12 Haziran 2008 Perşembe

bundan sonra koparıp attım sözlerimi

demin duyduklarımdan beri kafam aslında hem kafama hem kalbim çok karışık. benim hiçbir zaman perdelerim olmadı, hele bi kere de sevdiysem her şeyimi gösterdim onlara. o kadar çok yaralandım, hala akıllanmadım. oyunlar oynamayı beceremedim. dedim ya sevdim bi kere. sevdiysem de her şeyimi bilsinler sevdiklerim beni böyle sevsinler istedim. milyonlarca kez söyledim benim de hatalarım, kırdıklarım, üzdüklerim oldu. ama dürüstçe arkalarında durdum yaptıklarımın. hepsi benim, bütün pişmanlıklarımla arkasındayım hatalarımın. ama en büyük hatam aynı şeyi sevdiklerimden de beklemem. ve ben seni de sevdim. hep yaptığım gibi tanımadan o kadar kolay ki tanımadan da sevebilmek birini. hem de çok sevdim. ve belki ikinci kez bu kadar çok sevmişken birini ilkinden daha fena yıkıldım. çünkü, çünkü hiç bu kadar büyük bir tiyatro oyunu sergilenmemişti bana. bunca şey olmasaydı inanamazdım belki de. sen simülasyonlar yarattın, yaratıyorsun hala sen bir el insanın kalbini nasıl tutar sıktıkça sıkar sıktıkça sıkar bilmiyorsun ve eminim asla da bilemeyeceksin. aşk nedir? sadece sana soruyorum aşk nedir? bir insanı hiç koşulsuz sevebilmek?
aylardır her geçen gün içimin biraz daha katılaştığını hissediyorum. her uyandığım yeni gün biraz daha katılaşmış, donuk. düşünmeden yaşamaya çalıştığım günler, çok yorularak hem de çok. sonra unuttum diyorum. evet unuttum bitti geçti gitti. sonra bir şey oluyor bir şey çıkıveriyor. en başa olmasa da ortalara dönüveriyorum yeniden. mesela o resim. o resim durup duruken denizin fotoğrafları arasından çıkıveriyor. bakıyorum, bakıyorum hatırlayamıyorum. ne kadar mutluyum o resimde. o günde. hiç tanımadığım adamın tekinin yanımdan kareye girip gülümsemesi bile dikkatimi çekmemiş. ecenin söyledikleri/senin yaptıkların olmasaydı, "demek ki yaşanacak her şeyin bir zamanı varmış" der geçerdim. ama hayır, kasten işlenmiş bir şeyler var bana karşı. hem de bile isteye, göre göre. biliyorum. resimdeki gibi kenarında kalmalıydık birbirimizin hayatlarının, tek keşkem bu tek. içimi katılaştırıyorsun, an be an hem de. gözümün tek damla yaşı bile ucunda akamadan donup kalıveriyor.
bir resim, ya da bugün ortak bi arkadaşımızdan duyduğum şey olmadı bir şarkı, mütemadiyen bozuyor sarılmaya çalıştığım rutinimin onulmaz durgunluğunu. robotlaşmak istiyorum senden sonrasından beridir ben. taş olsam diyorum, taş olsam. hemencik, çabucacık.
anlatamıyorum içimdekileri, kelimelere dökülebilecek tek şey kalp ağrısı şimdi. bir de akmamakta direnen göz yaşları. oysa ben yarın kimseciklere hem de kimseciklere söylemeden senden kaçarken bir kenara fırlatıp ondan da kaçtığım şehrime "kaçmayı" düşünüyordum. ama şimdi nasıl giderim, nasıl. o sokaktaki evde nasıl kalırım? aynı masada nasıl otururum? tek isteğimin en az bir yıllığına komada kalmak olduğu bu şimdiki zamanda. saçma, komik, çocukça, aptalca hangi sıfat kullanılırsa kullanılsın bu benim isteğim işte.
sevmiyorum ben seni. artık. sevmek istemiyorum. onca şey hafızamdayken sevemiyorum da. her şey bu kadar kirlenmişken sevgi eğreti kaçıyor. ama yazıyorum. yine yeniden. durmuyor içimde bir yerler. öfke dalgası kabarırken böyle sevgim kırılıp tekrardan milyonlarca parçaya ayrılıyor. bölünen her bir parça yeniden bölünüyor küçülüyor, küçülüyor. koşulsuzdu ya anca tükeniyor. ikinci aşamadayım ben. öfkem besleniyor belirli aralıklarla tekrarlanan olaylarla/şeylerle. bekliyorum, sadece bekliyorum üçüncü ve son aşama gelsin diye. senden bana kalan şimdilik sonsuz umarsız bir bekleyiş. bu kez daha sağlam öreyim duvarlarımı, gardlarımı daha sıkı alayım, zırhlarımı daha iyi giyineyim diye.
bu son. bu gerçekten son.
şimdi tam da susmak zamanı...

not: kimse yorum yazmasın.

Hiç yorum yok: