26 Mayıs 2008 Pazartesi

güne en başından b.ktan bi şekilde başlayınca b.ktan bir şekilde devam ediyor bir kez daha kanıtlandı işte.
ağla ağla nereye kadar.
b.k gibi bi gündü dünden kalan.
siz daha üstüme gelmeye devam edin ne de olsa ben susar ve tepkisiz kalırım her zaman.
ama benim de bir dayanma noktam var(dır).
onu bekliyorum; son damla nereden ve kimden gelecek diye...
artık gelsin ben de kurutlayım siz de...
çok sıkıldım çok!

25 Mayıs 2008 Pazar

?-?



tarih 16 eylül 2006 yer kampüs mezuniyet törenimiz işin komik yanı benim bu fotdan bugün haberimin olması. o ana dair hiçbir hatıra yok hafızamda sadece deniz hatırlıyor zaten foto da onun makinasından çıktı. sinirlendim, ecenin tespiti doğrulandı, ama artık geçmekte olduğunu bir kez daha gördüm ve rahatladım.
bazı insanlar çoğu zaman böyle hep hayatımısın kenarında kalmalılar ama beceremiyoruz işte. öğrendiklerimiz ve derslerimiz bize kalıyor ve bu sayede büyüyoruz belki de...

23 Mayıs 2008 Cuma

kabus

iki gündür kötü rüyalar peşimi bırakmıyor.
ankaradayım evi boşaltıyorum; ama kasvetli kararnlık bir ev sanki benim evim değil gibi sonra ev yıkılıyor.(sanırım hiç hayra alamet değil)
sonra yine ankaradayım evimize garip garip insanlar taşınmış oraya buraya koşturmaktan nevrim dönüyor.eski arkadaşlar, geçmiş...
sanırım çok etkilendim bu kopuştan.
evet koptu.

20 Mayıs 2008 Salı

ankara günlükleri-uykusuzluk

efendim yine yeniden bininci kez aynı yollardan geçerek antalyaya dönmüş bulunmaktayım.
öncelikle ev toplayıp nakliyatçı aramaktan sonrasında da evi kazasız belasız boşaltıp antalyaya göndermenin rahatlığıyla gezmekten pek buraya yazmaya fırsatım olmadı. amma velakin hafızamın bir kenarına en derin şekilde kazımayı planladığım ankara seyahatimi yazmadan geçemedim

1.gün perşembe
sabahın köründe ankara. ev. bu evi tek başıma nasıl boşaltıcam kaygısı. fulyaya edilen küfürler. Özlem. kahvaltı. ödenen ve kapatılan gecikmiş fatura borçları. evi kısmen de olsa toplamamız. nakliyatçılara haybeden kaptırılan 20 ytl. ama eşyayı ancak cumartesi alacaklar.görkem.ev. muhabbet. gitmek bu kez fena koyacak galiba. az uyku.

2. gün cuma
evin kalanını toplamak. yorgunluk. eşşeklik edilip kaçırılan yeni türkü konseri. yarın eşyalar gidecek. aranıp görüşülecek bir dolu arkadaş var. az uyku.

3.gün cumartesi gece pazar sabaha karşı
eşyalar. bomboş bir ev. havada anılar. en çok bir kısmı aklımda en son onlar var çünkü en taze onlar. ağlarım sanmıştım; ama yorgunluktan mıdır nedir içimde sadece koca bir boşluk. geride bırakılanlar. duyguyla buluşamama. serdarla buluşamama. ahmet ve gizem. otobüste tandoğan durağını kaçırıp AOÇ nin ordan geri dönüş. kampüs. şenlikler. feridun. çağlar. alkol. etrafta kırmızı boynuz takmış kızlar. eğlence, dans, müzik, alkole devam ve sooonnnraaa CuMaRtEsİ, antalyadan beri kafamda dönüp duran şarkı bu, sonra düşüş, ardından nefes, b.k vardı tekilaları ikişer ikişer içecek, ben aptal mıyım?, kızlaydan kurtuluşa milyonuncu kez yürümek, anılar, hep en acıtanlarıyla rastlaşmak yolda, açık adres verip geçilen sokakları tanıyamamak, çağlarla ahmete eziyet olmak, onu bunu aramak, oraya buraya oturup kalkmamak, sağsalim özleme varış, ardından gülmek- ağlamak ve kusmak, bir ara da bilgisayarı açıp saçmalamak ve en nihayetinde sızmaaaakkkk!!!:)az uyku.

