hafızamın derinliklerine sakladığım, bugün hayal meyal anımsadığım günlerden bana kalan bir aşk bu anlatacağım. ben nedense hep soğuklarda, kara kışlarda aşık olurum.
yine böyle soğuk günlerdi, vizelerimiz vardı. benimse belki de hayatımın en kötü, en depresif günleri.
kara ankara'da belki de tek yakınım saydığım insanı şimdi anımsayamadığım hiç yoktan şeyler yüzünden kaybettiğimi sanmıştım. yanılmışım ama o zamanlar bilmezmişim. büyüme sancılarıymış meğer sadece ikimizi de acıtan. biz bu acıları birbirimizden çıkarmışız.
neyse... anlatacaklarım bunlar değil.
ilk aşkım, ilk somut yaşanmışlık, ilk ders alışım.
nasıl tanıştık anımsamıyorum desem bi gün bu yazılanları okuyup ilk tanışma anını anlatır mısın bana acaba?
sen de anımsamazsın herhalde.
ilk bakışta diildi bu aşk, bu aşk kendimi kapattığım acımasız ve tavizsiz yalnızlığımdan kendimden kaçmak için sana sığınışımdaydı. öyle bir ışıktı gördüğüm sende; sendeki sıkıntıya ortak olur, kendiminkine seni ortak eder; beraber hafifleriz sanmıştım.
sen bir aşktan kalan yaralarını sarmaya çalışırken ben de demin bahsettiğim arkadaştan oluşan yaraları yalamaya çalışıyordum iyi edebilmek için.
sadece bir an var aklımda silinmeyen başlangıca dair. o asla ısınmayan kütüphaneden çıkıyordum ben, sense elinde betacopy poşetiyle yeni gelmekteydin. hava soğuktu, çok soğuk. seni yolundan çevirip yemeğe gitmeye ikna etmiştim. o an mı başlamıştı bu aşk bilmiyorum. peki ya aşkın başlangıcı noktasal mıdır? onu her gördüğünde, her düşündüğünde yeniden aşık oluyorsa insan?
sonra günler senle geçmeye başladı, hep senle. uykusuzluk hastalığna ilk yakalanışım diildi belki ama en ağırına seni koymuştum. kimse bilmezdi oda arkadaşım dışında. her anımız nasıl birlikte geçerdi; hiç unutmam ilk bana bahsetmiştin o kızdan. unutmak için deneyecektin; oysa ben baştan biliyordum kalbi kırık bir aşk olacaktı o. onlayken bile beni de isterdin yanına. sonra vizeler bitti ben antalyaya sen manisaya döndün. ah manisa lanetli şehrim.
içimdeki aşk durdurulamaz olmuştu, bir maille her şeyi anlatmıştım sana. seni seviyorum demş miydim anımsamıyorum... sonra çok dedim hiç pes etmeden. ama herkesin bir pes etme noktası vardı ve o nokta geç de olsa geldi.
sen beni sevdin biliyorum. ufacık bir şüphe yok içimde. sadece sevme tarzın bambaşkaydı. yoksa kimse sevmediği birinin avuçlarını öp-e-mezdi.
koca bir yıl inişler ve çıkışlarla geçti. aynı anda hem sevgilim hem de düşmanım oldun. ilk kez kanattın kalbimi, ilk kanatan sen oldun. hastalıklı bir ilişkiye dönüşmeye başlamıştı bizimkisi.
sen beni bir sevip bir sevmezken ben hayatımda ilk defa tüm hücrelerimde hissediyordum aşkı. ama ağır kanamalı bir kalp vardı ve benimdi.
sonra yaşananlar. bölük pörçük bir sürü ayrıntı. saçma sapan. koca bir sene geçti.
koca bir senenin sonunda, kalbim daha çok kanasa da, en hayırlı şeyin seni hayatımdan çıkarmak olacağını anladım. çok zor bir karardı belki ama yaptım. seni değil kendimi seçtim. ders aldım dedim, büyüdüm...
oysa sen kan kaybından ölebileceğimi hiç düşünmeden benim aşkımın gerçekliğini sorguladın değil mi? itiraf et, senin yapamadığını ben yapmıştım işte.
kalbimi iyileştirmek için senden vaz geçtim.
şimdi düşününce en doğru şey olduğunu çok net görebliyorum bu yaptığımın.
aşk yeniden hissedebilmekti varlığını ve hayatta oluşunu çok net belki; ama bir yandan da ölmek değildi...
not: esin kaynaklarım godsi ve simime gitsin bu yazı...:))
ağır kanamalı kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağır kanamalı kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ocak 2009 Pazartesi
avuçlarım kanıyor
Etiketler:
ağır kanamalı kalp,
avuçlarım kanıyor,
aydan kaya,
mimli şarkılardan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
