28 Şubat 2008 Perşembe

aklımdaki şarkı

want you to know, that i am happy for you
i wish nothing but the best for you both
an older version of me is she perverted like me?
would she go down on you in a theater?
does she speak eloquently and would she have your baby?
i'm sure she'd make a really excellent mother
'cause the love that you gave that we made wasn't able to make it enough for you to be open wide, no
and every time you speak her name does she know how you told me you'd hold me until you died till you died, but you're still alive
and i'm here, to remind you of the mess you left when you went away
it's not fair, to deny me of the cross eyed bear that you gave to me
you, you, you oughta know
you seem very well,
things look peaceful i'm not quite as well,
i thought you should know
did you forget about me, mr. duplicity?
i hate to bug you in the middle of dinner
it was a slap in the face how quickly i was replaced
and are you thinking of me when you fuck her?
'cause the joke that you laid in the bed that was me and i'm not gonna fade as soon as you close your eyes,
and you know it and every time i scratch my nails down someone else's back i hope you feel it well, can you feel it?

bu şarkıdaki kadın kadar mı hınçlandım ne yoksa şarkının sözlerinin benle pek de alakası yok:) ama aklımda dönüp duruyor birkaç gündür ne hikmetse:):)

sordum?

(kendi ifadesiyle) üzülmemek adına, daha doğru ifadeyle kendi yaptıklarının yüzüne vurulmasından kaçınmak adına karşısındakinin duygularını bilmemeyi/öğrenmemeyi tercih edebilir mi bir insan?
kafamı kurcalayıp duruyor 2 aydır.
insan bu derece kendini düşünüyor olamaz diyip çekiliyorum...

ikinci bir şans

epeydir düşünüyorum ben şimdi anlatcaklarımı. başlığa hemen aldanmayın herhangi birine -sizi kırmış, üzmüş, acıtmış olan- verilen ikinci bir şanstan bahsetmiyorum. kendim için tanrıdan istemeyi düşündüğüm ikinci bir şans bu. hatalarımı düzeltmek adına.
tanrıdan bir kereliğine, evet evet sadece bir kereliğine hayatımın bir noktasına geri dönmeme izin vermesini ve o noktada yaptığım hatayı düzeltmemi hoş görmesini istiyorum. ama yaşadıklarım ceplerimde olmalı, o noktaya döndüğümde yaptığım hatanın (ya da hatalarla sınırlı tutmayayım daha geniş bir kavram olarak neyin bunu karşılayabileceğini bilememekle birlikte kötü bir tesadüf ya da aslında hayatımda öyle bir gün olmasaydı bambaşka olacak bir an ya da yaptığım yanlış bir seçim diyeyim) bana yaşattıklarını unutmuş olmadan bambaşka bir hale getirebilmeliyim hayatımın seyrini.
belki çok klasik bir sürü filmde filan işlenmiştir bu konu, ama ben zaman, paralel evrenler falan filan kısmına girmeden tanrıdan istiyorum bunu. bana ikinci bir şans ver hayatımın bir noktasında yeniden başlayayım ve bambaşka seyretsin bundan sonra hayatım.
ama sorun bir yerde tıkanıp kalıyor. insanlık olarak memnuniyetsiziz ya ben de hangi noktaya dönüp hangisini değiştirsem bilemiyorum. 1. seçenekte lise1'in sonuna dönüp tercihimi eşit ağırlıktan yana değil de sayısaldan yana kullanıp bambaşka bir şehirde bambaşka bir üniversitede bambaşka bir fakültede devam ettirmek.(sonra duruyorum düşünüyorum. bu çok köklü bir değişiklik sevdiğim onca insanla hiç tanışamama ihtimali. emin olamıyorum.) 2. seçenekte ise öss tercihlerini yaptığım güne dönmek ankara hukuk yerine galatasaray felsefe veya kamu yönetimi yazmış olmak. işte en çok bunu düşünüyorum. sevdiklerimle tanışamama ihtimali birden yüzde elli düşüyor. en çok bu ihtimale yanıyorum belki de. ama hala üçüncü bir seçenek var. bu seçenek kuvvetle muhtemel en çok ve en sık düşündüğüm. 23 kasım 2007 geri döneceğim tarih. ve tüm yaşadıklarım ceplerimde bambaşka davranacağım. ama emin olamıyorum hiç tanışmamalı mı senle yoksa tanışıp da bambaşka mı davranmalı. bambaşka davranmalı. hiç kendi gibi olmayan bir Tuğba olmalı karşında kendim gibi tamamen çıplak geldiğimde sana olanları gördük. ondan ötürü sımsıkı zırhlarla sarınmış, rolünü ve yapması gerekenleri iyi bilen bir ben olarak çıkmalıyım karşına.
başka seçeneklerim de olurdu eminim biraz daha düşünsem. ama dedim ya aklım tek bir olasılık üzerinden bir sürü olasılıklar yaratıyor durmadan. kimbilir belki de ben bu olasılıklardan sadece birinin ve de belki en kötüsünün içindeyim. diğer olasılıklardan birinde bir tuğba ve bir e. mutlu mesut yaşıyorlardır. başka birinde hiç tanışmamışlardır. bir ötekinde birbirleri için hep birer önemsiz tanıdıktırlar. bilemiyorum...

