akıntıya bırakır insan kendini tamam da bu kadar da olmaz yani.
neyse netleştiriyorum hayatımı, kapatıyorum bir sürü sayfayı. çok uzun zaman önce yapmam gereken bir şeyi tam da şimdi yapıyorum ve hem kendimi hem de onları rahat bırakıyorum. çok saçmaladım, kendime zarar verdim bunlar olurken.
neyse ne neticede sanırım doğru yolu buldum ve daha da uzatmaya gerek olamdan, başlıkla uyumlu bağlamak lüzumuyla herkese iyi bayramlarrrrrrrr.
30 Eylül 2008 Salı
bayram yazısı
25 Eylül 2008 Perşembe
rüya (bilemedim kaçıncı)
hani herkesin bir "aşık olduğunu nasıl anlarsın?" formülü var ya, ben de kendiminkini buluyorum:
"bi adama sarıldığında bütün hücrelerinde onu öpme isteği duyuyorsan, aşıksın!"
24 Eylül 2008 Çarşamba
22 Eylül 2008 Pazartesi
21 Eylül 2008 Pazar
hayaller evet birçok hem de...:P
arabayla geziye çıkmak istiyorum ben sonra, kendimin kullandığı arabada çok sevdiğim arkadaşlarımdan bir ya da birkaçının bana eşlik ettiği.
sonra bi kitap yazmak istiyorum.
küçük bir yerde küçücük bir kitapçı dükkanım olsun istiyorum.
bir sürü kediye bakmak istiyorum sonra.
latin amerikayı gezmek istiyorum, hayatımda bir kez de olsa Rio karnavalındaki dansçı kızlara eşlik etmeyi hayal ediyorum.
ntvde haber spikeri olsam diyorum bazen.
ama en çok ikiz bebeklerim olsun istiyorum. (bunun gerçekleşmesi alttaki yazıya bağlı zannımca)
aslında şimdi aklıma gelmeyen daha bir sürü hayalim vardır eminim. hayalperestim ben çok ya beenmaya da ilk iş beni mimledi ya, ben ondan geri kalır mıyım hiç? hemen mimliyorum, hadi delikanlı hayal et bakalım ve kabul ederse cesetizleri...:)))
not:bunlar da daha gerçekleşebilir olduğunu umut ettiğim hayaller...
HAYAL et adam
nasıl başlayacağımı bilmediğim sözlerin kifayetsiz, şu günlerimi anlatmaya yetmeyecek olduğu bir yazı bu. nasıl geldiğinin kim olduğunun başkası için önemsiz; benim için anlatılamayacak kadar özel olduğunu milyonlarca kez söyleme isteği var içimde şuan.
bakışların. önemli olan bakışların. gözlerinin rengini bilmiyorum ben, belki yeşil, belki siyah, belki mavi ve belki de kahvelerin en güzeli. önemi yok ben senin bakışlarını seviyorum. bir daha kimsenin bana böyle bakmayacağını düşündüğüm zamanların ardından gelen bakışlarını.
öyle sıradan bir günde, bir adam çıkarmış bazen karşına. o anlatırken kendini korkarken bulurmuşsun. hem korkarken hem de o anlattıkça aşık olurken. aşık olmaktan korkarken, gönül söz dinlemezmiş işte. usulca, sessizce ve itinayla sokulurmuş hayatına. anlamlandırırmış hayatını, elini uzatırmış sakince, tutarmış elinden.
şimdi kimbilir kaçıncı kez uzanıp elimi tutuyorsun, her seferinde ilk kez elimi tutuyormuşsuncasına heyecanlanıyorum ben. ve sen her seferinde elimi tuttuğunda ben arınıyormuş, geçmişteki mutsuzluklarım, acılarım yok oluyormuş gibi hissediyorum. sonra elini bırakıyorum, sen yeniden tut, bir yara izi daha silinsin benliğimden diye. sen hiç gocunmadan yeniden elimi tutuyorsun. ben yeniden seviniyorum, çocuklaşarak. bu kez diyorum, bu kez sadece şimdi var, sonrasını düşünmeyeceğim, sOn'unu düşünmeyeceğim. korkularımı usulca bir rafa koyuyorum, çünkü bu kez hissediyorum yersiz olduklarını.
ellerin özenli, ellerin benim yüreğimde.
ben yıkılmaktan korkmadım hiçbir zaman. yıkıldıkça baştan kurdum hepsini. yardım istemedim, kendime yeterim dedim, yettim sandım. yanılmışım, yeniden inşa ederken bir şeyleri, yıkılanları fırlatıp atmak yerine kenarımda bırakmışım. şimdi sen o yıkıntıları teker teker yok edip yepyeni bir şey kuruyorsun içimde. yenileniyorum; sevmeyi bilir zannederken kendimi, nasıl sevilir en baştan öğreniyorum seninle.
