antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2008 Pazartesi

tatil











* efendim doğumgünüm vesilesiyle (3 Ağustos) liseden çok yakın bir arkadaşımla cuma kalktık ve kaş yollarını tuttuk. eh benm canlarım nazlımla filizim de kaşta tatillerini yapmaktaydılar nitekim güzel ve yorucu bi haftasonu oldu.

* giderken o kadar içmicem, içmicem dedim yine de duramadım, tövbemi ettim ve döndüm: "içki bütün kötülüklerin anası"ymış vesselam...

* tatilin en eğlenceli kısımlarından biri intikam timi oluşturmamız ve başarıyla sonuçlandırmamız oldu. intikam timinin sonraki hedefleri antalya ve ankara efemmmm...

* çok garip bi doğumgünü hediyesi aldım, bir daha böyle bişi olmaz herhalde. garip ama güzel, garip ama çok kısa, garip ama neyse çok fazla aması var, saymakla bitmez...

* " anladım ki hiç kimse, hiç kimse sen değil..."

* kaş'a bayıldık resmen, gelecek adli tatilde; ama bu kez kalabalık olarak ordayızzzz. hem kaş resmen kedi cenneti, benim bayılmamam olası mıydı kiii?

* henüz tatil yapmamış olan varsa hemen kaş yollarına düşsün, hotel begonvil hem çok güsel, şirin hem de fiyatları fena diil. http://www.hotelbegonvil.com/ da internet adresiiii:)

20 Mayıs 2008 Salı

ankara günlükleri-uykusuzluk

efendim yine yeniden bininci kez aynı yollardan geçerek antalyaya dönmüş bulunmaktayım.
öncelikle ev toplayıp nakliyatçı aramaktan sonrasında da evi kazasız belasız boşaltıp antalyaya göndermenin rahatlığıyla gezmekten pek buraya yazmaya fırsatım olmadı. amma velakin hafızamın bir kenarına en derin şekilde kazımayı planladığım ankara seyahatimi yazmadan geçemedim

1.gün perşembe
sabahın köründe ankara. ev. bu evi tek başıma nasıl boşaltıcam kaygısı. fulyaya edilen küfürler. Özlem. kahvaltı. ödenen ve kapatılan gecikmiş fatura borçları. evi kısmen de olsa toplamamız. nakliyatçılara haybeden kaptırılan 20 ytl. ama eşyayı ancak cumartesi alacaklar.görkem.ev. muhabbet. gitmek bu kez fena koyacak galiba. az uyku.

2. gün cuma
evin kalanını toplamak. yorgunluk. eşşeklik edilip kaçırılan yeni türkü konseri. yarın eşyalar gidecek. aranıp görüşülecek bir dolu arkadaş var. az uyku.

3.gün cumartesi gece pazar sabaha karşı
eşyalar. bomboş bir ev. havada anılar. en çok bir kısmı aklımda en son onlar var çünkü en taze onlar. ağlarım sanmıştım; ama yorgunluktan mıdır nedir içimde sadece koca bir boşluk. geride bırakılanlar. duyguyla buluşamama. serdarla buluşamama. ahmet ve gizem. otobüste tandoğan durağını kaçırıp AOÇ nin ordan geri dönüş. kampüs. şenlikler. feridun. çağlar. alkol. etrafta kırmızı boynuz takmış kızlar. eğlence, dans, müzik, alkole devam ve sooonnnraaa CuMaRtEsİ, antalyadan beri kafamda dönüp duran şarkı bu, sonra düşüş, ardından nefes, b.k vardı tekilaları ikişer ikişer içecek, ben aptal mıyım?, kızlaydan kurtuluşa milyonuncu kez yürümek, anılar, hep en acıtanlarıyla rastlaşmak yolda, açık adres verip geçilen sokakları tanıyamamak, çağlarla ahmete eziyet olmak, onu bunu aramak, oraya buraya oturup kalkmamak, sağsalim özleme varış, ardından gülmek- ağlamak ve kusmak, bir ara da bilgisayarı açıp saçmalamak ve en nihayetinde sızmaaaakkkk!!!:)az uyku.

