31 Ocak 2008 Perşembe

her gün tokat gibi yüzüme vurulması lazım bazı şeylerin.
çabucak unutuyorum ya ben.
hayat adil değilken dünyanın en boktan mesleğini yapmaya çalışıyorum.
bu da adil değil.
benim hala aşık olma durumumu devam ettirmeme rağmen senin aklının ucundan bile geçmiyor olmam da adil değil.
ama doğanın kanunu bu.
ne yapalım.
günler geçivermiş bulucam bir gün her şeyi.(HER ŞEY AYRI YAZILIR BİR DE DAHİ ANLAMINDAKİ DE, öğrenin şunu artık yaaa, illet oluyorum vallahi de billahi de)
neyse hadi bana güle güle sıkılmalar.
çoook sıkılıyorum hem de çok!

24 Ocak 2008 Perşembe

çirkin ördek yavrusu


(walt disney ansiklopedi serisnin, masallar mitoslar söylenceler başlıklı, en sevdiğim 5. cildinin masallar kısmının, en sevdiğim masalıydı çirkin ördek yavrusu. bir de kibritçi kız tabii. o zamanlardan acıya meraklıymışım işte. her seferinde ağlardım kibritçikızın masalına, sulugözdüm işte, hala da öyleyim ya.
neyse kibritçi kız değil konumuz ama çirkin ördek yavrusu da değil. başlık alakasız olsun diye ve nasıl yazmaya başlayacağını bilemeyen birinin kaçış cümleleri bunlar, boşverip önemsemeyin)

sizlerden olamadığım için üzgünüm.
oyunlarınıza dahil olamadığım için de.
ve geç kaldım biliyorum bundan sonra oyuna alınamayacak kadar büyük günahlar işlemiş bir çocuğum ben.
çocuklar günah işlemez, doğru.
ama ben nasıl becerdiysem bir yanımla hep çocuk kalıp öbür yanımla büyüyerek, bana göre size göre belki herkese göre kötü şeyler yaptım.
o nedenler altlarda bir yerlerde sizin olduğunuz yerlere asla tırmanamamakla cezalandırılmış beklemekteyim.
belki bir gün içinizden birinin düşeceği tutar yanıma.
dalga geçip bak nasılmış demek değil amacım, sadece beni belki o zaman birisi anlar diye düşünüyorum.
ama içinizden birisi tam sendelemiş düşecekken nasıl yapıp ediyorsa bir kenarından tutunuyor.
sonra düşünüyorum.
böylesi daha iyi diyorum.
yine anlamazdı beni evet anlamazdı.
çünkü sizin bahaneleriniz var kendinizi de inandırdığınız. çünkü benim pek de beceremediğim bir şeyi gayet güzel beceriyorsunuz siz. kolaycacık aklayıveriyorsunuz kendinizi kendinize karşı.
evet sizin hemencik yargılayıp peşin hükümle beni mahkum ettiğiniz şeyler var.
ve belki ben gerçekten hatalar yaptım, günahlar işledim.
belki gerçekten bir yerlerde mühim yanlışlarım var.
ama benim en büyük hesaplaşmam yine kendimle. en büyük cezayı kendime yine ben keserken sizin beni bir kez daha yargılayıp hüküm vermeniz adilane gelmiyor bana.
hem öyle büyük de bir çelişki var ki bu noktada.
siz benim hata olarak görmediğim kendime karşı en rahat olduğum şeylerden ötürü cezalandırırken benim sizin belki de bilmediğiniz hatalarım yüzünden kendimi harap eetmem.
yaptıklarım, evet her şeyi ben yaptım tamamen benim sorumluluğumda.
sizin değer yargılarınıza tamamen aykırı belki.
belki genel olarak düşüncelerinize, sizin aynı olaylardaki tutumlarınıza da aykırı.
ama benim de, sizinkilerle belki hiçbir zaman örtüşmeyecek, değer yargılarım var. ben sizin için, size göre fazlaca aşağılarda bir yerlerde duruyor olsam da
ben oyunlara dahil edilmeyen bir çocuk olsam da
ben her daim sanık
ben her daim suçlu olsam da
benim de savunmalarım var. ama dedim ya size karşı değil. en başta kendime karşı. çünkü bana hiçbir zaman adil olmayan sizlere karşın ben kendime karşı adil olmalıyım.
neyse ne diyorduk.
ben ne yaptıysam ben bunları yaptım demek için yaptım.
ben ne yaptıysam ben bunları hissettiğim için yaptım.
ben ne yaptıysam anlık bencilliklerimle, herkes gibi insan olduğum için yaptım.
evet dedim ya birçok hatam oldu hayatımda.
ama sizin beni yargıladıklarınız benim gözümde hata olmayanlar, olamayacaklardı. bir kez daha söyleyeyim ben bunları yaptım.
şimdi hakkımda ne düşünürseniz düşünün.
çünkü ben sizin olduğunuz yerlere çıkmak istemeyecek kadar aşağılarda bir yerlerdeyim belki size göre; ama nerde olursam olayım benim kendimden başka hesap verecek kimsem yok.
artık beni anlamanızı da beklemiyorum
ve
sizi anlamaya da çalışmıyorum daha fazla.

