yazmak için biriktirdiğim bir sürü şey var kafamda ne var ki cafe köşelerinde ne düşüncelerimi toparlayabiliyorum ne de kelimelere dökebiliyorum hissettiklerimi. hele bir gideyim ankaraya söyleyeceğim pek çok şey var okuyucu.
ondandır son zamanlarda yazdıklarımın dağınıklığı.
9 Şubat 2008 Cumartesi
not
ulak

ben garip duygularla izledim bu filmi. ta en başında çetin tekindorun sesini duymamla birlikte ürperdim zaten.
bazıları çok beğenmiş bazıları hiç beğenmemiş.
ben sinema eleştirmeni olabilecek film eleştirisi yapabilecek birisi olarak görmüyorum kendimi. benim için sevdiğim ve sevmediğim filmler vardır. ya da kitaplar ya da insanlar. kimsenin sevmediği bir şeyi/bir kimseyi/ya da başka bir şeyi nedensiz sevebilirim mesela.
bu film için de böyle ben çok sevdim. içimde bir yerlere dokundu zira. çok basit bir şey "iyi olabilmek" işlenmiş. işin içine biraz ne birazı baya baya mistizm ve masalsılık katılınca benim için 1-0 önde başladı zaten. o zamansızlıkta ve mekansızlıkta olmak istedim. bir insan yaşadığı gerçeklikten bu kadar mı sıkılır ben sıkıldım. mümkünse beni orta dünyaya, hogwartsa, ya da bitmeyecek öykünün içine gönderiverin, vallahi de billahi de hiç şikayet etmem.
neyse netice de bu filmi tekrardan izlemeye de karar verdim sinemadan çıkar çıkmaz. öyle sözler etmiş ki çağan ırmak yazmam lazım bir kenara, aklıma.
"yapan kadar bilip de susan da günahkardır."
7 Şubat 2008 Perşembe
astro-bilmem ne
6 Şubat 2008 Çarşamba
5 Şubat 2008 Salı
:(
bugün hatırladım da geçenlerde rüyamda seni gördüm. rüyada sarılması birinin iyi gelmiyormuş insana. çünkü insan nasıl olduğu meçhul bir şekilde rüyalarda her şeyi bilir ya, aynen öyle bu sarılmanın da yalandan olduğunu biliyordu rüyadaki ben.
her şeyin yalandan olması gibi sana dair olan...
4 Şubat 2008 Pazartesi
sevgililer günü
biraz erken bi sevgililer günü yazısı olacak ama napayım o gün kuvvetle muhtemel ankara yollarında olacağım. hem ruhsat işlemlerini hızlandırmak, hem harç dekontumu enstitüye verip yeni kimliğimi almak hem de sınav için ankarada olacağım.
özledim valla ankarayı düşüncesi bile heyecan verici.
tekrar aileyle yaşamak da çok sıkıcı kimse bu hataya düşmesin efem.
neyse başlık ne ben ne yazıyorum.
şubat ayı malum sevgililerin ayı.
şu yaşıma geldim bir kere de sevgilim olmadı şu tarihte.
düzgün ilişkim olmadı ki tarihi tutturabileyim.
en heyecanlısı 2 sene önce ankara tıp göz hastalıkları abd.ye rahmi için sevgililer günü kartı bıraktırmam olmuştu arkadaşıma.(niye kendim bırakmamıştım hatırlayamadım şimdi) ya öyle öyle yaptığım manyaklıklar ve zevzeklikler saymakla bitmez benim konu aşk olunca. sanki sevgililer günü kartı yollamıştım da ne olmuştu koca bir HİÇ! bir anı olarak yerini aldı o kadar:) kartı yollamam mütekabil 4 ay sonra bizim okulun orda onunla ve sevgilisiyle burun buruna gelmiştim o kadar!!! bir kere de taktik oyna di mi ya, yok olmaz üzülüp acı çekmem lazım benim, patolojik durumum. esra duysa poor prognoz(böyle mi yazılıor bilmiorum ama) derdi benim için.