4.gün pazar sabah- pazartesi sabaha karşı- pazartesi gece- yolculuk- son
kazan gibi bir kafa yanmakta olan bir mide ve halen sarhoş bir şekilde sabahın sekiz buçuğunda uyanmak, talcid, majezik, ayılma çabaları, kahvaltı, ebru(en nihayetinde), kampüs, kampüsümüze turnike koymuşlar, yeniden ahmet- çağlar ikilisi, hala söylediğimi hatırlamadığım şeyleri söylemiş olmam (konya?) muamma, kızılay, serdarın servis nöbeti var ama görüşmek lazım, kim korkar hastaneden ebru da benden nasıl olsa, 1 KBB pol. asistan odası, muhabbet, ali(elleri çok güzelmiş), onlar hastaya bakarken bizim üzerimizde beyaz önlüklerle onları izleyip zevzeklik etmemiz (utanç verici ama ebrunun fikri hehe topu sana attım ebik), kola, king, kahvaltısına, king gibi olmayan king, sabaha karşı üç buçuk, asistan odası, nöbet kıyafetleri, uyku çabaları, bir türlü atılamayan alkol, bitmesi hiç istenmeyen gece, gitmek saatlerinin yaklaştığının hissedilmesi, zamanı durduramasak bile yavaşlatamaz mıyız?, sabahın köründe resmi tatil demeden kontrole gelen hasta, serdarın gözlerini bile açmadan hastayı şutlaması, arzu abla, serdarın bizi yeni başlayacak asistanlar olarak tanıtması (deli midir nedir), hiç nöbet tutmadım demem artık, nöbet dediğin ne ki :P king, tv, filan biz de bir şey sanmıştık:P:P, serdarda kahvaltı, ali (bir evin bir oğlu), ebruyla ikimiz de ellerine hasta kalmışız çocuğun, ama iddiası yok(böyle olması daha iyi:P), serdar uyusun, biz kızılay, en sonunda duyguyla vuslat, papazın bağı, daha önce gitmediğime pişman oldum, zaman daralıyor, geçmesi istenmeyen bir gün daha, çamlıkta güneşin batışını izleme fikri tabii ki serdardan, arabanın bozulması, ebrunun aşk acısı (3 güne sığdırmayı ancak biz beceririz, asker adamdan sevgili olmaaaaazzzzzz) menemen, kendi yaptı yine kendi beğenmedi bu kız böyle napalım (okuyorsun biliyorum, öperim burdan) taksi, aşti ana baba günü, görevlinin duyguyu yanıltması sonucu kaçırılan 23.31 antalya arabası, 00.30a kadar bekleyiş, külüstür araba, uykusuzluk yine yeniden.
ve sabah antalya.
ve de arada atladıklarım.
en mutlu olduğumuz anlarda zaman dörtnala koşarken saatime bakıp bakıp neden zaman hiç geçmiyor dediğim günlerimin zaman imgelemlerini takas etmek istiyorum. çünkü mutsuzken bulanık bir suya dönüşüp mutsuzluğumuzu ve acımızı katlayan zaman mutluyken bu kadar pervasızca ve sorumsuzca hızlı akma hakkını kendinde bulamamalı, haksız mıyım ama?
:)
ve en nihayetinde halen az uyku.

18 Mayıs 2008 Pazar

günlerdir aklımda aynı şarkı kafamın içinde dönüp duran anladım şimdi neyi istedğimi ayılamayarak bieşarkıdan.
kelimeleri bulamıyorum. belki d bu kadar sarhoş olmamıştım hiç ve bu kadar aşık ve aynı zamanda bu karar kaçmamıştım kimseden.
"aynalardan kaçarken özlenmeyi beklemek
ne kadar komik ne kadar acı ve bana ait değil mi?"
yazacak sözler bulamıtyorum
kimsyee anlatamıyorum
ve hiç bu kadar sarhoş olmamıştım belki de
yüzüm bu kadar uyuşmamıştı benim.
yeterince ağlayamamaktan içime akıtmamıştım göz yaşlarımı.
ben.
bu kadar savunmasız kalamam.
bu kadar güçsüz.
uyumalıyım nutuncaya kadar
her şeyi silip kurtuluncaya kadar.
sadece uyumalıyım..

16 Mayıs 2008 Cuma

yabani otlar [ironik]



...
sen aynı anda birkaç kalple
oynarken
boğuşup durursun yarattığın
kaosta
belki yalnızlık korkundan
belki de
içini acıtan neyse işte onu
unutmak için
ben anladım seni kazanmak
kaybetmekmiş
zaten aşk mutsuzlukla
sevişirmiş
...

biterken

eşyalar yığılı derlenmiş toplanmış.
tam anlamıyla boş değil henüz.
yarından sonra gerçekten biteceğine inanacağım ve ağlayacağım.
daha dün gibi hatırımda her şey; peki ya niye bitmek zorunda hepsi; içimde bir yer [yakında o yerden nefret etmeye başlayacağım sanırım] anlayamıyor.
ben sonları sevmiyorum, mutlu- mutsuz fark etmez.
ben bir anın içinde asılı kalmak istiyorum; sadece bir an...
ama ya sonlar olmasaydı yeni başlangıçlar olur muydu?