22 Ocak 2008 Salı

antalyadayım.
keyifsizim.
mutsuzum.
bir yerlerim hala aynı şeye takılıp kalmış durumda.
çok sıkıldım, çok.

21 Ocak 2008 Pazartesi

yolculuk


yola gidiyor olmak beni hep gerer ve sıkıntıya sokar. ne bileyim bunca yıl genel olarak alıştığım bir şeyi bırakıp yeni bir şeye alışmakla eşdeğer oldu yola gitmek. onca ay ankaraya alışılır sonra tatil gelir antalyaya doğru yola koyulunur. tatil bir de uzunsa antalyaya alışılır sonra geri ankaraya dönülür. hoop baştan ankaraya alış. o nedenle özeniyorum bazen lise bittikten sonra aynı şehirde, hep yaşadığı şehirde üniversite okuyanlara.
şimdiyse alıştığım bu şehirden çok alıştığım düzenim, her şeyiyle bana ait evimden ayrılıp çok çok uzun zamanlar önce alışık olduğum bir düzene ve eve dönüyor olmak zor geliyor. kedi gibi hissediyorum, yeni bir eve alışmak nasıl çok zorsa onlar için şimdi benim için de zor olacak biliyorum. upuzun yaz tatilinden sonra evimize geri döndüğümüzde nasıl da bütün hırçınlığını atıp sakinleşmişti çiko... şimdi beraber alışıcaz benim için eski onun içinse hep geçici olan eve.
sonra ben ilk gençliğimin geçtiği ama şimdi aynı tadı vermeyecek olan bir şehre, o şehrin sokaklarına alışıcam. yeni insanlara bir de.
adımın ağacıyım ya ben hiçbir yere kök salmamalıyım aslında. aslında salamamışım da, en ankaraya ne antalyaya hep gitmek var aklımın bir kenarlarında.
ne zamandı hatırlamıyorum, içimden karşıda demirlemiş bir gemiye yüzmek gelmişti. şimdi yüzsem, yanına varınca bağırsam beni de alın diye, beni de alın... yapmamış, yapamamıştım tabii ki. niye mi, içimde mayom yoktu da ondan.:)
şimdi karmakarışık duygularım, ne gitmek var ne de kalmak. durmak istiyorum sanırım
sadece. öylece durmak. ben durayım ama ne olacaksa olsun bitsin bir süre. sonra vakti geldiğini hissettiğimde ben de dahil olayım tekrar. istediğim bir şeyler olsun, ben çabalayayım tekrar istediklerim için.
yolculuklar beni gerer, içimi sıkar hep. ama bunun da istisnası var tabii. bir tek istanbula gidişlerimde kalbim kıpır kıpır anlamsız neşe yüklü olurdum, olurum. ama hiç temelli kalmak için gidemedim istanbula hiç cesaretim olmadı. zaten belki temelli kalmak için gidiyor olsaydım aynı heyecan olmazdı. istanbul göz açıp kapayıncaya kadar sürecek bir rüyaydı ona yolculuğun güzelliği kısalığından mütevellit.
neyse ben gidiyorum işte yarın ve içim sıkılıyor.
bir de kaçıyorum canımı acıtan bir aşktan
aşktan kaçılır mı hiç?
belki, belki...

