1 Nisan 2008 Salı

mektup


kulakların çınlıyor mu, çok merak ediyorum.
çünkü ben ne zaman bu soğuk şehre gelsem senden bahsetmeye başlıyorum.
eskisi gibi değil ama. laf arasında denk geliyor bir bakmışım ismin dökülüveriyor dudaklarımdan.
serdar'da kaldık sınav çıkışı; hani senin bir gece arkadaşlarınla buluştuktan sonra gelip beni aldığın evde.
mutfak masasında karşılıklı oturmuştuk; senin suratın asıktı; seni eve girmek zorunda bıraktım diye.
çünkü sen en başından beri benim hayatıma dahil olmak istememiştin ve ben seni zorlamıştım.
zorla bir şeyler yaptırılmasını sevmezsin sen. ama bu tavrının arkasında başka şeyler varmış şimdi anlıyorum.
çünkü sen beni değil alabilme ihtimalin olan başka şeyleri istiyormuşsun.
yanyanayken hiç söylemedim sana seni ne kadar çok sevdiğimi, sana ne denli aşık olduğumu.
çünkü benim eski bir aşktan kalan yara izlerim vardı ve savunma mekanizmaları yaratmıştım kendime. kendimi kandırmakmış oysaki yaptığım sadece. çünkü bildiğim halde yadsımışım bir insanı tanımadan sevebilmenin ne denli kolay olduğunu ve aşkın bendeki tezahür ediş şeklini.
uzun zamanlar geçmişti çünkü; ve benim aklımın ucundan geçmezdi böyle bir aşka çarpmak.
çok hazırlıksız yakalandım, doğru dürüst çalıştıramadım savunma mekanizmalarımı ve böyle olunca da ters tepti her şey.
ben gardımı aldım; duvarlarımı kaldırdım diye avuturken kendimi, o zamansız tanışmamızın ertesindeki pazar günü beni bıraktığın arkadaşım sonradan söyledi gözlerimin nasıl da parladığını. halbuki sen daha kahvelerimizi içerken sende, olabileceklerin rengini belli eden sözler sarf etmiştin bana. bense "ben sana aşık olabilirim" demiştim aşık olduğumu fark edemeden kendimi korumak istercesine,sadece bir ihtimalmiş gibi davranarak. hiç unutmuyorum o anın ayrıntılarını: koltuğu, içtiğimiz kahveyi, balığını-cuma'ydı değil mi?- öperken elini boynuma götürüşünü. ne çok sigara içmiştim ben o gece, hatta sen uyuduktan sonra da kalkıp içmiştim birkaç tane daha. rahatsız ve güvensiz hissederek kendimi; olabileceklerin baskısı altında...(o zaman farkında değildim tabii ki) işte o gecenin ertesi bu.
ben bambaşka şeyler isterdim; hep beni serdardan aldığın gece gibi el ele yürüyelim; sen çekinme hayatıma dahil olmaktan, arkadaşlarımla tanıştırayım seni, sen de beni... mesela annenin sesini merak etmiştim; onu duysaydım... ama hep dediğin gibi, sen böyleydin, böyle...
ve en önemlisi değer görmek isterdim senden. o hiç göstermediğin değeri.
şimdi aşk bitti gibi geliyor bana; üçbuçuk ay olmuş seni görmeyeli, sesini duymayalı. (günleri seninle birlikte saymaya başladım ben.) gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş ya benimki o hesap. seni görmeye hazır olmam için daha uzun zamanlar geçmeli biliyorum. o nedenle hem özleyip görmek istemem hem de artık hayatımın kenarından bile geçmemeni dilemem.
ama gerçekten dilediğim tek bir şey var; çünkü o acıtıyor en çok beni: hiç aklına gelmediğimi düşünmek. iyi-kötü nasıl olursa olsun aklına gelebilmek benim derdim. çünkü benim aklım ve hain beynim bu denli meşgulken senin fikrinle senin beni hiç düşünmüyor olma ihtimalin adil gelmiyor bana.
soracak bir sürü sorum var sana. ama soramıyorum. sorsam ne kazanırım ki zaten?
asla okumayacağın, okusan bile seni ırgalamayacak sayfalar dolusu mektuplar eder zaten bunlar.
bu da onlardan birisi oldu mesela şimdi. okumayacaksın biliyorum-kendin dememiş miydin "üzüleceğim şeyler yazdıysan okumayayım" diye-
birisine neden beni sevmedin diye sorulmaz; sevmenin gerekçeleri olmaz; ama ben durmuş soruyorum "tamam sevmedin de hiç mi değer vermedin diye..."

9 yorum:

un4tunately dedi ki...

ufff.. böyle adamlardan nefret ediyorum ben.. can yakıyorlar ve sürekli hatırlanıyorlar.. kendileri ne yaşıyorlar hiç bilemiyoruz.. bir an olsun hatırlayıp, yürekleri sızlıyor mu acaba? yoksa o kadarcık olsun "iyi" (yada "vicdanlı" artık adı her neyse) olamıyorlar mı?

bunlar da geçecek inşallah.. zaman herşeyin ilacı, bir de şu erkeklerin meşhur çivi felsefesi var.. şu son yazımın ana fikri, hatta ta kendisi olan..

ne ben olabildim ne de başkası dedi ki...

bier de çığlıklarımıza nasıl kapadılarsa kulaklarını duyuramıyoruz bir türlü sesimizi...
ama biliyorum yaşanan her şeyin manasızlaştığı zamanlar da gelecek.
ama o zaman bile mutluluk dileyemiyor insan bunu da biliyorum...

un4tunately dedi ki...

ufff ufff.. :(

tüm bunları unutturacak çok çok mutlu günler diliyorum ikimiz için de.. başka türlü zor..

ne ben olabildim ne de başkası dedi ki...

ben de...
bence de...

Adsız dedi ki...

ne o seni sevmediği için sen daha değersizsin, ne sen onu sevdiğin için o daha değerli. sadece bazen çakışmıyor duygular. olmuş taraf olmamış (ham)tarafın olmasını umarken,beklerken çürüyüp gidiyor. bu yüzden çok benzer bir hikayeyi çok yakın geçmişte yaşamış biri olarak ben derim ki, çürümemek için, alman gereken kadarını alıp yola devam etmek lazım.

ne ben olabildim ne de başkası dedi ki...

ben de aynen senin dediğin gibi almam gereken kadarını alıp yoluma devam etmeyi deniyorum ama içimde durdurulamayan bir nefret var sadece...

Adsız dedi ki...

ben ne kadar içimi açsam da bi yerde kendime ince bi kalkan geçmişim sanki yine de 3 ila 30 gün içinde deri değiştirir gibi yeniliyorum kendimi ama izler kalıyor tabii yine de:)

Adsız dedi ki...

bu arada bu isimsiz herci menekşe ona göre;)

ne ben olabildim ne de başkası dedi ki...

@isimsiz/hercai menekşe/tırtıl: aşk şarabından içtim
bir hoş oldum kendimden geçtim
bilmiyorum aklında mıyım
bir ihtimal olur ya ben burdayım...

geçiyo be kuzu her şey geçiyo hem de ama geçtikçe ben daha çok kaybediyorum umudumu ve aynı oranda yükseltiyorum duvarlarımı.
iyi birilerinin elini tutmak istiyorum artık, yalansız dolansız. ya da diyorum boşver aşkı meşki takılmaya bak.
aman bilmiyorum kiii
sanırım "kızlar neden p.ç erkeklerden hoşlanır?" sorusunun cevabını bulsak sorunumuz çözülecek...:P:)