bazen accaip bi his oluyo içimde şimdi diyorum şunu ortadan kaldırsam ne güzel olacak dünya bi pislikten kurtulacak.
ama bazen abartıyorum dexter'ın kurallarını hiçe sayıp şunu da öldürsem filan diyorum. katil olabilirmişim yani, belki de hala daha olabilme ihtimalim vardır. zaten bana bi soru sormuştu kardeşim bi gün, bulmaca gibi bişi ama çok az insan cevaplıyabiliomuş bu soruyu ve bu soruyu rahatlıkla cevaplayabilenler seri katillermiş. seri katil filan değilim henüz ama cevabı o kadar rahat söylemiştim ki gözlerini kocaman kocaman açıp bakmıştı bana.
neyse katil olsam olurmuşum yani.
sonbaharda geleceğim ne alaka diyen olursa yonca evcimik'in bi şarkısı psikopata bağladım dünden beri bsde o dönüyo. ama youtube kapalı olduğu için ekleyemedim. www.kolaytube.comdan girin dinleyin, 1991 senesine bi yolculuk yapmış olun. bi de günü birinde biri bana bu şarkıyı sölerse onunla evlenicem ama ondan önce başka bi şarkı sölemesi lazım ama onu burdan deklare edip olayı anlamsızlaştırmayayımmm....
bi de bi de falan filan kısmı için vıcık vıcık sevgili tribindekiler ayrı bi uyuz edio beni. ne biliyim inandırıcı gelmio sanki taraflardan biri emin diil de duygularından böyle kapatmaya çalışıo gibi gelio ne biliyim yaf. ama çok yapmacık beaa tamam arkadaşım sevgili bulun da böle vıcık vıcık olmayın şu antalya sıcaklarında ben bunalıyorum yahuuuuu... öff sinirlendim bak.
ben gidip dexter izliyim en iyisiiiiii...
29 Haziran 2008 Pazar
dexter-sonbaharda geleceğim-duygu karmaşası-falan filan
28 Haziran 2008 Cumartesi
garson
bu benim canımdan çok sefdiğim arkadaşlarımın son çektikleri kısa filmin adı.
tam aşağıdaki yazıyla oldukça örtüştüğü için buraya yazmadan geçemedim.
aşk böyle bişi işte, genelde biri düşer, biri düşmeeezzz...:)
filmi islemek isteyenler bu yazının başlığına tıklasınlarrrr; bu kadar basitttt:D
27 Haziran 2008 Cuma
düşmek
daha ilk bakışta hem belki de.
garip bir şey bu çok garip. adamın teki tam karşında oturuyor, anlatıyor ama sen orda değilsin o anda. farkına bile varmıyorsun belki ama sımsıkı kapattım dediğin kapıları koskoca dört yıla rağmen, onca tövbeye, acıya rağmen bir kalemde açıveriyorsun...
düşercesine tek kelimeyle düşercesine.
tam karşında o anlatıyor sen yavaş yavaş aşık oluyorsun.
yavaş yavaş bile değil aslında hızı yok bunun, bir an yeterli bir an.
bir tek bakış.
bir tek gülüş.
bir tek temas.
şimdi düşününce erosun varlığına inanmaya başlıyorsun.
hain eros öyle hedefliyor ki seni onca kalkanına rağmen tam kalbinden vuruyor.
işte bu diyorsun işte bu aradığım kişi, sonsuza dek kollarında olmak istediğim.
düşercesine.
aynı his midende o düşerkenki.
sonra bir şey oluyor yere çakılmış buluyorsun kendini.
aslında olMUyor karşındaki sana aşık olMUyor ki yere çakılıveriyorsun.
bu kadar basit kimse aynı anda düşmüyor.[belki küçük bir azınlık dışında]
bunu aramaksa boşuna zaten
ama siz de düşüren değil de düşen olmayı tercih ediyorsanız her zaman mutluluk biraz uzaklarda demektir.