18 Ocak 2008 Cuma

resim

" o kadar sevdim ki resmini, işte bugün konuştu benle"

her şeye üzülüyorum ya bu aralar başlarda en çok neye üzülmüştüm biliyor musun? seninle sadece ikimizin olduğu bir resmimizin olmayışına. ne çok koymuştu, belgeleyecek hiçbir şey yok bir zamanlar yan yana olduğumuzu. ben güzel zamanlarımı kare kare depolamak isterim. üniversite yıllarımın hemen hemen hepsinden resimler var elimde. çünkü zannımca mutluluk bende süreğen olamıyor ya ondan bu zamanı filan durdurma isteğim. resimler, buna yarıyor bende işte. baktığımda tekrardan, o gün ne kadar mutluydum diyorum, ne kadar mutluydum... işte bu nedenle üzülmüştüm, seninleyken yanındayken mutlu olduğum bir andan hatıralarım dışında somut bir şey kalmadığı için.
garip bir hafıza var bende. önceleri önemsemediğim küçük bir ayrıntı durup dururken pırrttt diye birden meydana çıkıveriyor. geçen yine böyle oldu. len dedim olmaz mı fotoğrafımız var tabii, zirvede o gece o kadar fotoğraf çektiler. yanyana olmasa bile aynı karede olduğumuz bi fotoğraf vardır mutlaka. e yazarlığım da onaylanmış, deştim kendimi alamayıp. gecenin başlarında çekilmiş bi fotoğrafta üçümüz aynı karedeyiz. senle ben yanyana. (çirkin ötesi çıkmışım o ayrı) sonra son sayfalarda beklemediğim bi foto: yanyanayız gene ama sen kolunu omzuma koymuş hafiften sarılmışsın bana, ben de kafamı omzuna yaslamışım senin yanağın benim alnıma dayalı, benim suratımda mutluluktan şapşallaşmış bir gülümseyiş.(daha o andan belli aşka yenik düşüp duvarlarımı, gardlarımı indirdiğim) çok mutluymuşum o kadar belli ki...
işte senden bana kalan bu tek resim oldu, bir de içimde açtığın yaralar. yaralar geçecek hatta geçiyor bile denebilir ama bu resim kalacak. tıpkı diğer resimlerim gibi. ben sonradan baktığımda bu resme "ne kadar mutluymuşum" diyeceğim ne kadar mutlu...
bir resmimiz var seninle benim. inkar edilemeyecek kadar gerçek.
"birkaç yıl sonra eminim sahil kenarında seni düşünüp ağlayacağım" demiştin ya da buna benzer bir şey. ağlama. çünkü ben yeterince ağladım halime, çaresizliğime, güçsüzlüğüme. hem bu kurduğun cümle çok yapay hem de böyle bir şey yapman. her şeyin gibi böyle bir şey yapman da fiktif olur. ve ben bir kez daha hayalkırıklığına uğrarım senin hakkında.

