rengin soysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rengin soysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2008 Pazar

bu tam da bana


" 'Kaleme inandığımdan daha çok makasa inanırım' Truman Capote

Duyguların bedeli yoktur. O yüzden karşılığı beklenmez. Bekliyorsanız eğer, duygularınızın sahiciliğini bir yoklamanız gerekir.

Aşık olduğunuz kişi tarafından sevilmediğinizde, terk edildiğinizde, ya da aldatıldığınızda acı çekmeniz, mutsuz olmanız, hayal kırıklığına uğramanız doğaldır ama öfkelenmeye, kin gütmeye, öc almaya hakkınız var mıdır? Artık sevmediğiniz birinin sizi onu sevmeye mecbur edemeyeceğine nasıl inanıyorsanız, birlikte olmayı daha fazla arzu etmediğiniz birinin onunla kalmanız konusunda ısrarcı olmaması gerektiğini nasıl düşünüyorsanız sevdiğinize karşı da aynı ölçülerde adil olmayı öğrenmeniz şarttır.

Acıyı atlatmanın, çıkış yolu bulmanın çözümü herkes için farklıdır. Kimi, kendinden çok genç karısı tarafından aldatılan Alberto Moravia gibi “durumu entelektüalize etmeye” çalışır kimi İvan Bunin’in sevgilisi gibi kaçıp uzaklaşmakta bulur çareyi.

Peki, sevdiğinizin içindeki ‘insan’ın umursamazlığıyla, sizi hiçe saymasıyla kırılıp yaralanırsanız; geçmişteki rüyanızın, ömrünüzün sonunda bile dönüp baktığınızda hatırlayacağınız güzelliğiyle dudağınıza yerleşecek tebessümü çalındıysa ne yaparsınız?

O zaman belki bambaşka bir aleme, maddeye değil manaya sığınırsınız.

Edebiyat, her an her yerde karşınıza çıkabilecek insanların iç yüzüne de ayna tutar çok zaman. Kendini saf gösteren kurnazların, geleceğe dair planları veya küçük hesapları için herkesi kullanmaktan kaçınmayanların, çıkarları uğruna uyumlu rolü oynayanlarını daha çabuk anlarsınız.

Yine de onların silahlarıyla mücadele etmezsiniz.

Çünkü maddeden soyunduğunuzda yalnızca vicdandan ibaret kalacağınızı bilirsiniz. "

Rengin Soysal
K dergi

aşk üzerine

"Sevdiğimiz insanla olmak mı daha mutluluk vericidir, yoksa bizi sevenle yaşamayı tercih etmek mi? Seveni sevmeye çalışmayız da genellikle, sevdiğimiz bir şeye aşık olmak isteriz. En iyi hissedebileceğimiz kendi duygularımızdır, bir başkasında boy verenler o ölçüde geçmez ne de olsa.
Clive Staples Lewis’in annesi sonunda dayanamayıp teslim olmuştu kendisini yedi yıl bekleyen adamın sabırlı sevgisine. Peki acaba hangisi daha mutlu olmuştu? Böyleydi yaşam, aşk karşılıklı olsa bile eşit olmuyordu; bir taraf mutlaka daha çok seviyordu diğerinden…
Beraberliklerde sevgisi fazla olan yaralanıp üzülmüyor muydu bu durumdan; diğeri başka birilerini, bir şeyleri özlemiyor muydu o zaman…
Çok sevdiğimiz hallerde herhangi birini, bir yeri, bir şeyi, uğradığımız yanılsamayla avunuyorduk belki de. Göremiyorduk bazı gerçekleri, karşıdan bakanlar gibi. O yüzden çok sevdiğimiz o kenti, İstanbul’u, dışarıdan gelip ziyaret eden yabancı yazarlar, güzeli de çirkini de, iyiyi de kötüyü de hemen fark ediyordu halbuki. Şehrin “ışığını” gördükleri kadar yolların “çamurunu” da gözden kaçırmıyorlardı. Ve bura insanlarının karakterine sinen yanlışları, doğruları…
Aslında bazen bazı şeyler dışına yansıyan kusursuzluğu, ihtişamı taşımıyordu içinde. Tam aksine Daphne du Maurier’nin hayatı gibi türlü irkiltici sırları örtüyordu.
Kimi hayatlar da Sevgi Soysal’ınkine benzer duru bir su şeffaflığındaydı. Ve o gönlünün sesini dinliyordu hep, hasret çekmektense tercih yapıyordu. Sevdiği şeyleri yaşamak için alıştıklarını, alışkanlıklarını bırakmayı göze alabiliyordu.
Doğrusunun ne olduğunu bilemiyorduk yine de hiçbirimiz. Onu pişmanlıklarımız belirliyordu… "

Rengin soysal K Dergi/77. Sayı