yani demem o ki bu sevgililer gününde yolda olacağımdan yapabileceğim ve yapmak istediğim hiçbir manyaklık yok.
derdime yanayım ben en iyisi bol bol...
kedi

şu dünyada delirmeye insandan sonra en yakın başka bir varlık varsa o da kesinlikle kedi. yahu gün geçmiyor ki ben bu hayvanlara ilişkin enteresan bir hikaye dinlemeyeyim. şöyle efendim, hikaye bir arkadaşımın kedisi sürahi(şimdi nerelerde bilinmiyor, yani akıbeti meçhul) ile köpeği arsız arasında geçiyor. (ikisi de süper isimler ama değil mi, arsız ve sürahi) neyse efendim arsız arkadaşımın annesine çok düşkün. bir gün anne evden çıkıyor bir yere gitmek üzre. arsız da adı gibi arsız ya ipini koparmak için uğraşıyor uğraşıyor sonunda becerip fırlıyor bahçeden. ama anne çoktan dolmuşa filan binmiş olsa gerek. neyse burdan sonrası tesadüf eseri olaya tanık olan komşularının ağzından. arsızın ipini koparmasıyla birlikte fırlamasının ardından sürahi de tam gaz arsızın arkasından koşuyor tasmasından yakalayıp eve geri getiriyor. zaten bu sürahi pek normal bi kedi de değil mahallenin en belalı köpeğini sindirmiş zamanında. köpeği kulubesine filan sokmazmış. üstüne bir de köpeğin mamasını yer hayvanı aç bırakırmış. sonra kaybolup gitmiş.
neyse ne diyordum bu kediler hakkaten delirebilir. mesela alvin, yahu hayvan hem küçük bir kaplandı hem de eve kimseyi kabul etmezdi. misafir sevmiyor hayvan. yahu bi de bebekliğinden beri tanıyosun beni sen kırk yılın başı arkadaşıma kalmaya gelmişim zehir etmişti geceyi bana. sosisle kandırayım demiştim sosisi güzelce mideye indirip ayağıma attığı güzel pençeyle de teşekkür etmişti. manyak hayvan işte. o da kimbilir nerde şimdi. özledim mi, bilmiyorum geçmişimden bir parça ya geçmişi özlediğim için sürekli onu bile özledim denilebilir.
bu arada çiko da tam gaz kızgınlık dönemine girdi. limuzin edasıyla başımızı şişirerek evde gezinip duruyor. kediş eve gelmiyor zaten gelse de kızmıza pek pas vereceğini zannetmem ya. resmen aşık oluyo bunlar da. ama sonrası iyi işlerini gördükten sonra sen yoluna ben yoluma hesabı. yok aldatılmak, yok acı çekmek filan. gerçi çiko bebeklğinden beri çocukluk arkadaşımın sevgilisne aşık ya o ayrı. hayvan sahibi gibi illa imkansızı isteyecek. aman o kadar emin ki endamından güzelliğinden ona yüz verilmediğini anlamayacak kadar burnu havada kızımızın.
aman niye bunları yazdı ki bu şimdi diyen olursa, efendim blog günlük gibi kullanılmamlı yazıyordu bir yerlerde. ben de hep günlük gibi kullandığımdan ötürü bir değişiklik yapayım dedim.
neyse bu da böyle bir yazı olsun bakalım.
eyvallah
kapılar kapandı bak işte
yüreğim sıkıştı hüzünle
sevincim içimde buz oldu
kalakaldım böyle sessizce
tanıdıkdı yalnızlık oysa
haklısın belki yolunda
hazırdım bu kez mutluluğa
nereden çıktı şimdi ayrılık
öyle bos öyle boş ki bu dünya
güneşim sandım seni oysa
girdabın içinde yaşarken
yakamoz yakamoz çakar aklıma
susadım sana tek bi nefeste
yaşadım aşkımı bir hevesle
gözümün önünde durma nolur
yaşamak öyle zor ki bu bedende
hadi yoluna eyvallah
mutlu ol gülüm inşallah
sen biten günün ardından
bi başına kalma inşallah.