öğrendiğim o kadar çok şey var ki aslında. mesela yeniden güvenebilmenin nasıl bir şey olduğunubaştan gösteriyorsun bana. sarıldığımda, başımı göğsüne koyduğumda huzurla dalıyorum artık uykularıma. güvendeyim biliyorum; bütün korkular, bütün tasalar ben başımı sana yasladığımda yok olmasalar da yaklaşamıyorlar yanıma.
sonra sahiplenmemeyi aşkın sahiplenmeden öte bir duygu getirdiğini anlatıyorsun bana. "sen benim, ben de senin değilim" diyorsun. anlayamıyorum başta, gözlerimin içine bakıyorsun hep yaptığın gibi uzun uzun açıklıyorsun bana. her seferinde seninle biraz daha büyüyor, aynı anda biraz daha çocuklaşıyorum. içimden yeniden aşık oldum diyorum hem de çok. ben her seferinde biraz daha yetişkin, her seferinde biraz daha çocuk ve her seferinde hepsinden daha çok aşık oluyorum. uzanıp bu kez ben tutuyorum elini.
bazı geceler endişeler usulca giriyor yorganın altına. gözlerim kapalı, "ne geçmiş ne de gelecek var diyorum, önemli olan sadece şimdi. son yok bu defa, mutlu sonlar gerçekliğini yitireli çok oldu. ben onunla mutlu sonlar hayal etmiyorum. şimdi var ve bizim için tek önemli şey şimdi." diyorum. sakince kovalıyorum kaygıları ve usulca uykuya dalıyorum. sabah gözlerimi mesajına açıyorum ve "şimdi"ye yeniden seviniyorum.
bugün yeniden düşünüyorum. bu kez başka. aramızda eskiden kalan yaralarımız yatmıyor, görüyorum. sensiz bir dünü anımsamıyorum ki artık. her şeyi, hayatımda belki de ilk defa her şeyi geride bırakıyorum seninle ben. affediyor ve affedilmek için dua ediyorum. bütün kötü anılarımı teker teker karşıma alıp sakince hepsini temize çekiyorum.
ve şimdi hiç tereddüt etmeden söyleyebiliyorum, "seni seviyorum, seni çok seviyorum..."
not: bu yazı beenmaya'nın mimine yazılmıştır. bir gün geleceğini umduğuma bir de...
18 Eylül 2008 Perşembe
ben bazen...
ben bazen kaybolmak isterim, yok olmak hatta buharlaşmak. bazen durduk yere gitmek gelir içimden kimseyi tanımadığım kimsenin de beni tanımadığı bir yerlere. bazen etrafımda bir tek tanıdık yüz görmek, ses duymak istemem. bazen insanlardan sıkılırım, bazen kendimden. bazen kırılırım bazen de kırar. bazen gamsız olurum bazen de ezilirim hayatın yüklerinin altında. bazen aşık olurum. bazen aşktan ölürüm. bazen aşk çözecek zannederim her şeyi. bazen çekilmez biri olurum. bazen planları bozarım. bazen hayalkırıklığına uğratırım, bazen de ben yıkılırım. benim için hayat bazen güzeldir bazen de berbat. bazen bir fotoğraf çekilmek isterim, bazense o fotoğrafa her baktığımda o ana dönmek. bazen bir kitabın içine girmek, o kitaptaki bir karakter gibi hissetmek. bazen hatırlanmak isterim. bazen hiç yoktan unutulmak isterim, unutulmaktan korkarak. bazen çok sarhoş olur saçmalar kendime gülerim, bazense ağlarım. bazen bir sokak köpeği olmak isterim. bazen de bir ev kedisi.
ama en çok da saçmalarım. bu yazı da saçmalamalarımdan biri oldu işte...
not: masumiyet müzesinde vardı böyle bir bölüm, ama bu yazı bugün arabada ne çok bazen'im olduğunu fark edince geldi içimden.