peki ya herhangi birine ikinci bir şans vermek? gerçekten verebiliyor muyum böyle bir şansı da tanrıdan bir şans daha istiyorum? sanırım vermiyorum, veremiyorum. bir insanı hayatımdan çıkarırken bütün köprüleri yıkıyorum. düzeltilemeyecek kadar kırarak ve kırılarak. taş kesiliyor içimde bir yerler, canım yanınca vahşileşiyor daha çok acıtıyorum belki de. işte tam da bu nedenden ötürü ne ikinci bir şans isteyen oluyor benden ne de ben ikinci bir şans vermeye gönüllü oluyorum.


şimdi bu aralar en çok da bunu düşünüyor olmalısın, herkes ikinci bir şansı hak eder mi? duruma ve koşullara göre çok değişken cevapları var bu sorunun. benim birçok ilişkim için kişi ikinci bir şansı hak etse de durum elverişsizliğinden böyle bir şey mümkün olamaz. bir gün upuzun bir ayrılıktan sonra ve araya başkaları da girmişken eski sevgilisiyle yeniden başlayan bir arkadaşım, "bu nasıl olabiliyor?" diye sorduğumda "yarım bir şeyler kaldıysa bir ilişkide o mutlaka tamamlanır." gibisinden bir şeyler söylemişti. evet eksik/yarım kalan şeyler tamamlanmalı ama onarılamayacak yaralar açtıysa bir insan nasıl tamamlanabilir bu eksik/yarım şeyler? yüreğinin bir yanı yeniden en baştan başlamak istiyor biliyorum. ve belki de yapmalısın ve görmelisin olacakları. benim bazı öngörülerim var ama onları söyleyemem sana. çünkü içimde bir yerler neredeyse emin olsa da tam tersinin gerçekleşme olasılığı hep var. neyse haddimi şan cümleler kurmadan gitmek istiyorum ve dün okuduğum bir cümleyle kapatmak istiyorum yazıyı:

" ne olursa olsun hayat planların dışında akar."

26 Şubat 2008 Salı

6. his

artık hissetmek istemiyorum. bilmek istemiyorum. sanki bir güç(allah mı koruyucu melek mi her ne ise ya da realist yaklaşımla beynim) olacakları önceden rüyalarım aracılığıyla haber veriyor. bak hazırlıklı ol sen buna der gibi!!! ama ben hazırlıklı filan olmak istemiyorum. hatta hiç haberim olmasın istiyorum. ne önceden ne de sonradan.
ve son hissettiğim, bildiğim, tahmin ettiğim şey de gerçekleşirse... lütfen gerçekleşmesin, bu kez yanılmış olayım ben.
çünkü
hazırlıklı olamıyorum ben, olamıyorum. ve kalbim hazır değil henüz buna.