2004 yılının şarkısı bende. bu sabah çaldı da yaklaşık 4 sene sonra yine yeniden ne kadar benzer şeyler yaşadığımı hatırlattı bana. nakarat kısmını şöyle söylerdim ama " hadi yoluna eyvallah, mutsuz ol geber inşallah, sen biten günün ardından, bir başına kal be inşallah"
komik geldi bugün ama yine bu şekilde söyledim.
resmen kodlama denilen bir şey varsa benim beynim onu yapıyor. durup duruken hakanı ve o günleri düşündüm bütün gün.
bir döngüyse bu lanet böylece sürüp gidecek korkuyorum. evet hem de çok kor-ku-yo-rum...
3 Şubat 2008 Pazar
sol yüzük parmağı
iki viski energy drink+ bir tekila shot üzerine kafama takılıp kaldı sol yüzük parmağım.
ilk elimi tutmamıştın sen
ilk sol elimin yüzük parmağını tutup sıkıca çekmeme müsade etmemiştin.
zaten çekmezdim ya...
çekmedim de zaten.
neyse o kafayla epey bir süre sol elimin yüzük parmağına takıldı aklım.
garip durup duruken zihin neler yapabiliyor insana.
neydi, kalbe giden tek damar burdan mı geçiyordu bir de unuttum şimdi...
2 Şubat 2008 Cumartesi
özledim
ankarayı özledim.
arkadaşlarımı özledim.
bilgisayarımı özledim.
evde boş boş yatmayı özledim.
paşayı özledim.
kampüsü özledim.
şimdi uzağımda olan ve özlenmeyi hak eden her şeyi özledim tamam da neden en çok seni özledim bilmiyorum.
en çok seni özledim evet .
31 Ocak 2008 Perşembe
her gün tokat gibi yüzüme vurulması lazım bazı şeylerin.
çabucak unutuyorum ya ben.
hayat adil değilken dünyanın en boktan mesleğini yapmaya çalışıyorum.
bu da adil değil.
benim hala aşık olma durumumu devam ettirmeme rağmen senin aklının ucundan bile geçmiyor olmam da adil değil.
ama doğanın kanunu bu.
ne yapalım.
günler geçivermiş bulucam bir gün her şeyi.(HER ŞEY AYRI YAZILIR BİR DE DAHİ ANLAMINDAKİ DE, öğrenin şunu artık yaaa, illet oluyorum vallahi de billahi de)
neyse hadi bana güle güle sıkılmalar.
çoook sıkılıyorum hem de çok!
24 Ocak 2008 Perşembe
çirkin ördek yavrusu
(walt disney ansiklopedi serisnin, masallar mitoslar söylenceler başlıklı, en sevdiğim 5. cildinin masallar kısmının, en sevdiğim masalıydı çirkin ördek yavrusu. bir de kibritçi kız tabii. o zamanlardan acıya meraklıymışım işte. her seferinde ağlardım kibritçikızın masalına, sulugözdüm işte, hala da öyleyim ya.
neyse kibritçi kız değil konumuz ama çirkin ördek yavrusu da değil. başlık alakasız olsun diye ve nasıl yazmaya başlayacağını bilemeyen birinin kaçış cümleleri bunlar, boşverip önemsemeyin)
sizlerden olamadığım için üzgünüm.
oyunlarınıza dahil olamadığım için de.
ve geç kaldım biliyorum bundan sonra oyuna alınamayacak kadar büyük günahlar işlemiş bir çocuğum ben.