18 Haziran 2008 Çarşamba
.
artık bi kedi yavrusuyum yolun ortasında kala kalmış. sağımdan solumdan geçen arabalardan yenisini bekliyorum bu kez ıskalamayacak olan. ölüm çok erken belki belki çok bile yaşadım. ama korkuyorum ben hem de çok. sonsuz bir uyku ve huzur hayal ediyorum sadece. çok mutsuzum hem de çok.
dünden beri durmuyor yaşlarım. sessizce akıyor birer birer. kimse görmeden siliyorum hemen. bugün hele bugün, otobüsün penceresinden yolun ortasında korkudan büzüşmüş o kedi yavrusunu gördüğümden ve bir şey gelmediğinden beri elimden durmuyor. durmuyor.
şimdi ben o kedi yavrusuyum işte. öylece annemi arıyorum. ama ona olduğu gibi kimse kucağına alıp kenara götürmüyor beni de. ben de bekliyorum beklerken de ağlıyorum. ben hiç bu kadar ağlamamıştım...
12 Haziran 2008 Perşembe
son
bundan sonra koparıp attım sözlerimi
demin duyduklarımdan beri kafam aslında hem kafama hem kalbim çok karışık. benim hiçbir zaman perdelerim olmadı, hele bi kere de sevdiysem her şeyimi gösterdim onlara. o kadar çok yaralandım, hala akıllanmadım. oyunlar oynamayı beceremedim. dedim ya sevdim bi kere. sevdiysem de her şeyimi bilsinler sevdiklerim beni böyle sevsinler istedim. milyonlarca kez söyledim benim de hatalarım, kırdıklarım, üzdüklerim oldu. ama dürüstçe arkalarında durdum yaptıklarımın. hepsi benim, bütün pişmanlıklarımla arkasındayım hatalarımın. ama en büyük hatam aynı şeyi sevdiklerimden de beklemem. ve ben seni de sevdim. hep yaptığım gibi tanımadan o kadar kolay ki tanımadan da sevebilmek birini. hem de çok sevdim. ve belki ikinci kez bu kadar çok sevmişken birini ilkinden daha fena yıkıldım. çünkü, çünkü hiç bu kadar büyük bir tiyatro oyunu sergilenmemişti bana. bunca şey olmasaydı inanamazdım belki de. sen simülasyonlar yarattın, yaratıyorsun hala sen bir el insanın kalbini nasıl tutar sıktıkça sıkar sıktıkça sıkar bilmiyorsun ve eminim asla da bilemeyeceksin. aşk nedir? sadece sana soruyorum aşk nedir? bir insanı hiç koşulsuz sevebilmek?
aylardır her geçen gün içimin biraz daha katılaştığını hissediyorum. her uyandığım yeni gün biraz daha katılaşmış, donuk. düşünmeden yaşamaya çalıştığım günler, çok yorularak hem de çok. sonra unuttum diyorum. evet unuttum bitti geçti gitti. sonra bir şey oluyor bir şey çıkıveriyor. en başa olmasa da ortalara dönüveriyorum yeniden. mesela o resim. o resim durup duruken denizin fotoğrafları arasından çıkıveriyor. bakıyorum, bakıyorum hatırlayamıyorum. ne kadar mutluyum o resimde. o günde. hiç tanımadığım adamın tekinin yanımdan kareye girip gülümsemesi bile dikkatimi çekmemiş. ecenin söyledikleri/senin yaptıkların olmasaydı, "demek ki yaşanacak her şeyin bir zamanı varmış" der geçerdim. ama hayır, kasten işlenmiş bir şeyler var bana karşı. hem de bile isteye, göre göre. biliyorum. resimdeki gibi kenarında kalmalıydık birbirimizin hayatlarının, tek keşkem bu tek. içimi katılaştırıyorsun, an be an hem de. gözümün tek damla yaşı bile ucunda akamadan donup kalıveriyor.
bir resim, ya da bugün ortak bi arkadaşımızdan duyduğum şey olmadı bir şarkı, mütemadiyen bozuyor sarılmaya çalıştığım rutinimin onulmaz durgunluğunu. robotlaşmak istiyorum senden sonrasından beridir ben. taş olsam diyorum, taş olsam. hemencik, çabucacık.
