az miyim çok muyum
var miyim yok muyum
ben neyim
masal miyim gerçek miyim
kaç miyim göç müyüm
hiç miyim suç muyum
ben kimim
ibret miyim cinnet miyim
hiçlikler içinde kanayan yürek
yokluklar içinde savaşan beden
boşluklar içinde karişan zihin
güçlükler içinde değil miyim
yoksa… yoksa….
her ihanete akil erdiren
her cehalete kilif uyduran
her esarete fiyat biçtiren
sen değil de ben miyim?
geçimsizim bu günlerde
kimsesizim bu yerlerde
değersizim bu ellerde
çaresizim doğduğum yerde
gölgesizim her gün her yerde
ses miyim sus muyum
sis miyim pus muyum
ben neyim
deha miyim heba miyim
ak miyim pak miyim
al miyim sat miyim
ben kimim
yarar miyim ziyan miyim
yalanlar içinde doğruyu bulan
cayanlar içinde sözünde duran
satanlar içinde ayak direyen
yananlar içinde değil miyim
her adalete duvar ördüren
her cesarete kilit vurduran
her asalete boyun eğdiren
sen değil de ben miyim
geçimsizim bu günlerde
kimsesizim bu yerlerde
değersizim bu ellerde
çaresizim doğduğum yerde
gölgesizim her gün her yerde
not: aslında hepsinden birazım, hiç çok olamadım; ben buyum...
5 Şubat 2009 Perşembe
ben kimim
3 Şubat 2009 Salı
hem karizmatik hem yakışıklı

ona çok söz etmeye gerek yok; sabah adliyede sigara odasında pineklerken tvde gördüm aşkım depreşti...:))
"beslenir ki buuuuu" ve hatta evlenilirrrr...
aşkımı ilan ettim oldu.
p.s. en çok da gülüşüne hastayım ahhh ahhhh
2 Şubat 2009 Pazartesi
aşk çoğu zaman mutluluk getirmez ama bir kerecik dahi aşık olduysan hayatında, bir kerecik dahi emin olduysan ve adını aşk koyduysan; aşık olmadığını çok net anlıyorsun.
çiçeklerin kocaman bi buket olması değil de istediğin insandan gelmesi önemli. bi buket ot bile gelse, sevdiğin adamdan geliyorsa manalı. yoksa koca bi gül çelengi gelse umrunda olmuyor.
aşk işte, anahtar kelime aşk...
hayatında bi kere, sadece bir kere dahi aşık olduysan öbür türlüsünü seçmene imkan yok. sen treni kaçırmış şanssız azınlıktansın işte. mümkünatı yok çok sevildiğin biriyle olamazsın. sevilmek yetmez, asla tatmin etmez seni.
etrafındaki çok aşık olmuş da evlenmiş kadınları görmen de bişi ifade etmiyor sana. aslında biiyorsun da görmezden geliyorsun.
ne olursa olsun sevdiği adamla işte diyorsun. ama kendine söylediğin koca bi yalan bu. biri aldatılıyor diğeri ise alkolik ve asabi bi adamla. gör bak aşk ne kadar güzel bir şey işte.
yok yaşadığını hissettiriyormuş filan, bi yandan da öldürmeyeceği ne malum, ikidir öyle olmadı mı. yanılsamalar yaratmadın mı kendine? hayalet adam da yok belki, belki hiç gelmeyecek.
ufacık bi umut için değer mi yıkmaya, yıkılmaya.
ama işte bu hastalık gibi, hastalık.
bi kere sadece bi kere yakalanmak yeter sürekli tekrarlamasına, bağışıklığı yok...
28 Ocak 2009 Çarşamba
ben tutulunca...
dünyam sadece onun için dönmeye başlar.
dünya üzerinde başka kimse kalmamış gibi sadece onun varlığını hissederim bi tek.
yer kaybolur ayaklarımın altından bulutlarda yürürüm her daim.
dünya yeniden güzel bir yer oluverir, bütün kötülükler bi rafa kalkar kendiliğinden.
bedenimi hissederim, her hücremi hem de birer birer.