yok yok kesin bir terslik var bende.
gidemiyorum yarın, kamil koçun azizliği sayesinde pazartesiye kaldı yolculuk.
haftasonu ya çok kalabalık ya herkes de antalyaya gidiyor ya
ikisi minik olsa da dört valiz bir tek yolcu için fazlaymış ve ekstra para alırlarmış.
sonra bir de kedi var...
araba kalabalık olunca ya ona bagajda yer bulunmazsa...
offfff
ne güzel hazırlamıştım kendimi yarın gidecek oluşuma.
pazartesi az yolcu olacağı için-haftaiçi ya- yani öyle düşünüyorlar
bagajda az olurmuş benden de ekstra para almazlarmış...
zaten çıkacağı kadar gereksiz yere para çıktı benden son zamanlarda bir de bu çıkmasın yani. napalım pzt gideceğim artık.
pazartesi.
hem iki gün daha var pztye belli mi olur bir şey olur, bir şey.:)

takvim


yıllar mı hızlandı yoksa
ne çabuk geçiyor upuzun günler geceler
"daha dün gibi" derler ya hani
meğer herkes kurarmış böyle cümleler

vakit geçmek bilmezdi oysa
hangi ara koptu yaprak yaprak takvimler
"akarken biriktir" derler ya
kasam boş, kalbim kırık, elde yine hüzünler

pişman çok pişmanım esasen
ama çok korkuyorum ya reddedersen
gururdan mı nedendir artık
e sen gel kendini alt edersen

evimi ocağımı, yuvamın sıcağını
yarimin kucağını bıraktım
her günahın tadına, dünyanın batağına
batacağım kadar battım...

meğer herkes tanışıyormuş
bir gün mutlaka gerçeğin ta kendisiyle
insan buna da alışıyormuş
insan dayanıyormuş bütün gücüyle 23 kasım 2007 tarihli olanını bulabilseydim ironik olabilirdi:)




bu aralar taktım bu şarkıya çok fena. video koymayı başarabilsem bloga üşenmeden onu da yapıcam; lakin beceremiyorum efendim beceremiyorum. neyse siz üşenmeyin youtube a tıklayın bi zahmet dinleyin, izleyin vs. ya da indirin bir yerlerden. ne bileyim ben.
neyse dedim ya taktım ben bu şarkıya. çok şey anlatıyor bana bilmiyorum sadece ben miyim böyle hisseden. bu aralar zaman o anın içindeyken geçmiyormuş gibi ama sonra dönüp baktığımda acımasızca hızla akıp gitmiş. gün içinde durup durup aa saat daha beş miymiş, on buçuk muymuş gibisinden cümleler kuruyorum ama dönüp bir bakıyorum günler geçivermiş. hele şu son hafta hangi ara geçiverdi anlayamadım. gidişimin yaklaşmasıyla alakalı herhalde, bilmiyorum. neyse yazasım yok daha fazla.
ama ben gidiyorum efendim hem de yarın! gideceğim yerde bilgisayarım yok eh haliyke bağlantım da yok. bu da demek oluyor ki daha az görüşeceğiz. tabii ben yazma dürtüsü geldikçe internet cafe köşelerine koşmazsam:)

17 Ocak 2008 Perşembe

offffffffffffffffffff
upuzun bi mesaj yazmıştım sana sözlükten atsam mı atmasam diye düşünürken bir şey oldu yok oldu yazdıklarım.
sadece üzülme artık demek istemiştim
üzülme çünkü değmez, değmez, değmez.
neyse her işte bir hayır vardır
eminim bunda da vardır.
yani inşallah vardır.

16 Ocak 2008 Çarşamba

"omnis mundi creatura
quasi liber et pittura
nobis est in speculum

(dünyadaki tüm yaratıklar
kitap ve resim gibi
aynadaki gibidir bizim icin)"

gülün adı

13 Ocak 2008 Pazar

küçük prens

benim masalımdaki bu değil ama:)