anlatamıyorum içimdekileri, kelimelere dökülebilecek tek şey kalp ağrısı şimdi. bir de akmamakta direnen göz yaşları. oysa ben yarın kimseciklere hem de kimseciklere söylemeden senden kaçarken bir kenara fırlatıp ondan da kaçtığım şehrime "kaçmayı" düşünüyordum. ama şimdi nasıl giderim, nasıl. o sokaktaki evde nasıl kalırım? aynı masada nasıl otururum? tek isteğimin en az bir yıllığına komada kalmak olduğu bu şimdiki zamanda. saçma, komik, çocukça, aptalca hangi sıfat kullanılırsa kullanılsın bu benim isteğim işte.
sevmiyorum ben seni. artık. sevmek istemiyorum. onca şey hafızamdayken sevemiyorum da. her şey bu kadar kirlenmişken sevgi eğreti kaçıyor. ama yazıyorum. yine yeniden. durmuyor içimde bir yerler. öfke dalgası kabarırken böyle sevgim kırılıp tekrardan milyonlarca parçaya ayrılıyor. bölünen her bir parça yeniden bölünüyor küçülüyor, küçülüyor. koşulsuzdu ya anca tükeniyor. ikinci aşamadayım ben. öfkem besleniyor belirli aralıklarla tekrarlanan olaylarla/şeylerle. bekliyorum, sadece bekliyorum üçüncü ve son aşama gelsin diye. senden bana kalan şimdilik sonsuz umarsız bir bekleyiş. bu kez daha sağlam öreyim duvarlarımı, gardlarımı daha sıkı alayım, zırhlarımı daha iyi giyineyim diye.
bu son. bu gerçekten son.
şimdi tam da susmak zamanı...
not: kimse yorum yazmasın.
10 Haziran 2008 Salı
ben manyak mıyım?:P
kaç gündür aklımda yasıcam üşeniyorum ya da unutuyorum. geçenlerde my name is earl'ün bi bölümüne denk geldim. her neyse earl bu bölümde komadaydı ama inanılmas mutluydu. çünkü beyni ona blki de hep sahip olmak isteyeceği huzurlu hayatın bi simülasyonunu yaratmıştı. her neyse benim de komaya filan giresim geldi. resmen ağzım kulaklarımda imrenerek isledim. bu aralar başıma bi şeyler gelcek sanırım benim, hayırlısı, hadi hayırlısı...:)
8 Haziran 2008 Pazar
5 Haziran 2008 Perşembe
45 dakika sonra hayata döndü ama...

hayatının son beş yılını hatırlamıyor, diye devam ediyor haber. bugün büroda AYM'nin kararı için milliyetin sayfasına girdiğimde tesadüfen gördüm bu haberi. efendim haberde deniyor ki: "Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde güvenlik görevlisi olarak çalışan 23 yaşındaki Ömer Durdu’nun bacağında bulunan kan pıhtısı akciğerine ulaşıp buradaki damarları tıkayınca, solunum ve kalp fonksiyonları durdu. Hastanenin önünde bayılan Durdu, yapılan 45 dakikalık müdahalenin ardından yaşama döndü, ancak yaşamının son 5 yılı hafızasından silindi." falan filan. şimdi haklı olarak merak edeceksiniz(ne bileyim belki de etmezsiniz) ne var bunda seni bu kadar ilgilendirecek diye. ama peşin hüküm vermeyin önce bi dinleyin. bundan 4-5 ay öncesinde hala canım çok yanarken her gece düşünür dua ederdim "allahım bana bi şey olsa canım daha çok yansa ama şu son olup bitenleri tamamen hafızamdan silse" diye. hem de her gece... daha büyük bi acıyı bile göze almıştım. ama neticede zaman geçti bana bişicik olmadı hafızam da sapasağlam duruyor.(ne yazık ki:)) o zaman saçma bişi diliyormuşum gibi gelirdi, eski türk filmleri tarzında; kıza araba çarpar kör olur, hafızasını kaybeder filan... olmayacak bir şeyi isteyip duruyormuşum gibi. (gerçi bu benim hep yaptığım şey.) bugün haberi görünce aniden bi garip hissettim. len demek ki umudumu kesmeyip istemeye devam etsem olacakmış dedim.:P ama işin ironik yani haberdeki şahıs 10 gün önce baba olmuş ve bu hafıza kaybı yüzünden ne eşini ne de çocuğunu hatırlıyor. böylece bir kez daha inandım şu dünyada ne gerçekte adalet var ne de ilahi adalet. ben istedim vermedin de adamın en mutlu zamanında yapılacak şey miydi bu ey tanrım? töbe töbeee...:):)
p.s. haberi merak edenler için buyrunuz linki: http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=763087&Date=05.06.2008
4 Haziran 2008 Çarşamba
aramamaya inanmak
ararsan belanı bulursun,
arama karşına çıksın.
bilin bakalım bu ne?
p.s.ebru sen biliosun o nedenle sen cevap verme şekerim.