16 Eylül 2008 Salı
... sebebim
sevip yitirdiğim şimdi artık korkudan
şarkılar mırıldanan
öpüşünle yaralı
bir kız çocuğuyum ben...
15 Eylül 2008 Pazartesi
14 Eylül 2008 Pazar
şans
şans bizim bahçemizde yaşayan yavru kedilerden bi tanesi. aslında adı şans değil(di), ölüm gelirse eğer onu başkası sanıp geri dönsün diye eski bi geleneğe uyup adını değiştirdim ben. aslında dün öğlen hiçbir şeyciği yoktu şansımın, güzel güzel karnını doyurmuş, kurul kurul kuruldayarak kendini sevdirmişti. sonra akşam yemeğinde karın bölgesinde bi yara gördüm. geç bi vakitti, yara küçüğe benziyordu, goncayı (vet.imis) da arayıp onay aldıktan sonra onu ertesi gün için (yani bugün) getirmemiz kararlaştırıldı. neyse öğleden sonra yarası iyice açılmış, dışarıya doğru bir parça çıkmış halde delikanlıyla, goncayla özgüre götürdük. (falez veteriner kliniği) nasıl yaralandıysa şans kötü yaralanmış, yara karaciğerinin hemen üstünde ve derinmiş, fıtık yapmış... yani kendi kendine iyileşme şansı yokmuş. küçük bir operasyonla fıtık yapan kısmı kestiler ve yarayı diktiler. şimdi şansımız delikanlıda misafir, kafasında bir huni, cumaya kadar yiyeceği antibiyotikleri beklemekte. 10-11 gün sonra hayırlısıyla dikişleri alınacak, kafasındaki huniden kurtulacak. tabii kötü ihtimal her zaman var; ama ben düşünmemeye çalışıyorum şimdilik. inanıyorum ki ben bahçe kapısından girer girmez koşup gelen, bıcır bıcır, kuruldak, sevimli haline geri dönecek şans. belki güzel bi yuva bulucaz ona, belki de delikanlıdaki misafirliğini daimileştirecek, belki... ama yeniden iyi olacak. bebişleri olacak sonra... dünyanın en iyi kedisidir o çünkü, hiç çıkarmaz tırnaklarını, sürekli kuruldar, ısırmaz hiçç...
delikanlıya;
yeterince teşekkür edemedim bile aklım hep şansta olduğundan,
teşekkür ederimmm, çok teşekkür ederim...
10 Eylül 2008 Çarşamba
cool mim: nefretlik durumlar
delikanlı yememiş içmemiş saolsun beni mimleyivermiş. benim nefretlik durumlarım öyle pek fiziksel şeyler değil. yani tabii ki birisi odama girerken kapıyı tıklatsın ama çok da takmıyorum -kardeşimin özellikle- odaya paldır küldür dalmasını. ya da ne bileyim yazayım da siz karar verin işte nefretlik mi değil mi?
en çok sinirlendiğim şey kadın olmamdan ötürü azımsanmaktır. yani kadınsın şunu yapamazsın, kadınsın bunu beceremezsin. bre k.çımın kenarı öyle bi yaparım ki o yapamazsın dediğin şeyleri feleğin şaşar. sonra hatta demin söylediğim şeyden bile daha çok sinir olduğum şey birinin gözümün içine baka baka beni salak yerine koymasıdır. çok sinirlenirim, kan beynime sıçrar.
başka başka... hmmm... çok ama çok zeki bir insan olmamakla birlikte zekasına güvenen biri olarak gerçekten zeki bile olsa birinin zekasını abarta abarta övünmesi her şeyde onu ileri sürmesi sinirime dokunur; ancak çok da ses etmem.
ısrarcılık ruhumu sıkar. çok ve boş konuşan insanlara pek tahammül edemem. buluttan nem kapan alıngan tiplerden haz etmem. başka da aklıma gelmiyor valla.:))))
neyse şimdi benim şanslı talihlilerim kimler buna gelelim... başta merope, sonra beenmaya, zoitsa ve tustan sonra ottomans...
9 Eylül 2008 Salı
bir rüyaya uyandım...

