efrasiyabın hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efrasiyabın hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2008 Salı

tatlı hayat

geçen gün ölümü düşündüm. hem de uzun uzun. uyku tutmaz ve başım da çatlayacak gibi ağrırken aklıma ölüm geldi. ben normalde düşünmem ölümü pek fazla, babaannem dışında ciddi bir kaybım olmadı. babaannem giderken de ankaradaydım, annemler söylemediler bile dönünce haberini aldım. oysa çok severdim ben onu, okuma yazma bilmezdi belki ama birçok okumuş yazmış insandan daha güzel, daha aydın bakardı dünyaya. gencecik yaşında dul kalmış, tek başına 7 çocuğunu adam etmiş ve bir de bu arada çoklarının beceremediği bir şeyi becermiş: insanları yargılamamayı.

ne diyordum, ölümü düşündüm. ölümcül hastalıkların pençesindeki insanları, çocukları. haksızlık gibi geldi. ölsem dedim, ben ölsem belki annem babam bir de kardeşimle arkadaşlarım üzülecek; ama dünya dönmeye devam edecek, başkaları yaşayacak, yaşamaya devam edecek. oysa ben ne çok şey kaçırmış olacağım, ne çok. hani Efrasiyâb'ın Hikayeleri'nde ölüm geldiğinde herkes azraille pazarlık ediyor ya o misal (İhsan Oktay Anar-Efrasiyâb'ın Hikayeleri) ya da Tom Robbins'in Parfümün Dansı kitabındaki 1000 yıl yaşayan Kral Alobarla kadim eşi Kudra hesabı. ölüm adaletsiz, hayat kısa geldi.

gelme dedim ölüme gelme!
ben yine yeniden aşık olucam, ben henüz okumadığım onca güzel kitabı okuycam, ben görmediğim yerleri görücem daha. ve daha aklıma gelmeyen bir sürü şey var dedim.

acısıyla, tatlısıyla, bunalımlarıyla, sıkıntısıyla, kıskançlıklarıyla, sağ gösterip sol vurmalarıyla ah tatlı hayat sen ne kısasın.