çocuklar günah işlemez, doğru.
ama ben nasıl becerdiysem bir yanımla hep çocuk kalıp öbür yanımla büyüyerek, bana göre size göre belki herkese göre kötü şeyler yaptım.
o nedenler altlarda bir yerlerde sizin olduğunuz yerlere asla tırmanamamakla cezalandırılmış beklemekteyim.
belki bir gün içinizden birinin düşeceği tutar yanıma.
dalga geçip bak nasılmış demek değil amacım, sadece beni belki o zaman birisi anlar diye düşünüyorum.
ama içinizden birisi tam sendelemiş düşecekken nasıl yapıp ediyorsa bir kenarından tutunuyor.
sonra düşünüyorum.
böylesi daha iyi diyorum.
yine anlamazdı beni evet anlamazdı.
çünkü sizin bahaneleriniz var kendinizi de inandırdığınız. çünkü benim pek de beceremediğim bir şeyi gayet güzel beceriyorsunuz siz. kolaycacık aklayıveriyorsunuz kendinizi kendinize karşı.
evet sizin hemencik yargılayıp peşin hükümle beni mahkum ettiğiniz şeyler var.
ve belki ben gerçekten hatalar yaptım, günahlar işledim.
belki gerçekten bir yerlerde mühim yanlışlarım var.
ama benim en büyük hesaplaşmam yine kendimle. en büyük cezayı kendime yine ben keserken sizin beni bir kez daha yargılayıp hüküm vermeniz adilane gelmiyor bana.
hem öyle büyük de bir çelişki var ki bu noktada.
siz benim hata olarak görmediğim kendime karşı en rahat olduğum şeylerden ötürü cezalandırırken benim sizin belki de bilmediğiniz hatalarım yüzünden kendimi harap eetmem.
yaptıklarım, evet her şeyi ben yaptım tamamen benim sorumluluğumda.
sizin değer yargılarınıza tamamen aykırı belki.
belki genel olarak düşüncelerinize, sizin aynı olaylardaki tutumlarınıza da aykırı.
ama benim de, sizinkilerle belki hiçbir zaman örtüşmeyecek, değer yargılarım var. ben sizin için, size göre fazlaca aşağılarda bir yerlerde duruyor olsam da
ben oyunlara dahil edilmeyen bir çocuk olsam da
ben her daim sanık
ben her daim suçlu olsam da
benim de savunmalarım var. ama dedim ya size karşı değil. en başta kendime karşı. çünkü bana hiçbir zaman adil olmayan sizlere karşın ben kendime karşı adil olmalıyım.
neyse ne diyorduk.
ben ne yaptıysam ben bunları yaptım demek için yaptım.
ben ne yaptıysam ben bunları hissettiğim için yaptım.
ben ne yaptıysam anlık bencilliklerimle, herkes gibi insan olduğum için yaptım.
evet dedim ya birçok hatam oldu hayatımda.
ama sizin beni yargıladıklarınız benim gözümde hata olmayanlar, olamayacaklardı. bir kez daha söyleyeyim ben bunları yaptım.
şimdi hakkımda ne düşünürseniz düşünün.
çünkü ben sizin olduğunuz yerlere çıkmak istemeyecek kadar aşağılarda bir yerlerdeyim belki size göre; ama nerde olursam olayım benim kendimden başka hesap verecek kimsem yok.
artık beni anlamanızı da beklemiyorum
ve
sizi anlamaya da çalışmıyorum daha fazla.
22 Ocak 2008 Salı
21 Ocak 2008 Pazartesi
yolculuk
sonra ben ilk gençliğimin geçtiği ama şimdi aynı tadı vermeyecek olan bir şehre, o şehrin sokaklarına alışıcam. yeni insanlara bir de.
adımın ağacıyım ya ben hiçbir yere kök salmamalıyım aslında. aslında salamamışım da, en ankaraya ne antalyaya hep gitmek var aklımın bir kenarlarında.
ne zamandı hatırlamıyorum, içimden karşıda demirlemiş bir gemiye yüzmek gelmişti. şimdi yüzsem, yanına varınca bağırsam beni de alın diye, beni de alın... yapmamış, yapamamıştım tabii ki. niye mi, içimde mayom yoktu da ondan.:)
şimdi karmakarışık duygularım, ne gitmek var ne de kalmak. durmak istiyorum sanırım
sadece. öylece durmak. ben durayım ama ne olacaksa olsun bitsin bir süre. sonra vakti geldiğini hissettiğimde ben de dahil olayım tekrar. istediğim bir şeyler olsun, ben çabalayayım tekrar istediklerim için.