sabah sabah hem komik, hem garip hem de inanılmaz huzur dolu bi rüyaya uyandım. hatta hemen yazmalıyım dedim ama fırsat olmadı. (işe yetişme durumları) sonrada anca oturabildim bilgisayar başına şimdiye kaldı. oysaki rüya dediğin sabah anlatılır sonra da unutulur. neyse canım bu da böyle olsun. neyse rüyayı anlatacaktım ben. aslında saçma sapan bi yeden başladı rüya, ama bilinçaltı işte nereye bağlayacanı iyi biliyo şerefsiz. neyse ben yeniden lisede miyim lisemde miyim ne tam bilmiyorum ama lise arkadaşlarım var gene. eski günlerdeki gibi zevzeklik edip ortalıklarda dolanıyoruz, ama şimdiki zamandaki halimizdeyiz. neyse sonra kareye eski kırıklarımdan (1.mehmet) (çok mehmet var napiim len elini sallasan mehmete çarpıyo) en yakışıklısı (100 kişiye sorduk 100ü de onu seçti:P:P) girer. ve sonra biz bunun zengin üvey babası sayesinde yabancı bir ülkede okyanus kıyısında bir evde buluveririz kendimizi. buralardaki ayrıntıları çok net hatırlamıyorum ama en güzel tarafı duvardan denize ayaklarımı sarkıtıp yumuşacık kumların ayaklarımı okşadığı sonudur. gerçekten hissettim o yumuşaklığı ve huzur budur dedim içimden, huzur budur... sonra dedim okyanusa ne hacet, git bi sahil kasabasına yerleş ayaklarını da uzat suya oohhhhh, napıcan okyanusu filan. allahım bak hayallerim de o kadar ulaşılmıcak şeyler diil ki, noluuuurrrr, lütfeeennnnnn, lüfffffeeeennn :))))))))
7 Eylül 2008 Pazar
ölü toprağı

üzerime ölü toprağı serpilmiş sanki. (oysa bi ay öncesine kadar her gün neredeyse bi atraksiyon oluyodu hayatımda) içimden hiçbir şey ama hiçbir şey yapmak gelmiyor. ne zamandır sözüm var bilge'yi arayacağım, ya unutuyorum ya da içimden gelmiyor işte. güya bu haftasonu ıspartaya gidecektim, kuzenin yanına. hem çok üşendim hem de ne bileyim cumartesi nöbeti var napıcam dedim. hastaneye yanına gidebilirdim belki ama korktum açıkçası. benim yüzümden kıdemlileri laf filan eder. bu konuda serdar'ın üstüne yoktur. daha ilk günlerden herkesle kaynaşmıştı. politik olduğundan filan değil, yanlış anlamayın. acaip bi etkisi var onun insanlar üzerinde, tanıştırdığım her arkadaşım sevmiştir onu. o nedenle rahattım ankarada onun yanına polikliniğe gidip asistan odasında oturmaktan filan hiç çekinmezdim. zaten epey zamandır korkmuyorum hastanelerden. bizim için adliye nasılsa hastane de doktorlar için aynı. bi yerden sonra ev gibi... neyse en nihayetinde ıspartaya gidemedim. eylül ayı içinde ankara işi de yattı, nitekim ramazan. ankaradakiler ısrarla ekimde gel doya doya, gönül rahatlığıyla içelim diyorlar. ben de ne dicem oki dedim. bayramda kaş'a kaçalım demiştik merveyle. bakalım bayrama da daha var. denizin son demlerinin tadını çıkarır kaş'a uygun şekilde manyaklık yaparız belki. bu arada ben kaş maceramızdan beri içmedim. yani bi bira filan içmişimdir de şöyle adamakıllı bi sarhoş olmadım. içmekten ziyade istanbulda içmeyi özledim sanırım. ne keyifli olurdu, dağıtıp saçmalamazdım da ben. masumiyet müzesini okuduktan sonra istanbulum depreşti. ankarada olsam ertesi güne bilet alır giderdim. ama şimdi yollar uzun üstüne üstlük bi de iş güç var...:( neyse ece gelsin bayramda hele. özledim, çok özledim böceğimi. ama bunların hepsine daha zaman var. şu sıkıntıdan, ölü toprağından kurtulmam lazım. en iyisii haftaiçi bi sinemaya gideyim ve artık bilge'yi de bi ariyimmm...