önce aşık sonra kardeş, anne olurum, dost olurum.
ondan doğuracağım çocukların isimlerini düşünürüm birer birer. bi kız hayal derim ona benzesin, bi oğul hayal ederim bana benzesin.
bi ev hayal ederim en çok.
her sabah aynı yüzü aynı kirpikleri aynı dudakları görmek isterim.
en önemlisi hep aynı kokuyu koklamak.
ama artık aynı anda tutulmak istiyorum onunla, o her kimse...
o beni prenses peri sansın

evet canlarım bir evlenilecek erkek köşesine daha hoşgelmişsiniz sefalar getirmişsiniz.
hep söylerim kumral, sarışın sevemdim oldum olası. kara kapkara, yağız delikanlılar çaldı kalbimi hep. ama arada öyleleri var ki yani onları atlamak imkansız ki onlardan birisi de mehmet aslan. yani başlarda önyargılıydım ona karşı, ne biliim babasnın oğldur filan diye düşünmüştüm ama sonra sonra farklı gelmeye başladı. lakin asla tam emin olamadım ta ki geçen geceye kadar.
saba tümerin bi programı var geceleri habertürkte. orda izledim. konu ıssız adama geldi ki blogumu okuyanlar bilir ne ıssız adam filminden hazzettim ne de ordaki karakterden. sabayla şu sarışın lolita aman da vah vah adam ne üzüldü diye konuşurken öyle şeyler söyledi ki mehmet, dedim, bu laflar ondan çıkıo olamaz. yani tamam maço bi tavırla yaklaştı, sevdim mi tam severim triplerine girdi ama içtendi yahu söyledikleri.
dedim ben sana varacam, istesen de istemesen de olucak bu :PpP
yav bi insan hem bu kadar tatlı, bu kadar yakışıklı hem de aşk adamı olamaz yav.
resimdeki t-shirte baksanıza yauuu daha ne olsunnnnn:))))
not. gamzesine gurban olurum ben beaaaaaaaa...:)))
27 Ocak 2009 Salı
24 Ocak 2009 Cumartesi
"zamanla azalır alışırsın dediler hayır azalmıyor"
iki insan birbirini 36 yıl aynı aşkla sevebilir mi? peki ya biri gittikten sonra diğerinde aynı aşk azıcık azalmaksızın sürebilir mi?
göksel kortay-kerem yılmazer.
nasıl bir aşktı onlarınki beni hüngür hüngür ağlatacak, göksel kortay'ın ayşe armanla röportajını bundan 1sene evvel okuduğumda. kesip saklamışım geçenlerde buldum... bulduğum an okuyamadım, kendiden korktum. ilk okuduğumda dakikalarca ağlamıştım, hem ona hem kendime. şimdiyse sadece gözlerim doldu, benim istediğim şey başka türlü bir şey değil dedim sadece bu, sadece...
ankaradaydım, çok aşıktım geçen sene bu vakitler.
ama şimdi geçti uzak bir geçmiş gibi anısı... bir hayaletten kaçmadım mı ben, bir şehri bırakmadım mı iyileşmek için? şimdi niye onca eziyet peki?
neyse aradığım aşkı merak edenler için: ayşe arman-göksel kortay röportajı
19 Ocak 2009 Pazartesi
aşk
bi kere aşık olmuşsan ömrü hayatında
sonrasında da o şekilde hissetmek istiosun
bağımlılık gibi
uyuşturucu gibi benim gibiler için aşk
öldürücü
düzeyde alı
p
o en son noktadaki hazzı
yaşıyosun
ama her seferinde
biraz daha ölüyosun.
bırakmak lazım.