15 Mayıs 2008 Perşembe

ankaradayım

evet ankaradayım. 17 ayımı geçirdiğim evimde. bu kez çok heyecanlandım gelirken. otobüste gözlerimi sevinçle açtım belki de ilk defa ankaraya. halbuki belki de bu eve son gelişim ve kimbilir bu aslında hiç mi hiç sevmediğimi düşündüğüm soğuk şehrime bir daha ne zaman gelirim.
evi boşaltıyoruz.
binbir emekle güzelleştirdiğimiz evimizi.
bir sürü anı saklı olan duvarlarında kapılarında her yerinde...
bir aşktan canı yanarken insan doğru kararlar veremiyor.
kaçmalıyım diye düşünmüştüm, uzaklaşmalıyım.
şu bilgisayara baktığımda bile seni hatırlatacak bir iz kalmış. o koltuğa, tavlaya, sokak bile bir yanıyla hep sen.
kaçmazsam kurtulamam sanmıştım.
peki ya şimdi?
bilmiyorum.
neyse olan oldu ve ben başka bir hayat seçtim. ve seçimlerimiz sadece bizim sorumluluğumuzda.
şimdi ben dolu dolu bir beş gün ayırdım ankaraya, dostlarıma dair anılarıma en güzellerini eklemek için.yapmadığım bir dolu şey var burda ama ben yapıp en çok sevdiklerimi yeniden yapıcam, gerek yok hiç yapmadıklarım için çabalamaya.
sadece bir yer var hiç gitmediğim senden bir ize rastlarım diye oraya gideceğim. senle ilgili tek planım bu.
neyse az laf çok iş gidip özlemle erdemi uyandırıp kendime kahvaltı hazırlatmakla başlayayım işe...

13 Mayıs 2008 Salı

düğme


insanın en başta kendinden ve bilinçaltından korkması lazım.

ben korkuyorum açıkçası.

ben başka semalara doğru kanat çırpmaya çalışırken tüm gayretimle; bilinçaltım kanatlarımın ve kollarımın halen kırılmış bir halde kimde olduğunu söylüyor rüyalarım aracılığıyla.

bu kadar zayıf ve savunmasız kalmaktan nefret ediyorum. bu kez çabuk geçti-geçiyor diye kendimi kandırmaktan bir arpa boyu bile yol alamamış olmak cesaret kırıcı.

bana bir düğme lazım ama sadece kapatmak için olan.

kapatıp kurtulmak için...

10 Mayıs 2008 Cumartesi

akıllan(ma)ma

yanından geçtiğim bir koku saplandı kalbime bense tam 3 adım sonra idrak ettim nedenini; istemsizce dönüp arkama baktım.
sonra bir şarkı sarhoş benliğimi yokladı ne olduğunu şimdi hatırlayamadığım.
ben günler sonra yine kana kana içtim seni ve yeniden senden bahsederek ayıldım.
sense gerçekte kendinden başka kimseyi düşünmedin; üç-beş kırık kalp ya da anlık hatalar olarak kaldık biz sadece.
şimdi ben farkındayım ki şimdi olsa senle aynı hatayı (eğer ki hataysa bu) gene yaparım ve ben yine başımı boynuna yaslar doya doya koklarım.
ve yine doya doya öper dudaklarından bu kez ben bırakmamacasına sarılırım.
oysa benim tek yapmam gereken bu ihtimallerden, senden ve senin hayalinden uzak durmak.
biliyorum, bildiğim icin de gardımı aldım bekliyorum bunların da geçip gideceği günleri...

8 Mayıs 2008 Perşembe

bazı insanlar vardır her zaman görüşmezsiniz sık sık telefonlaşmazsınız ama karşılıklı olarak çok iyi anlarsınız birbirinizi.
benim var birkaç tane böyle arkadaşım.
sabah adliyede bunlardan biriyle karşılaştım merdivenlerde.
öyle bir şey dedi ki öyle bir yerime dokundu ki gözyaşları akıverdi yanaklarımdan. hani başkası olsa ağlamam ama o kadar iyi biliyoruz ki birbirimizi ve o kadar değerli ki benim için başkasına göstermeyeceğim göz yaşlarımı onun yanında pervasızca akıtıverdim.
hani güçsüzlüğümü ve yorgunluğumu gösterecek yardım isteyecek birine ihtiyacım varmış gibi hissettim. bunca zamandır tuttuğum arka plana attığım onca şey onu görünce iplerinden boşanırcasına kaçıverdi.
iyi oldu ama iki üç damla da olsa akıttım biraz içimdekileri...
yarın buluşup uzun uzun konuşucaz en iyisi makyaj filan yapmamak...:) sonra da arkasından şenliklere gideceğiz nasıl olacaksa o?:):)

rüyaları ve bilinçaltını bloke eden; duyguları kapatmaya yarayan bir ilaca ihtiyacım var; bilen varsa bana söylesin lütfen...
günüm kötü başlamasın bu sayede...