yolculuklar beni gerer, içimi sıkar hep. ama bunun da istisnası var tabii. bir tek istanbula gidişlerimde kalbim kıpır kıpır anlamsız neşe yüklü olurdum, olurum. ama hiç temelli kalmak için gidemedim istanbula hiç cesaretim olmadı. zaten belki temelli kalmak için gidiyor olsaydım aynı heyecan olmazdı. istanbul göz açıp kapayıncaya kadar sürecek bir rüyaydı ona yolculuğun güzelliği kısalığından mütevellit.
neyse ben gidiyorum işte yarın ve içim sıkılıyor.
bir de kaçıyorum canımı acıtan bir aşktan
aşktan kaçılır mı hiç?
belki, belki...
18 Ocak 2008 Cuma
resim
" o kadar sevdim ki resmini, işte bugün konuştu benle"
her şeye üzülüyorum ya bu aralar başlarda en çok neye üzülmüştüm biliyor musun? seninle sadece ikimizin olduğu bir resmimizin olmayışına. ne çok koymuştu, belgeleyecek hiçbir şey yok bir zamanlar yan yana olduğumuzu. ben güzel zamanlarımı kare kare depolamak isterim. üniversite yıllarımın hemen hemen hepsinden resimler var elimde. çünkü zannımca mutluluk bende süreğen olamıyor ya ondan bu zamanı filan durdurma isteğim. resimler, buna yarıyor bende işte. baktığımda tekrardan, o gün ne kadar mutluydum diyorum, ne kadar mutluydum... işte bu nedenle üzülmüştüm, seninleyken yanındayken mutlu olduğum bir andan hatıralarım dışında somut bir şey kalmadığı için.
garip bir hafıza var bende. önceleri önemsemediğim küçük bir ayrıntı durup dururken pırrttt diye birden meydana çıkıveriyor. geçen yine böyle oldu. len dedim olmaz mı fotoğrafımız var tabii, zirvede o gece o kadar fotoğraf çektiler. yanyana olmasa bile aynı karede olduğumuz bi fotoğraf vardır mutlaka. e yazarlığım da onaylanmış, deştim kendimi alamayıp. gecenin başlarında çekilmiş bi fotoğrafta üçümüz aynı karedeyiz. senle ben yanyana. (çirkin ötesi çıkmışım o ayrı) sonra son sayfalarda beklemediğim bi foto: yanyanayız gene ama sen kolunu omzuma koymuş hafiften sarılmışsın bana, ben de kafamı omzuna yaslamışım senin yanağın benim alnıma dayalı, benim suratımda mutluluktan şapşallaşmış bir gülümseyiş.(daha o andan belli aşka yenik düşüp duvarlarımı, gardlarımı indirdiğim) çok mutluymuşum o kadar belli ki...
işte senden bana kalan bu tek resim oldu, bir de içimde açtığın yaralar. yaralar geçecek hatta geçiyor bile denebilir ama bu resim kalacak. tıpkı diğer resimlerim gibi. ben sonradan baktığımda bu resme "ne kadar mutluymuşum" diyeceğim ne kadar mutlu...
bir resmimiz var seninle benim. inkar edilemeyecek kadar gerçek.
"birkaç yıl sonra eminim sahil kenarında seni düşünüp ağlayacağım" demiştin ya da buna benzer bir şey. ağlama. çünkü ben yeterince ağladım halime, çaresizliğime, güçsüzlüğüme. hem bu kurduğun cümle çok yapay hem de böyle bir şey yapman. her şeyin gibi böyle bir şey yapman da fiktif olur. ve ben bir kez daha hayalkırıklığına uğrarım senin hakkında.