24 Şubat 2008 Pazar

serzeniş

bazılarının hakkı yoktur karşılık alınmayan imdat çığlıklarından ötürü serzenişte bulunmaya.
yoktur işte.
serzenişte bulunamaz çünkü her şeyin sorumlusu kendisidir.
hem suçlu hem güçlü mü diyorlardı ne buna?

23 Şubat 2008 Cumartesi

büyümek

ne korkunç ne acıtıcı ne yıpratıcı ne yorucu şey olduğunu çok sonraları anlamışız. çok uzun bir süreç bu gel-gitlerle dolu. çocukken hakkikaten ne salakmışız, gerçi çocuk olmak salak olmak hakkını doğrudan getirir ya neyse, hep büyümeyi hayal ederdik. yani geçenlerde dizinin birini izlerken dank etti. evin bi tanecik paylaşılamayan oğlu "ben ne zaman büyüyeceğim anne?" diye soruyordu. kimbilir kaç kere sordum ben de bu soruyu. yahu şimdi çocukluğuma gidebilsem mümkün olduğunca büyüme, çocuk ve salak olarak kalabilme süreni uzat derdim. ya da en azından düşünme ne zaman büyüyeceğini çabuk olsun diye uğraşma. ne gerek var yahu daha o zamandan iki basamaklı yaşları düşünmeye.
iki basamaklı yaşlara gelmekle bitmiyor ki iş, en çok acılar büyütüyor insanı. yepyeni bir durumla birlikte biraz daha büyümek biraz daha olgunlaşmak zorunda bırakılıyoruz.
peki esas işimiz midir büyümek gerçekten?

ironik

adı soyadı size onca şeyi yaşatan adamla aynı olan birinin "olur da bir gün seversin" temalı bir şarkı söylemesi bazen
bazen de
"it's meeting the man of my dreams
and then meeting his beautiful wife"* böyle bir şey.
ironik denen şeyler, tam da bir yerlerden sürekli bizleri gözleyip duran cinlerin perilerin espri anlayışlarının ürünleri. onlar çok eğleniyor olsalar da ironik durumlar çoğu zaman acı bir tebessümle birlikte acı tatlar bırakmakta bende.
yukardandan, sağdan ya da soldan her nereden bakıyorlarsa "sen öyle zannet" diyorlar " s-e-n ö-y-l-e z-a-n-n-e-t"
müsade etmemeliyiz arkamızdan iş çevirmelerine birileri etmemeli!

*alanis morisette-ironic

elma değil ayva

ne çok kendimi gördüm bu şarkıda:) biz gelince hep burdayız, adı: kaybedenler kulubü:)

21 Şubat 2008 Perşembe

kendini bilmez

"kendini 10 sanarken aslında 1 olan insandır. bu tür insanlar kendilerini her şeyin üstünde görürler ama genelde bir şeylerin ortasında debelenirler. kendini bilmek önemli bir erdemdir. gerisi peşinden gelir. "*
(rotwein, 28.09.2005 12:41)


p.s. ekşi sözlükten alıntıdır.

zamparanın ölümü

"galiba kendinizi pek enteresan sanıyorsunuz
büyümeyen adam sendromu bu ama yaşlanıyorsunuz
küstah taklidi yapan erkekler familyasından
milyarlarca zavallı adam midemi kaldıran
ya siz hala bıkmadınız mı hiç kendinizden
evinden uzak yanlız kovboy triplerinizden
hadi gelin uyuyun koynumda eğer çok isterseniz
ben uyanmadan giderseniz beni memnun edersiniz"