18 Ocak 2009 Pazar
müstakbel kaynana(m)

yok yok çok tatlı kadındı benmkisi:)))
bir gün olmasın ki olaysız şu hayatımda. böyle de giriş olmadı ama accık serzeniş edeyim dedim. dün geceden başlayayım öncelikle.
saturday night fever hesabı üç arkadaş spontane bi şekilde önce meltem balıkevinde rakı-balık yaptık sonra da burda ünlü bi irish pub varmış oraya gidelim dedik. ama araba da var kim kullanacak nasıl çevirmeden yırtarız planları yapıoruz. neyse ki balık evinde bi arkadaş rakıdan içemedi ve gecenin onun için alkolsüz devam edeceği anlaşıldı. biz iki kişi bi küçük devirdik, ben de modumdayım tam hafiften kaydım. neyse rakılarımızı içtik başka bi arkadaş daha geldi yanına birini takıp irishe koyulduk. ben abartıp orda da iki mariacci black üstüne de iki tekila gidince epey sarhoş olduk nitekim. sabah kafalar kazan gibi kalktık akşamdan kalma.
rakıyı seviyorum ama sabahı çok baş ağrısı yapıor bende dedim ki vski enerciden şaşma, hem sarhoşluğu güzel hem ertesi günü:) neyse ben alışkınım ama araba sahibi arkadaş acemi o ayılsın iyice kendine gelsin diye hem hava da güzel hesabı yürüyüşe çıkalım dedik öğlen. konyaaltı caddesi boyunca yürüyüp atatürk parkını gezdik filan dönüşte de sarhoş arkadaşın ailesiyle DSİ de çay içicez. neyse tam içeri giricekken bu hem sarhoş hem patavatsız hem de dünya tatlısı arkadaş karşıdan börek alalım diye tutturdu. bizi zorl karşıya geçirdi. antalyalılar bilir ev kadınları kermes gibi bişi yapmışlar evlerinde yaptıkları börek çörek neyin satıp para kazanıyorlar. neyse biz üç kız gözümüz dönmüş bi şekilde biraz şundan biraz bundan modunda sipariş veriyoruz. sonra böyle maviş maviş bi kadın geldi sorular sormaya başladı. öğrenci misin ne iş yapıosun falan filan sonra da bekar mısına geldi dayandı. dedim bekarım. bizim bi oğlumuz var da bilmem ne de pek güzelsin içerden gördük de dayanamadım geldim ben de filan. ben de bi yandan gülüyorum bi andan da hadi alalım da gidelim modundayım. meğersem oğlan bunun diilmiş asıl kaynana içerde. onu da çağırdılar filan. kadınlarda bi ısrar filan. illa yeniden gel tanıştıralım filan. dedim haftaiçi zaten geç çıkıorum iştn olmaz. ama inatçılar baya. telefon versen filan dedim yok biz aldık yiyecekleri masaya geçtik. gülüoruz bi yandan bi yandan tıkınıoruz kızlar hangilerini kaynanan yaptı acaba filan die dalga geçiolar. neyse tam doyduk kalkıcas renkli gözlü teyzeyle müstakbel kaynanam geldiler. duramamış oğlunu aramış, çocuk geliyomuş filan. kızlar da merak ediolar arkadaş dedi ben annemi ararım onlar içsinler çaylarını bekleyelim. ben de normalde böyle şeyleri ustalıkla savuştururum ama kadınlar o kadar tatlılar ki e dedim kırmiyim. neyse oğlanı övüyola durmadan ama ben de du bakalı ne çıkacak modundayım. matematik öğretmeniymiş ok askerliğini de yapmış, dersanedeymiş anlatıolar da anlatıolar. biz de yumurtadan ne çıkacak hesabı dinliyoruz. neyse eleman geldi en nihayetinde. konuşuyoruz filan ama durum baya komik. şu izdivaç programları gibi. zaten mavi gözlü teyzenin oğlu da ordaydı o da aynı şeyi söyledi.:) neyse konuşuyoruz, kızlar zaten sürekli bi soru sorma modundalar. çok şaşırtıcı bi şekilde eleman umduğumuzdan iyi çıktı. en son artık kalkalım dedik biz elemanın li ayağı dolaştı az bu böyle burda kalmasın isterim ben dedi. msnden konuşsak filan, iyi dedim kartını ver msnini yaz. yazının güzel olması önemli benim için ordan da not vericem hesabı göz ucuyla bakıorum, dedi telefonumu da yazayım mı, aman dedim yaz madem kalkıştık bi ie tam olsun. yazısı gerçekten güzeldi ilk artıyı aldı. içimden bi soru geçiriyorum ama sorsam mı sormasam mı derken nazlı yapıştırıvedi . "kedileri sever misin?" çocuk şaşırdı, noldu ki filan dedi ama ben kıskıs gülüorum. severim ama genel olarak hayvanları severim dedi ikinci artıyı aldı. üstüne nazlı tuğbanın kedisi var da diyince o zaman sevicez artık dedi gururumu okşadı.:)) netice de biz kızlarla ışık gördük bakalım gerisi kısfmet.
teyyarenin dediği gibi gökten üç elma biri bana, biri elemana biri de kızlara gelsin bu macera da böyle bitsin...:)))
15 Ocak 2009 Perşembe
şarkılar seni söyler...
şarkı1:
şarkı 2:
şarkı 3:
12 Ocak 2009 Pazartesi
avuçlarım kanıyor
hafızamın derinliklerine sakladığım, bugün hayal meyal anımsadığım günlerden bana kalan bir aşk bu anlatacağım. ben nedense hep soğuklarda, kara kışlarda aşık olurum.
yine böyle soğuk günlerdi, vizelerimiz vardı. benimse belki de hayatımın en kötü, en depresif günleri.
kara ankara'da belki de tek yakınım saydığım insanı şimdi anımsayamadığım hiç yoktan şeyler yüzünden kaybettiğimi sanmıştım. yanılmışım ama o zamanlar bilmezmişim. büyüme sancılarıymış meğer sadece ikimizi de acıtan. biz bu acıları birbirimizden çıkarmışız.
neyse... anlatacaklarım bunlar değil.
ilk aşkım, ilk somut yaşanmışlık, ilk ders alışım.
nasıl tanıştık anımsamıyorum desem bi gün bu yazılanları okuyup ilk tanışma anını anlatır mısın bana acaba?
sen de anımsamazsın herhalde.
ilk bakışta diildi bu aşk, bu aşk kendimi kapattığım acımasız ve tavizsiz yalnızlığımdan kendimden kaçmak için sana sığınışımdaydı. öyle bir ışıktı gördüğüm sende; sendeki sıkıntıya ortak olur, kendiminkine seni ortak eder; beraber hafifleriz sanmıştım.
sen bir aşktan kalan yaralarını sarmaya çalışırken ben de demin bahsettiğim arkadaştan oluşan yaraları yalamaya çalışıyordum iyi edebilmek için.
sadece bir an var aklımda silinmeyen başlangıca dair. o asla ısınmayan kütüphaneden çıkıyordum ben, sense elinde betacopy poşetiyle yeni gelmekteydin. hava soğuktu, çok soğuk. seni yolundan çevirip yemeğe gitmeye ikna etmiştim. o an mı başlamıştı bu aşk bilmiyorum. peki ya aşkın başlangıcı noktasal mıdır? onu her gördüğünde, her düşündüğünde yeniden aşık oluyorsa insan?
sonra günler senle geçmeye başladı, hep senle. uykusuzluk hastalığna ilk yakalanışım diildi belki ama en ağırına seni koymuştum. kimse bilmezdi oda arkadaşım dışında. her anımız nasıl birlikte geçerdi; hiç unutmam ilk bana bahsetmiştin o kızdan. unutmak için deneyecektin; oysa ben baştan biliyordum kalbi kırık bir aşk olacaktı o. onlayken bile beni de isterdin yanına. sonra vizeler bitti ben antalyaya sen manisaya döndün. ah manisa lanetli şehrim.
içimdeki aşk durdurulamaz olmuştu, bir maille her şeyi anlatmıştım sana. seni seviyorum demş miydim anımsamıyorum... sonra çok dedim hiç pes etmeden. ama herkesin bir pes etme noktası vardı ve o nokta geç de olsa geldi.
sen beni sevdin biliyorum. ufacık bir şüphe yok içimde. sadece sevme tarzın bambaşkaydı. yoksa kimse sevmediği birinin avuçlarını öp-e-mezdi.
koca bir yıl inişler ve çıkışlarla geçti. aynı anda hem sevgilim hem de düşmanım oldun. ilk kez kanattın kalbimi, ilk kanatan sen oldun. hastalıklı bir ilişkiye dönüşmeye başlamıştı bizimkisi.