4.gün pazar sabah- pazartesi sabaha karşı- pazartesi gece- yolculuk- son
kazan gibi bir kafa yanmakta olan bir mide ve halen sarhoş bir şekilde sabahın sekiz buçuğunda uyanmak, talcid, majezik, ayılma çabaları, kahvaltı, ebru(en nihayetinde), kampüs, kampüsümüze turnike koymuşlar, yeniden ahmet- çağlar ikilisi, hala söylediğimi hatırlamadığım şeyleri söylemiş olmam (konya?) muamma, kızılay, serdarın servis nöbeti var ama görüşmek lazım, kim korkar hastaneden ebru da benden nasıl olsa, 1 KBB pol. asistan odası, muhabbet, ali(elleri çok güzelmiş), onlar hastaya bakarken bizim üzerimizde beyaz önlüklerle onları izleyip zevzeklik etmemiz (utanç verici ama ebrunun fikri hehe topu sana attım ebik), kola, king, kahvaltısına, king gibi olmayan king, sabaha karşı üç buçuk, asistan odası, nöbet kıyafetleri, uyku çabaları, bir türlü atılamayan alkol, bitmesi hiç istenmeyen gece, gitmek saatlerinin yaklaştığının hissedilmesi, zamanı durduramasak bile yavaşlatamaz mıyız?, sabahın köründe resmi tatil demeden kontrole gelen hasta, serdarın gözlerini bile açmadan hastayı şutlaması, arzu abla, serdarın bizi yeni başlayacak asistanlar olarak tanıtması (deli midir nedir), hiç nöbet tutmadım demem artık, nöbet dediğin ne ki :P king, tv, filan biz de bir şey sanmıştık:P:P, serdarda kahvaltı, ali (bir evin bir oğlu), ebruyla ikimiz de ellerine hasta kalmışız çocuğun, ama iddiası yok(böyle olması daha iyi:P), serdar uyusun, biz kızılay, en sonunda duyguyla vuslat, papazın bağı, daha önce gitmediğime pişman oldum, zaman daralıyor, geçmesi istenmeyen bir gün daha, çamlıkta güneşin batışını izleme fikri tabii ki serdardan, arabanın bozulması, ebrunun aşk acısı (3 güne sığdırmayı ancak biz beceririz, asker adamdan sevgili olmaaaaazzzzzz) menemen, kendi yaptı yine kendi beğenmedi bu kız böyle napalım (okuyorsun biliyorum, öperim burdan) taksi, aşti ana baba günü, görevlinin duyguyu yanıltması sonucu kaçırılan 23.31 antalya arabası, 00.30a kadar bekleyiş, külüstür araba, uykusuzluk yine yeniden.
ve sabah antalya.
ve de arada atladıklarım.
en mutlu olduğumuz anlarda zaman dörtnala koşarken saatime bakıp bakıp neden zaman hiç geçmiyor dediğim günlerimin zaman imgelemlerini takas etmek istiyorum. çünkü mutsuzken bulanık bir suya dönüşüp mutsuzluğumuzu ve acımızı katlayan zaman mutluyken bu kadar pervasızca ve sorumsuzca hızlı akma hakkını kendinde bulamamalı, haksız mıyım ama?
:)
ve en nihayetinde halen az uyku.

21 Ocak 2008 Pazartesi

yolculuk


yola gidiyor olmak beni hep gerer ve sıkıntıya sokar. ne bileyim bunca yıl genel olarak alıştığım bir şeyi bırakıp yeni bir şeye alışmakla eşdeğer oldu yola gitmek. onca ay ankaraya alışılır sonra tatil gelir antalyaya doğru yola koyulunur. tatil bir de uzunsa antalyaya alışılır sonra geri ankaraya dönülür. hoop baştan ankaraya alış. o nedenle özeniyorum bazen lise bittikten sonra aynı şehirde, hep yaşadığı şehirde üniversite okuyanlara.
şimdiyse alıştığım bu şehirden çok alıştığım düzenim, her şeyiyle bana ait evimden ayrılıp çok çok uzun zamanlar önce alışık olduğum bir düzene ve eve dönüyor olmak zor geliyor. kedi gibi hissediyorum, yeni bir eve alışmak nasıl çok zorsa onlar için şimdi benim için de zor olacak biliyorum. upuzun yaz tatilinden sonra evimize geri döndüğümüzde nasıl da bütün hırçınlığını atıp sakinleşmişti çiko... şimdi beraber alışıcaz benim için eski onun içinse hep geçici olan eve.
sonra ben ilk gençliğimin geçtiği ama şimdi aynı tadı vermeyecek olan bir şehre, o şehrin sokaklarına alışıcam. yeni insanlara bir de.
adımın ağacıyım ya ben hiçbir yere kök salmamalıyım aslında. aslında salamamışım da, en ankaraya ne antalyaya hep gitmek var aklımın bir kenarlarında.
ne zamandı hatırlamıyorum, içimden karşıda demirlemiş bir gemiye yüzmek gelmişti. şimdi yüzsem, yanına varınca bağırsam beni de alın diye, beni de alın... yapmamış, yapamamıştım tabii ki. niye mi, içimde mayom yoktu da ondan.:)
şimdi karmakarışık duygularım, ne gitmek var ne de kalmak. durmak istiyorum sanırım
sadece. öylece durmak. ben durayım ama ne olacaksa olsun bitsin bir süre. sonra vakti geldiğini hissettiğimde ben de dahil olayım tekrar. istediğim bir şeyler olsun, ben çabalayayım tekrar istediklerim için.
yolculuklar beni gerer, içimi sıkar hep. ama bunun da istisnası var tabii. bir tek istanbula gidişlerimde kalbim kıpır kıpır anlamsız neşe yüklü olurdum, olurum. ama hiç temelli kalmak için gidemedim istanbula hiç cesaretim olmadı. zaten belki temelli kalmak için gidiyor olsaydım aynı heyecan olmazdı. istanbul göz açıp kapayıncaya kadar sürecek bir rüyaydı ona yolculuğun güzelliği kısalığından mütevellit.
neyse ben gidiyorum işte yarın ve içim sıkılıyor.
bir de kaçıyorum canımı acıtan bir aşktan
aşktan kaçılır mı hiç?
belki, belki...