rüyada bile kıskanabiliyorum ya hala, başka birinin varlığına katlanamıyorum ya iyileşemiyor muyum gerçekten ben? kangren mi oldu bu yara? korkuyorum, istemiyorum böyle olmak. birisi bi düğmeye bassın kapatalım gitsin artık...

6 Mayıs 2008 Salı

hıdrellez

geçen sene tam da burdaydık işte:)

efendim bir hıdrellezi daha kutlamış bulunmaktayız. bu sene her ne kadar istanbula gidip ahırkapı şenliklerine katılamadıysam da dün gece kendi çapımda bir hıdrellez organizasyonuna girip sabah da organizasyonu tamamına erdirdim.


şöyleki gece üşenmeden dileklerimi ayrı ayrı kağıtlara çizdim/yazdım(zira resim yeteneğim sıfır) ve bahçemizdeki güllerin dibine her birinin içine birer bozuk para koyaraktan gömdüm.(itiraf ediyorum en çok istediğime 1lira koydum daha büyük bozukluk olsaydı onu koyardım.) dileklerimi tuttum dualarımı ettim ve de yattım.(tabii arkadaşlarımı unutur muyum sms vasıtasıyla birçoğunu da bilgilendirdim:) sonraaa sabah üşenmedim gömdüğüm yerden dileklerimi aldım paraları çantama(kırmızı kese yapılıp onda saklanacakmış) dileklerimi de adliye dönüşü yat limanına inip denize attım. bi tanesi ve olmasını en çok istediğim dalgalarla hızla uzaklaştı, kısmet artık hızır baba uygun görürse olur diye umut ediyorum.:):)



işin enteresan yanı ben bunu yapan tek kişi olacağımı düşünürken 3 tane teyze sayfa sayfa dilek yazıp sulara atıyorlardı ben gittiğimde. karşılıklı dileklerimizin kabul olmasını diledik:)


neyseee neticede batıl bir insan olaraktan ben yine eksik kalmayıp bu ritüelden de kendime pay çıkardım. geçen sene "şu lütfen şöyle olmasın" dileğim olmuştu sadece ama bu sene olumsuz hiçbir şey istemedim hızırdan. aklıma bile gelmemesine özen gösterdim olumsuz cümlelerin.


hıdrellez demek bereket, bolluk, iyilik demek herkes için öyle olsun...


resmen geldi yahu bahar hem madden hem de manen...


bereketi üzerimizde olsun...

4 Mayıs 2008 Pazar

ilkbahar neşesiyle dinlenesi şarkılar:)

Alanis Morisette- Head over Feet


bir gün bu şarkıyı söyleyeceğim birilerinin geleceğine duyduğum inanç bahardan mıdır nedir tavan yaptı... "thanks for your patience..."

i had no choice but to hear you you stated your case time and again i thought about it you treat me like i'm a princess i'm not used to lying in bed you ask how my day was you've already won me over in spite of me don't be alarmed if i fall head over feet don't be surprised if i love you for all that you are i couldn't help it it's all your fault your love is thick and it swallowed me whole you're so much braver than i gave you credit for that's not lip service you are the bearer of unconditional things you held your breath and the door for me thanks for your patience you're the best listener that i've ever met you're my best friend best friend with benefits what took me so long i've never felt this healthy before i've never wanted something rational i am aware now i am aware now

Travis - love will come through

İşte gaz şarkılardan biri daha, insanı sebepsiz neşelere sürükler:
if i told you a secret you won’t tell a soul will you hold it and keep it alive cause it’s burning a hole and i can’t get to sleep and i can’t live alone in this lie so look up take it away don’t look da’da’da’ down the mountain if the world isn’t turning your heart won’t return anyone’ anything’ anyhow so take me don’t leave me take me don’t leave me baby’ love will come through it’s just waiting for you well i stand at the crossroads of highroads and lowroads and i got a feeling it’s right if it’s real what i’m feeling there’s no makebelieving the sound of the wings of the flight of a dove take it away don’t look da’da’da down the mountain if the world isn’t turning your heart won’t return anyone anything anyhow...

1 Mayıs 2008 Perşembe

benim de söyleyeceklerim var

birikti yine içimde ama vakit yokkk
haftasonu inşallah::)
arkası yarın gibi oldu:)