zamanın birinde( öyle zamanın birinde dediysem çok önceleri filan değil yahu, tam da şimdiki zamanda) küçük, miniminnacık bir prens yaşarmış.
küçük dediysem öyle yaşça küçük değil canım, lafın gelişi.
çok yakışıklıymış bu prens, tam da şu şeytan tüyü dedikleri şeye sahip olanlardan.
yeni bir kızla tanışmaya görsün hemen etkileyiverirmiş bu kızı.
yok canım etkilermiş dediysek isteyerek değil
hani şeytan tüyü var ya onda,
ondan.
kız kendisine tutulup üzülmesin diye de elinden geleni yaparmış
ama nafile
kaçan kovalanır ya her zaman aşık oluverirmiş kızlar hemencik ona.
ama o, hiçbirine aşık olmazmış.
çünkü o, hayatı boyunca aşkı tadamayacak şanssız insanlar güruhundanmış. (hemen celallenip nasıl tatmaz kimse aşkı her insan hayatında bir kerecik de olsa aşık olur demeyin efendim. var böyle bir grup. aşık olsa da aşka inanmadığı için fark edemeyenler onlar.)
neyse dağıtmayalım masalımızı.
günlerden bir gün yine şapşal mı şapşal bir kız aşık olmuş prensimize. hem de bir gün içinde. kız öyle pek güzel bir kız değilmiş ama çok cesaretliymiş, şu atalarımızın cahil cesareti dediklerinden.
ama prens açık sözlüymüş baştan söylemiş kıza marazını.
kız da kabul etmiş.
kabul etmiş etmesine de kalbinin kabul etmediğini anlayamamış.
her biri, bir yıla bedel yedi koca günü yan yana, koyun koyuna, el ele, göz göze geçirmişler.(sorun tam da burda ya prens kızın yanındayken söylediklerine paralel davranmamış.)
sonra prense başka bir kız daha aşık olmuş.
prens yine aşık olmamış ama çok hoşlanmış bu kez.(öyle düşünüyorum)
bu yeni kız aslında diğerine çok benzermiş.
(hatta başka zamanda başka koşullarda tanışsalarmış bu kızlar benzerliklerine şaşarlarmış)
o kızla da güzel zamanlar geçirmiş prensimiz.
( onunla ne kadar zaman ne yaşadıkları bilinmiyor bundan ötürü kaç yıla bedel kaç gün geçirdikleri
anlatıcı için şaibeli.)
neyse prens yine aradığı şeyi(aradığının ne olduğu bilinmiyor) bulamamış olacak ki o kızı da üzmüş.
onu üzdüğüne üzülerek hem de.
çünkü prens kimseyi üzmek istemezmiş.
hikayede ona aşık olan ilk kız zaten önemsizmiş de bu ikincinin bu kadar üzülmesi...
zaten kronik mutsuz olan bünyesini kötü etkilemiş bu.
acı çekmiş.
şimdi ise 'biri'ni beklemekteymiş prensimiz.
o zamana, o biri gelene kadar- ki şahsi kanaatim o biri hiç gelmeyecek-
kaç kalp daha kıracağını
düşünür
şimdiden üzülürmüş.
acaba?
ama anlatıcıya üzülmediği kesin diğerini anlatıcı da bilemiyor...


not: bu yazı akşamüzeri saat 6 civarı yazılmış olmakla birlikte internet bağlantısının hainliği sebebiyle bu saatte yayımlanabilmektedir.(gereksiz bir açıklama ama yapmak istedim, ne de olsa benden başka kimse yok:)
not2: yazı masalsı bir tarzda yazılmış olmakla birlikte karakterler gerçek hayattan alınmadır. ama prensin hissiyatları tamamen anlatıcının akıl yürütmesidir. gün olur prens okuyacak olursa alınıp gücenmesini istemez anlatıcı. maruzatını bildirmesiyle birlikte gerekli düzeltmeler yapılır. aynı şey masalda sözü geçen ikinci karakter için de geçerlidir.

12 Ocak 2008 Cumartesi

senden nefret ediyorum, senden nefret ediyorum.
varlığından, hala var olabilmenden.
düşündükçe sözlerinle davranışların arasındaki tutarsızlığı tahammülsüzlüğüm katmerlenerek artıyor.
böyle olması daha iyi
bunca şey yaşanmasaydı
benim hakkımdaki gerçek fikirlerini öğrenemeseydim
seni iyi anacaktım ben, evet iyi.
belki seninle hala görüşecek, havadan sudan sohbet edecek ama şimdi yaşadığımdan daha çok acı çekecektim.
salak yerine konduğumu bilmeden.
benim hayatta en çok nefret ettiğim şeylerden biridir, salak yerine konmak.
benim zekama haksızlıktır bu ve ben zekam konusunda tevazu gösteremem, kimse kusura bakmasın.
ama sen beni salak yerine koydun ya, günün birinde her şeyi affetsem de bunu affetmem, affedemem.
günün birinde tamamen olmasa da bugünleri unutucam, daha önce de yaptığım gibi; ama unutmayacağım bir şey varsa bu olacak, beni salak yerine koyman.


11 Ocak 2008 Cuma

güneş

günlerden sonra ilk kez bugün güneş beni ısıttı.
bugün üşümedim balkonda.
üzerimde bir sıkıntı var gene de. insanın içinden hiç mi bir şey yapmak gelmez, benim gelmiyor işte. yapılacak tonla iş var önümde ama ben hala vakit öldürüyorum umarsızca.
öncelikle bulaşıklar birikti yine ilk etapta onları halletmeliyim.
sonra evi biraz derleyip toparlamam silip süpürmem lazım.
sonra evet en önemlisi çalışmam lazım.
geceleri geç yatmayı bırakmalıyım sonra.
sonra toparlanmalıyım eşyalarımı hazırlamalı
ve gitmeliyim.
evet gitmem lazım kesinlikle.

tembel hayvan


son bir yıldırki halim yan tarafta durmakta efendim.
gerçek bir tembel hayvanım ben ve hiç de vaz geçesim yok şu yandaki sevimli hayvan olmaktan. içimden gelmiyor, bir nevi bağımlılık onun gibi olabilmek:)

bakar mısınız, halinden ne kadar memnun
ne kadar dertsiz
ne kadar tasasız
gülümsüyor.

ama artık bırakmam gerek o olmayı. artık bir şeyler yapmam gerek.o nedenle artık boş uğraşlarımı bırakmalı, tezime yoğunlaşmalı, bir an önce ruhsat almalı, bir işe girip para kazanmalıyım.
bu hayvan neden mutlu?
çünkü böyle olmak onun doğasının bir gereği.
ama benim, bizim doğamız buna müsait değil ki.
başlayıp başlayıp bitiremediğim kitaplardan ikincisinin(ilki orhan pamuğun 'yeni hayat'ıydı) kahramanı oblomova bile tahammül edememişken bu aralar kendime tahammül edemeyişim de normal değil mi ama?


10 Ocak 2008 Perşembe

köpek

ahh her şeyin sorumlusu o köpek...
yoksa ben sokağın öbür tarafından gitmezdim ki o orda durmasa, havlamasa, beni korkutmasa...
sen perşembe sabahı giderken bizden, gittiğin öbür taraftan gitmezdim yoksa
pencereden senin gidişine baktığımı anımsamazdım
bana son gelişin benden son gidişin olduğunu bilmeyerek
abuk bir mutlulukla nasıl baktığımı hatırlamazdım.
ben bugün bir kez daha idrak ettim ki, ben sözlerden çok davranışlara önem veriyorum.
mesela elimi tutuşun, öpüşün aklımda
ama sözlerin
sözlerin yok.
ondan üzülüyorum ya bu kadar.
üzülmek mi bu, bilmiyorum.
baş ağrısı gibi
çok ağır bir ağrı olsa hiç olmadı iki tane ağrıkesici alır sonra uykuya sığınır geçsin diye beklersin ya
bu öyle bir ağrı değil
çok inceden bir sızı
ağrıkesici almaya değmeyecek ama
ince ince süründüren bir sızı.
uyutmayan.

bugün denizle konuşurken fark ettim
epi topu birkaç gün hayatımdaki somut varlığın
ama anlatırken fark ediyorum sanki yıllar gibi.
Yani ben öyle hissediyorum.
hayatıma girişinden bu yana 6 hafta değil de sanki onca zamanlar geçmiş gibi.