sen beni bir sevip bir sevmezken ben hayatımda ilk defa tüm hücrelerimde hissediyordum aşkı. ama ağır kanamalı bir kalp vardı ve benimdi.
sonra yaşananlar. bölük pörçük bir sürü ayrıntı. saçma sapan. koca bir sene geçti.
koca bir senenin sonunda, kalbim daha çok kanasa da, en hayırlı şeyin seni hayatımdan çıkarmak olacağını anladım. çok zor bir karardı belki ama yaptım. seni değil kendimi seçtim. ders aldım dedim, büyüdüm...
oysa sen kan kaybından ölebileceğimi hiç düşünmeden benim aşkımın gerçekliğini sorguladın değil mi? itiraf et, senin yapamadığını ben yapmıştım işte.
kalbimi iyileştirmek için senden vaz geçtim.
şimdi düşününce en doğru şey olduğunu çok net görebliyorum bu yaptığımın.
aşk yeniden hissedebilmekti varlığını ve hayatta oluşunu çok net belki; ama bir yandan da ölmek değildi...
not: esin kaynaklarım godsi ve simime gitsin bu yazı...:))
6 Ocak 2009 Salı
arkadaşımın aşkısın

evet efendim başlamadan biten bir aşk maceramla karşınızdayım. aslına bakılırsa aşk denilemez ya, ne yalan söyliyim beğenmiştim ben bu gizemli lise arkadaşımı. konuya yabancı olanlar için kısa bir özet geçeyim.
efendim geçtiğimiz haftasonum gezmekle geçti ya benim,hem lise hemüniversite arkadaşımın doğum günüsünde -ki bu cumartesiye tekabül etmekte- tesadüf eseri bi lise arkadaşımla karşılaştık. daha doğrusu birkaç demeliyim ama bi tanesini hayal meyal anımsamakla birlikte masada onların yanında oturdum. ama bu hayal meyal hatırladığım elemanla baya sohbet ettik, eğlendik filan. neyse kalkarken doğum günü organizasyonu yapan arkadaşım kulağıma sizi çok yakıştırdım dedi, ki demez olaydı. neyse ayrıldık starbucksa gittik filan. sonra sağolsun hayal adam bizi eve bıraktı.
benimse aklıma karpuz kabuğu düşmüş oldu bi kere.
hatta prensiplerimden ödün verip dün bu hayal adamla bi buluşma organizasyonu bile yapmışken aklıma karpuz kabuğu düşüren arkadaşım doğum gününün sahibi olan arkadaşa laf alıyım şu işi yapayım, yuva yapanın yuvası olurmuş düşüncesiyle açılmış. ama bombaya bakın ki doğum günü sahibi arkadaş da bu hayal adamdan hoşlanmaktaymış. tabi kırılan potun büyüklüğü su götürmez; ayrıntıları henüz alamadım bebişim, komik kısımları, ki konu potu kıran arkadaşım olduğunda komik kısım olmaması imkansızdır, yorumlarda neyin anlatırım.
neyse işte başlayamadan biten bu aşk macerasının sonunda payıma düşen elma da şu olsun mu? bence olsun :)))
elma:
4 Ocak 2009 Pazar
ıssız adam ve hazin sonu
günler günler sonra yılın ilk günü en nihayetinde şu ıssız adam kimmiş tanışma şerefine nail olabildim.
aslında birkaç şey okumuştum film hakkında, ee hikayede tanıdıktı zaten çok merak etmemekle beraber, canım nazlı'mın organizasyonuyla filme gittik. filme girişmeden önce turkcelle bi posta küfretmek istiyorum, resmi tatil nedeniyle kampanyadan yararlanamadığımız için.
neyse film başladı, nazlı, nişanlısı emre, ben ve özge kurulduk koltuklara izliyoruz. nazlı daha önce izlemişti, bizimle de izlemek istedi sağolsun. neyse film başladı filan ilk yarı bitti içimden bu muymuş dedim. kadın kahraman inanılmaz kulaklarımı tırmaladı. sanırım gerçek hayatta da bağırarak konuşuyor. ben çok hazzetmem bağırarak konuşan insanlardan, yorulurum dinlerken. ilk yarıyı hiç beğenmedim açıkçası.