2 Haziran 2008 Pazartesi
karışık
ankaradan döndüğümden beri karmakarışığım. her şey alt üst oldu içimde zorla yerleştirmeye çalıştığım. öyle bir an var ki bıçak gibi keskinleşip acıtırken hislerim bir anda bomboş bir çuval gibi hissiz duyarsız buluveriyorum kendimi.
amansız bi alışma huyum var benim. farkına bile varmadan birine, bir eşyaya, bir sokağa, ne bileyim herhangi bir şeye alışmış buluyorum kendimi. benimle sigaraya başlayanlar(lise 2ye tekabül etmekte) çoktan sigaradan tiksinmişken bende ne tiksinti ne de bırakma hevesi/isteği var.
mazallah uyuşturucuya başlamış olsaymışım çoktan öte dünyayı boylamış olurmuşum.(sanırım)
içimde her duygudan bir parça var herkese karşı, hem de herkese.
bazen diyorum bir zamanlar yaptığım gibi kapatsam kendimi herkese. duymasam bilmesem görmesem. sadece kendimle kalsam. ama bu kez çok korkuyorum. geçen sefer olanlardan sonra yine amansız bir düşüşle ya başaramazsam yeniden ayağa kalkmayı.
herkesin bi savunma mekanizması var 6 aydır işlemiyor oysa benimkiler.
6 ay dile kolay, tamı tamına 6 ay 10 gün.
yapmamam gereken şeyleri yapmayı bıraktığımda günleri saymaktan da vaz geçicem sanırım...
umarım...
1 Haziran 2008 Pazar
saman sarısından
sesleniyorum
seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
ayrılık masanın üstündeydi cıgara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cıgaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu tüy gibiydi
diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın ağırlığı yoktu ama
kendisi vardı
...
anlar
eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim
o yaşamda
daha çok hata yapardım.
o kadar mükemmel olmaya çalışmazdım... daha çok dinlenirdim.
bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim.
o kadar temiz kalmazdım.
daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim
gitmediğim daha çok yere giderdim.
daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim.
daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu.
ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim.
elbette mutluluk anlarım da oldu.
ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.
çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar...
"şimdi"yi sakın kaçırma.
ben, yanında, termometre, bir şişe su ve paraşüt olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim.
eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim.
bilinmeyen daha çok yola sapar,
güneşin doğuşunu daha çok seyreder,
daha çok çocukla oynardım
yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
gel gör ki, işte 85 yaşındayım
ve biliyorum ki,
artık ölmekteyim....
jorge luis borges
ne çektiysem megalomanyak insanlardan (erkeklerden) çektim hala da akıllanamadım.
kendime kendimle ilgili olarak yüksek tahammül ve sabır diliyorum.
ağzının payı ve ders verilecek insanlar listeme biri daha eklenmiş oldu böylece.
içi boş ve dayanaksız özgüven diğer insanları irrite eden bir şeydir kendine çok güvenenlerin dönüp bir kerecik de olsa aynaya bakmaları lazım bence.
ne diyeyim allah akıl fikir versin...
26 Mayıs 2008 Pazartesi
güne en başından b.ktan bi şekilde başlayınca b.ktan bir şekilde devam ediyor bir kez daha kanıtlandı işte.
ağla ağla nereye kadar.
b.k gibi bi gündü dünden kalan.
siz daha üstüme gelmeye devam edin ne de olsa ben susar ve tepkisiz kalırım her zaman.
ama benim de bir dayanma noktam var(dır).
onu bekliyorum; son damla nereden ve kimden gelecek diye...
artık gelsin ben de kurutlayım siz de...
çok sıkıldım çok!