Her şeyi abartıyorum ya ondan bu da. Aşık oldum diyince dibine vuruyorum. Birinin elini tutmak çarptırdı ya kalbimi çok fena yeniden o deniz kabuğunu buldum sanıp inanılmaz anlamlar yüklüyorum.

Ama sen benim için ne kadar özel olduğunu anlayamazsın, anlayamadın da.
Ben arayıp dururken aşkı bir sürü zamanlar geçmiş ve ben yanılsamalarım arasında bu mu aşk
Yoksa bu mu
Galiba bu da değil
Galiba kalbim bir daha böyle çarpmayacak diye düşünürken
sen çıktın karşıma
benim kalbim yeniden çarptı
işte tüm yaşananlara rağmen bundan ötürü özelsin
ve bundan ötürü
içimdeki sızı.

8 Ocak 2008 Salı

rüya



rüyalarımdan korkar oldum sen hayatıma girip çıktığından-çıkardığımdan- beridir. çünkü hiç şaşmadı bugüne değin, seni ne zaman rüyamda görsem olur olmadık yerlerde karşıma çıktın. yıllar önce karar vermiştim, bir ilişki bana zarar veriyorsa bitirmeliyim o ilişkiyi diye. bana zarar veren insanı tamamen hayatımdan çıkarmalıyım diye. bundan yaklaşık dört sene önce bıçak gibi kesip attım, çıkardım seni hayatımdan. sonra zamanla yaşadığım, bana yaşattığın, acıları, üzüntüleri de unuttum. nimet ya unutmak, ben de unuttum.
şimdiyse aynı acılar, abuk düşünceler, zamansız ve yersiz ağlamalar başka birinden ötürü tezahür ediyor bende. ve ben dün gece seni rüyamda gördüğümden beri sana anlatmak istiyorum son bir ayımı, olur olmaz herkese anlattığım gibi. kimsenin elinden bir şey gelmez ya senin de gelmez biliyorum...
ben fena halde aşık oldum demek istiyorum. senden sonra aşık olduğumu sanmıştım ama bu kez gerçekten aşık oldum, hem sen gibi hem de senden çok farklı birine. sana hiç sımsıkı sarılıp uyuyamamıştım, sen izin vermemiştin ya bu kez elini tuttum bu adamın, bu kez sımsıkı sarılıp uyudum demek istiyorum.
bunları bilsen ne değişir, bilmiyorum. belki de hiçbir şey. belkisi filan yok aslında hiçbir şey değişmez, ama bil istiyorum işte. herkes bilsin, ben bir adama çok fena tutuldum, kendime bile söylemedim başta ama farkına bile varmadan o kadar yükselmişim ki düştüğümden beri kanım durmak bilmedi.
bugün evden çıkmayacağım, seni görmek istemiyorum.
seninle alakasız bir yerde, alakasız bir zamanda karşılaşmak istemiyorum.
ben seni değil ne yazık ki hala onu istiyorum, bilmeden fütursuzca aşık olduğum, dudakları bal tadında, kahverengi gözleri olan ilk gördüğüm anda aklıma, ruhuma, düşüncelerime giren adamı. ben onunla yedi yıl süren bir uykuya dalmak istiyorum, uyandığımızda onun da bana aşık olduğu, her şeyin daha güzel olduğu bir uykuya.
ben bu aralar hep imkansız şeyler istiyorum.
keşke zamanı geri sarabilsem, keşke...