filmin sonunda herkes ağladı nazlı da dagil olmak üzere ama ben ağlamadım. zira ben o kadar sulugöz bi insanımdır ki sokakta birini görsem ağlayan tutamam ağlarım. ama filmi gülerek izledim. hatta ben bi yerden tanıyorum bu senaryoyu bilgiçliği ile gülmekti benimkisi.
ağlasam ağlasam kızın haline ağlardım, ee aylarca kendime ağlamışım zaten bi de işin varacağı yeri baştan bilip de gene de benim gibi salakça umutlara kapılan bi kadın film kahramanına ağlamak içimden gelmedi açıkçası. hatta içimden kendisine "kızımm sen farkında diilsin ama ben çok güzel aydım en hayırlısı böyle oldu senin ve benm hatta bizim gibiler için" demek istedim.
ama çok güzel, afilli cümleler kurmuş sayın çağan ırmak, ellerinden öperim.
ve sıra geldi burdan ıssız adamlara ve kendini ıssız adam hissedenlere söyleyeceklerime. filmde hatunun dediği gibi hep ödünç alınmış hayatlar yaşamaya mahkumsunuz, boşuna uğraşmayın. siz böyle kalmaya devam ettikçe, başkalarının aşklarına imrenerek bakar, başkalarının çocuklarının "amca"ları kalırsınız hayatınız boyunca. yaşadığınız her şey ödünç olur, ödünç kalır. bağlanmak, sevmek, sadakat gibi -bence- çok değerli duyguların yamacından bile geçemezsiniz. tamam bağlanmıyoruz, sadık kalmıyoruz ama rica ederim -mış gibi yaparak ya da "ya olursa" diye bir şeylere kalkışıp ne benim gibi saf salak hatunlara yanaşın ne de kalbimizi kırın. günlerce hatunun peşinden koşup sonra heyecanla ve mutlulukla yemeğini yerken "ben ayrılmak istiyorum" demek hödüklüğün en önde gideni. aşk bir yap-boz tahtası değildir; gene bence şu hayatta aşık olmayı becerebilen ve aşkın yanından yöresinden geçmemiş insanlar olmak üzere basitçe sınıflandırılabilecek iki grup vardır. madem eminsin kendinden(sevemeyeceğinden, bağlanamayacağından, sadık kalamayacağından) bu kadar, "belki bu kez olur"larla aşk, ilişki, bağlılık gibi şeylere kalkışma!
filmin sonuyla ilgili olarak "ama adam da pişman oldu, yok hatasını anladı, kıza geri dönmek istedi" filan diyenler olabilir hemen cevabımı yapıştırıyorum: yok efendim yok iflah olmazdı o, geri birleşselerdi bile bu sefer 3-5 ay sonra aynı tribe girer kızı bi kez daha üzerdi, emin olun. tecrübeyle sabit yani bebişim.
neyse burdan bayan bloggerlara benden bir tavsiye. gerçi bunu daha önce de demiştim ama fazlası göz çıkarmaz ya bi daha diyim.
eğer ki bir adam, "ben aşık olamıyorum, sorun sende diil" filan gibisinden cümleler kuruyorsa; ya gerçekten aşık olamıyordur ya da size aşık olmamıştır bunu da bahane ediyordur. arkanıza bile bakmadan kaçın derim ben.
bu arada gene meraklısına not: dün lise arkadaşları olarak bir araya geldik tesadüfen. liseden anımsadığım ama çok da muhabbetim olmayan bi arkadaşım da vardı. demem o ki bebişlerim, "aşık diilim olabilirim olabilirim, yüzzde elli sevebilirim sevebilirimm..." ehueheueheh çok heyecanlıyım bakalım, hayırlısı...:)))
2 Ocak 2009 Cuma
aşk hayatımın özeti
not: dün izledim "ıssız adam"ı, yazısı yarına; beni çok merak edenler de bu şarkıyla idare ediversinler artık.
