kulakların çınlıyor mu, çok merak ediyorum.
çünkü ben ne zaman bu soğuk şehre gelsem senden bahsetmeye başlıyorum.
eskisi gibi değil ama. laf arasında denk geliyor bir bakmışım ismin dökülüveriyor dudaklarımdan.
serdar'da kaldık sınav çıkışı; hani senin bir gece arkadaşlarınla buluştuktan sonra gelip beni aldığın evde.
mutfak masasında karşılıklı oturmuştuk; senin suratın asıktı; seni eve girmek zorunda bıraktım diye.
çünkü sen en başından beri benim hayatıma dahil olmak istememiştin ve ben seni zorlamıştım.
zorla bir şeyler yaptırılmasını sevmezsin sen. ama bu tavrının arkasında başka şeyler varmış şimdi anlıyorum.
çünkü sen beni değil alabilme ihtimalin olan başka şeyleri istiyormuşsun.
yanyanayken hiç söylemedim sana seni ne kadar çok sevdiğimi, sana ne denli aşık olduğumu.
çünkü benim eski bir aşktan kalan yara izlerim vardı ve savunma mekanizmaları yaratmıştım kendime. kendimi kandırmakmış oysaki yaptığım sadece. çünkü bildiğim halde yadsımışım bir insanı tanımadan sevebilmenin ne denli kolay olduğunu ve aşkın bendeki tezahür ediş şeklini.
uzun zamanlar geçmişti çünkü; ve benim aklımın ucundan geçmezdi böyle bir aşka çarpmak.
çok hazırlıksız yakalandım, doğru dürüst çalıştıramadım savunma mekanizmalarımı ve böyle olunca da ters tepti her şey.
ben gardımı aldım; duvarlarımı kaldırdım diye avuturken kendimi, o zamansız tanışmamızın ertesindeki pazar günü beni bıraktığın arkadaşım sonradan söyledi gözlerimin nasıl da parladığını. halbuki sen daha kahvelerimizi içerken sende, olabileceklerin rengini belli eden sözler sarf etmiştin bana. bense "ben sana aşık olabilirim" demiştim aşık olduğumu fark edemeden kendimi korumak istercesine,sadece bir ihtimalmiş gibi davranarak. hiç unutmuyorum o anın ayrıntılarını: koltuğu, içtiğimiz kahveyi, balığını-cuma'ydı değil mi?- öperken elini boynuma götürüşünü. ne çok sigara içmiştim ben o gece, hatta sen uyuduktan sonra da kalkıp içmiştim birkaç tane daha. rahatsız ve güvensiz hissederek kendimi; olabileceklerin baskısı altında...(o zaman farkında değildim tabii ki) işte o gecenin ertesi bu.
ben bambaşka şeyler isterdim; hep beni serdardan aldığın gece gibi el ele yürüyelim; sen çekinme hayatıma dahil olmaktan, arkadaşlarımla tanıştırayım seni, sen de beni... mesela annenin sesini merak etmiştim; onu duysaydım... ama hep dediğin gibi, sen böyleydin, böyle...
ve en önemlisi değer görmek isterdim senden. o hiç göstermediğin değeri.
şimdi aşk bitti gibi geliyor bana; üçbuçuk ay olmuş seni görmeyeli, sesini duymayalı. (günleri seninle birlikte saymaya başladım ben.) gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş ya benimki o hesap. seni görmeye hazır olmam için daha uzun zamanlar geçmeli biliyorum. o nedenle hem özleyip görmek istemem hem de artık hayatımın kenarından bile geçmemeni dilemem.
ama gerçekten dilediğim tek bir şey var; çünkü o acıtıyor en çok beni: hiç aklına gelmediğimi düşünmek. iyi-kötü nasıl olursa olsun aklına gelebilmek benim derdim. çünkü benim aklım ve hain beynim bu denli meşgulken senin fikrinle senin beni hiç düşünmüyor olma ihtimalin adil gelmiyor bana.
soracak bir sürü sorum var sana. ama soramıyorum. sorsam ne kazanırım ki zaten?
asla okumayacağın, okusan bile seni ırgalamayacak sayfalar dolusu mektuplar eder zaten bunlar.
bu da onlardan birisi oldu mesela şimdi. okumayacaksın biliyorum-kendin dememiş miydin "üzüleceğim şeyler yazdıysan okumayayım" diye-
birisine neden beni sevmedin diye sorulmaz; sevmenin gerekçeleri olmaz; ama ben durmuş soruyorum "tamam sevmedin de hiç mi değer vermedin diye..."
kulak çınlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kulak çınlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Nisan 2008 Salı
mektup
Etiketler:
aşk,
kulak çınlaması,
mektup
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