18 Şubat 2008 Pazartesi

her şeyin bittiği nokta

gecenin bir vakti anladım değişmeyeceğini.
manasız çırpınışlarda içimde bir yerler, gizliden gizliye umut etmekte.
aydınlanma yaşıyorum "değmezmiş"le başlayan cümleler kurmamak için çabalarken evet ben tam da şuan aydınlanıyorum.
her şey o kadar berrak seriliyor ki gözlerimin önüne ilk defa bu kez gerçekten değmiyor belki de onca yaşadıklarıma.
inanmak istemediğim onca şeye inanmak zorunda kalıyorum gecenin bir vakti. seni saklayabileceğim bahanelerim yok artık çünkü.
çünkü sen giydiğin kıyafetler kadar sana yakışan 'tarz'ınla insan tam da nasıl olmadığı gibi görünüre örneksin.
her şeyin bittiği nokta olsun bu da.
senin
benim
ve tüm yaşanmışlıkların.

17 Şubat 2008 Pazar

yuva arıyorum:)


bu dünyaya geleli sizin zamanınızla hemen hemen 3 ay oldu galiba. küçük bir kız çocuğu buldu beni. sonra kedileri çok seven bir ablaya(saadet abla) götürdü. misler gibi banyomu yaptım sıcak bir yuvam oldu sandım. ama onun benden başka kedileri de var. şimdi başka bir yuva arıyorlar bana. uysalım yarmazlık yapmam, en sevdiğim şey saadet ablanın omzunda oturmaktır. belki okursunuz bunları, belki seversiniz beni... belki...

not: çok okuyanım yok biliyorum ama belki bu minişi seven olur rastlayıp da. kediler çok özel hayvanlardır. birlikte yaşadıkça, sevildikçe ayrılamayan varlıklar onlar. hele bu yavruş çok uysal. tırnaklarını çıkarmıyor bile saadet ablanın omzunda durup onunla birlikte ev işi filan yapıyormuş. benim haylaz huysuz çikoya göre melek yani anlayacağınız. bilmeme belki seversiniz, belki...

paşa yok!


paşa bizim misafirmizdi çikoyla, obur mu obur şirin mi şirin kedimiz. eylülden beridir balkonumuzda ikamet etmekteydi. sonra ben gittim, kardeş eve uğramadı bir aylık yokluğumuzdan sonra haliyle bulamadım yerinde. çok özlemiştim oysa ki.
umarım başına bir şey gelmemiştir umarım...

cebeci-dikimevi



ne çok alışmışım farkında olmadan. hep gitmeyi planlarken, hiç kök salmadığımı düşünürken -ismimin ağacıyım ya ben-
neredeyse her köşesine bir parçamı bırakmışım. özlemim o kadar başıma vurmuş ki ilk defa kar yağıyor diye üzülmemişim.
ben karı sevmem, soğuğu, rüzgarı...
ama bugün sabahın köründe el değmemiş beyazlıkta görünce dışarısını

"üşümek iyidir, yaşadığını hissettirir"

atlatmak bir şeyleri garip bir duygu. sanki ben değil de başkasıymış gibi. ben bene benzemez bir hale düşmüştüm zaten. korkusu -ve tortusu- kaldı şimdi geriye. bir de bitmeyen sorularım. illa tamamlamak zorundayım ya bütün parçaları. ama geriye kalanlar belki hiçbir zaman tamamlayamayacaklarım ve cevabını öğrenemeyeceklerim. ama zaten bunları da unutmayacak mıyım zaman geçtikçe...

kar devam ediyor, durmaksızın. ben yarın geri dönüyorum. kısacık vuslatlar kaldı şimdi elimde. kal birkaç gün daha diyorlar, yollar kötüdür. soğuğu bahane edip olmazlıyorum. bilmiyorlar alışmaktan korkarım, alışıp dönememekten. hem bekleyenim var benim gözü yollarda. terk ettim sanar üzülür yoksa. sonra ben korkarım, ben korkarım rastlaşmaktan anılarımla. hazır durulmaya başlamışken sular

"giptmesem olmas mııııııı"

söz ver